İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.c. Başvurusu (B. No: 2016/64868)

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/64868Tarih27 Şubat 2020Okuma46 dk · 9.236 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm A.C. Başvurusu

Karar tarihi
27 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2016/64868
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.236 kelime·46 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/12/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından başvurucunun tutuklamanın hukuki olmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile tutuklama kararında kullanılan

ibareler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiaları bakımından

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, diğer temel hak

ve özgürlüklerin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise kabul edilemez

olduğuna karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Açıklamalar

8.Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde son

bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu

teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

10. Mardin Valiliği koordinatörlüğünde İl Emniyet Müdürlüğü

Toplum Destekli Polislik Büro Amirliğince yürütülen Sosyal Destek Programı

Projesi (SODES) kapsamında, seviye belirleme sınavına (SBS) girecek öğrencilere

"Güvenli Gelecek İçin Eğitimde Fırsat

Eşitliği" adlıhazırlık eğitimivelise öğrencilerine yönelik "İngilizce Yaz Eğitim Kampı 2"

adlı ingilizce eğitimi ile ilgili olarak yapılan ihalelerde birtakım

usulsüzlüklerin olduğu ve bu projelerle FETÖ/PDY'ye finansman sağlandığı

iddialarına yönelik olarak başvurucunun da aralarında yer aldığı birçok şüpheli

hakkında 2014 yılında Mardin Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) 2014/4846

soruşturma numarasına kayden soruşturma başlatılmıştır.

11. Mardin valisi olarak 27/5/2013 ve 4/6/2014 tarihleri

arasında görev yapan başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 24/7/2016

tarihinde konutunda yapılan arama sonrasında gözaltına alınmıştır. Başvurucu,

Mardin İl Emniyet Müdürlüğüne getirilerek on beş gün burada gözaltında

tutulmuştur.

12. Emniyet görevlileri tarafından ifade alma işlemi sırasında

başvurucuya FETÖ/PDY üyesi olma ile ilgili isnatlar yöneltilmiştir. Bu işlem

esnasında iki müdafi de hazır bulundurulmuştur. Başvurucu 7/8/2016 tarihli

ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir irtibatının bulunmadığını savunmuştur.

13. Başvurucu, Başsavcılıkça ifadesinin müdafii huzurunda

alınması sonrasında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 8/8/2016 tarihinde -başka

şüphelilerle birlikte- Mardin Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama

talep yazısı şöyledir:

" Şüphelinin üzerine atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu anlaşılmakla; şüphelinin üzerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst

haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK'nın [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100. vd. maddeleri uyarınca

tutuklanmasına ...[karar verilmesi talep olunur.]"

14. Başsavcılığın talep yazısının içeriği ve başvurucuya yönelik

suçlama, sorgu işlemi öncesinde Mardin Sulh Ceza Hâkimliği tarafından

başvurucuya anlatılmıştır. Bu sırada başvurucunun avukatı hazır bulunmuştur.

Başvurucunun sorgudaki ifadesi şöyledir:

" ... ben Mardin de 27 mayıs 2013 - 4

haziran 2014 tarihleri arasında görev yaptım ben göreve geldiğimde 2013 sodes

projeleri hazırlanmış ve kalkınma bakanlığının kabulüne sunulmuştu benim

dönemimde hiçbir hazırlık aşaması yoktu yanlızca bir kaç projede bütçe

kalemlerinde değişiklik yapılması ile alakalı tadilatlar vardı bunlarda bir kaç

imzam olabilir ben göreve iki hafta daha geç başlasam bunlarda da imzam

olmayacaktı benim paralel yapı ile bağlantılı olan hiç bir bankada hesabım

yahut yayın organına üyeliğim yoktur üç tane çocuğum vardır üniversite

çağındadırlar lise öğrenimlerini Ankarada pek çok bürokratın çocuğunun devam

ettiği Ahmet Ulusoy lisesinde tamamladılar bu okul cemaat ile ilintiliydi ancak

o tarihlerde cemaat terör örgütü olarak görülmüyordu üniversitede ise devlet

okullarında eğitim görmektedirler, oğlum şu anda bilkent üniversitesinde bursuz

olarak hukuk fakültesinde okumaktadır ben üniversite sınavı açıklandıktan sonra

turgut özal üniversitesi hukuk fakültesinden parasız ve burslu olarak teklif

gelmesine rağmen kendi cebimden para vererek bilkent e yazdırdım, ben Sinopta

vali olarak görev yapmaktayken kendisi de buralı olan M.G.nin bizzat istemesi

sebebiyle Mardine vali olarak atandım kendisi ile uygun bir çalışmamız oldu

halende görüşmekteyim halende beni hizmetlerimden dolayı iyi olarak anar, ben

Mardin den önce 5 yıl terör bölgesi olan Van da 1995-2000 yılları arasında

görev yaptım 15 temmuz darbe girişimi gecesi Genel kurmay başkanlığının önünde

bulunuyordum bu hususlar atmış olduğum tweetlerden de bellidir, üzerime atılı

suçlamaları kabul etmiyorum ..."

15. Mardin Sulh Ceza Hâkimliği 8/8/2016 tarihli kararıyla

tutuklama talebinin reddine ve başvurucu hakkında adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:

"Şüpheliler ... [A.C.] ... ve ...'un üzerlerine atılı silahlı terör

örgütüne üyelik suçunun CMK'nın [Ceza Muhakemesi Kanunu] 100 maddesinde düzenlenen katalog suçlardan olması

sebebiyle tutuklama nedeni varsayılabilir bulunmakla birlikte suç vasfının

şüpheliler lehine değişme ihtimali sebebiyle tutuklamanın orantılı olduğunu

söylemenin mümkün olmaması karşısında, tutuklama ile elde edilebilecek yararın

adli kontrol tedbirleri ile sağlanacağı anlaşıldığından,şüphelilerin5271 Sayılı

CMK.nın 109. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendi gereğinceyurt dışına

çıkışının yasaklanması ve (b) bendi gereğince her hafta pazartesi ve cuma günü

yerleşim yerindeki adli kolluğa imza vermek suretiyle adli kontrol altına

alınmalarına ... [karar verildi.]"

16. Başsavcılık 9/8/2016 tarihinde, Mardin Sulh Ceza

Hâkimliğinin tutuklama talebinin reddine dair kararına itiraz etmiştir.

Başsavcılığın itirazını değerlendiren Mardin Sulh Ceza Hâkimliği 9/8/2016

tarihinde, itirazın kabulü ile başvurucu hakkında tutuklamaya yönelik yakalama

emri çıkarılmasına karar vermiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şu şekildedir:

"[Başvurucunun] üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, dosyada mevcut

delil durumu, kaçacağına ve saklanacağına ilişkin bulgular bulunduğu

hakimliğimizde kanaat geldiğinden, ... adli kontrol karşılığı serbest

bırakılması kararına yapılan itirazın kabulüne ... [karar verildi.]"

17. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı sonrasında yakalanmış

ve Mardin Sulh Ceza Hâkimliğinin 10/8/2016 tarihli kararıyla tutuklanmıştır.

Söz konusu kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tüm dosya kapsamı birlikte

değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma

suçunu işlediğine Hakimliğimizce kanaat geldiğinden şüphelinin üzerine atılı

suçun kanunda öngörülen cezası, mevcut delil durumu ve şüphelinin

kaçma/saklanma şüphesi bulunduğuna göz önünde bulundurularak ayrıca Mardin Sulh

Ceza Hakimliği'nin 9/8/2016 tarih, 2016/2066 d.iş sayılı kararı gereğince

şüphelinin tutuklanmasına ... [karar verildi.]"

18. Başvurucu anılan karara 16/8/2016 tarihinde itiraz etmiştir.

Mardin Sulh Ceza Hâkimliği 25/8/2016 tarihli kararı ile başvurucunun itirazının

incelenmesi için dosyanın Midyat Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar

vermiştir. Başvurucunun bu itirazının değerlendirilerek sonucunun başvurucuya

tebliğ edilip edilmediği dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

19. Mardin Sulh Ceza Hâkimliği 2/9/2016 tarihinde, Başsavcılığın

talebi üzerine yaptığı inceleme sonunda "dosya

içerisinde bulunan bütün delil ve belgelerden şüphelilerin üzerlerine atılı

suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığının bulunduğu, üzerlerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları

dikkate alındığından kaçma/saklanma kuşkularının bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu bir kısım şüphelinin

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

20. Başvurucu, müdafii aracılığıyla 5/9/2016 tarihli

dilekçesiyle anılan karara itiraz etmiş olup Mardin Sulh Ceza Hâkimliği

9/9/2016 tarihli kararı ile başvurucunun itirazın incelenmesi için dosyanın

Midyat Sulh Ceza Hâkimliğine gönderilmesine karar vermiştir. Başvurucunun bu

itirazının değerlendirilerek sonucunun başvurucuya tebliğ edilip edilmediği

dosya kapsamından anlaşılamamaktadır.

21. Başvurucu, bahse konu itirazlarının değerlendirildiği

hususunda kendisine uzun bir süre bilgi verilmemesi ve başvuru tarihinde

tutukluluğunun devam etmesi nedenleriyle itirazlarının reddedildiğinin açıkça

anlaşıldığını belirterek 25/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

22. Soruşturma işlemleri devam ederken başvurucunun müdafii

13/2/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesini talep etmiştir. Bunun üzerine

Mardin 2. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte

tutuklulukta geçirilen süreyi ve delillerin toplanmış olmasını dikkate

alarak başvurucunun serbest bırakılmasına karar vermiştir. Bununla birlikte

Hâkimlik başvurucu hakkında yurt dışına çıkışının yasaklanmasına ve haftanın

belirli günlerinde yerleşim yerine en yakın adli kolluk birimine başvurarak

imza atmak suretiyle adli kontrol tedbirinin uygulanmasına hükmetmiştir.

23. Başsavcılık 23/3/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun

FETÖ/PDY'ye üye olma, ihaleye fesat karıştırma, kamu kurum ve kuruluşlarının

zararına dolandırıcılık, 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin

Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'a muhalefet suçlarını işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası

açmıştır. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkındaki genel bilgilere, sonrasında

başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılık,

başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir. İddianamede suçlamaya esas

alınan olgular özetle şöyledir:

i. "Güvenli Gelecek İçin

Eğitimde Fırsat Eşitliği" isimli projenin 7/6/2013 tarihli

"Mardin Gezisi" yazısının

olur kısmında ve SODES Proje Koordinasyon Biriminin Mardin Valiliğine hitaben

yazdığı 4/6/2013 tarihli revize

konulu yazısının 31/5/2013 tarihli olur kısmındabaşvurucunun imzalarının

bulunduğu, bahse konu evrakta belgenin yazıldığı tarihle imzalanan olur

bölümündeki tarih arasında fark olduğu, bu çerçevede evrakın olur tarihinin

evrak tarihinden önce olmasının anılan belgelerin usulsüz düzenlendiğini

gösterdiği ileri sürülmüştür.

ii. "İngilizce Yaz

Eğitim Kampı 2" isimli projenin SODES Proje Koordinasyon

Biriminin Mardin Valiliğine hitaben yazdığı 10/7/2013 tarihli yazısının olur

kısmında başvurucunun imzasının bulunduğu belirtilmiştir.

24. Başvurucuya isnat edilen suçlara dayanak alınan bu olgulara

ilişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"... Şüphelinin [başvurucu] Fethullahçı Silahlı Terör Örgütünün amaçları ve

hedefleri doğrultusunda hareket ettiği,Fethullahçı Silahlı Terör Örgütüne

finans sağlamak için faaliyetlerde bulunduğu, SODES projeleri ile ilgili olarak

gerekli denetimleri yapmadığı/yaptırmadığı ve Kamu Kaynaklarının zarara

uğratıldığı, şüphelinin örgüt üyesi olarak İhaleye Fesat Karıştırmak ve Kamu

Kurumu Aleyhine Nitelikli Dolandırıcılık suçunu işlediği tespit edilmiştir.

...

FETÖ/PDY terör örgütü elebaşı Fetullah

GÜLEN’in talimatları doğrultusunda örgüte maddi destek ve elaman kazandırmak

amacıyla kurulan dernek, okul, şirketler çatısı altında müzahir kesim ve

örgütle bağlantısı olmayan halktan dini duygularını istismar ederek

topladıkları menkul/gayri menkul getiriler ilemaddi gelir elde ederek terör

örgütünün yapmış olduğu her türlü eylem ve faaliyetlere maddi olarak

destekverdikleri, ..., ayrıca Kalkınma Bakanlığı bünyesinde ilimizdeki SODES

birimindeki projelerin bu örgüte finansman sağlanmak suretiyle şirket ve

dernekler ile kurumlarda bulunan bu örgüt mensuplarına aktarıldığı, yapılan

ihalelerin Fetullahçı Silahlı Terör Örgütüne verilmesi için imkan sağlandığı,

bir kısım ihalenin kağıt üzerinde bu örgüte verilmek suretiyle yapıldığı bu

şekilde kamu kurumu zararına dolandırıcılık ve ihaleye fesat karıştırmaksuçunu

işledikleri, yapılan hizmet vemalalımlarınınamacı dışında kullanıldığı proje

kapsamında ücretsiz dershane hizmeti alan öğrencileri örgüte kazandırma

açısından sohbet ortamlarına çağırdıkları ve gazete, dergi aboneliği yaptırarak

örgütün sosyal açısından toplum önünde yararlı bir yapı gibi gösterildiği ve bu

projeler üzerinden öğrencilere örgütün propagandasının yapıldığı, hizmet

alımlarında proje kapsamında götürülen öğrencilerden alınmaması gereken

ücretlerin tahsil edildiği, ... anlaşılmıştır."

25. Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi 11/4/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2017/314 sayılı dosyası

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

26. Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun da aralarında

bulunduğu bir kısım sanık hakkında yetkisizlik kararı verileceği gerekçesiyle

14/4/2017 tarihinde dosyayı tefrik (ayırma) etmiş olup anılan dava Mahkemenin

E.2017/358 numarasına kaydedilmiştir.

27.Mardin 3. Ağır Ceza Mahkemesi 2/1/2017 tarihli ve 680 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname ile4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 161/6

maddesinde vali ve kaymakamların kişisel suçları hakkında soruşturma ve

kovuşturma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yere bağlı olan bölge adliye

mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına ve aynı yer ağır

ceza mahkemesine ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle

4/5/2017 tarihinde yetkisizlik kararı vererek dosyayı Gaziantep Ağır Ceza

Mahkemesine göndermiştir.

28. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesince 17/7/2017 tarihinde

yapılan tensip (duruşmaya hazırlık) incelemesi sonunda başvurucu hakkında

yargılama yapılması için dosyanın yetkisizlikle Ankara Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmiştir.

29. Dosya kendisine gönderilen Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi de

16/8/2017 tarihli tensip incelemesi sonunda karşı yetkisizlik kararı ile

dosyayı tekrar Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine hükmetmesinin

yanı sıra ortaya çıkan olumsuz yetki uyuşmazlığı konusunda karar verilmesi için

dosyayı Yargıtay Başkanlığına göndermiştir.

30. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 11/10/2017 tarihli kararı ile

Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesini yetkili mahkeme olarak belirlemiştir.

31. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. 14/7/1965

tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Kovuşturma ve Yargılama" kenar başlıklı 24.

maddesi şöyledir:

"Devlet memurlarının görevleri ile ilgili

veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma

yapılması ve haklarında dava açılması özel hükümlere tabidir."

33. 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu

Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un "Amaç" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, memurlar ve diğer kamu

görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek

usulü düzenlemektir."

34. 4483 sayılı Kanun'un "İzin

vermeye yetkili merciler" kenar

başlıklı 3. maddesinin 6/12/2019 tarihli ve 7196 sayılı Kanun'un 51.

maddesi ile değiştirilen ilgili kısmı şöyledir:

" Soruşturma izni yetkisi

...

e) (b) ve (c) bentlerindeki hükümler saklı

kalmak kaydıyla Cumhurbaşkanı kararıyla atanan memurlar ve diğer kamu

görevlileri hakkında Cumhurbaşkanı veya ilgili bakan

...

Yokluklarında ise vekilleri tarafından bizzat

kullanılır."

35.4483 sayılı Kanun'un "Hazırlık

soruşturmasını yapacak merciler " kenar başlıklı 12. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hazırlık soruşturması genel hükümlere

göre yetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. Ancak

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel

Sekreteri, Bakan yardımcıları ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan

hazırlık soruşturması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili,

kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet başsavcısı veya

başsavcıvekili tarafından yapılır."

36. 4483 sayılı Kanun'un "Yetkili

ve görevli mahkeme" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Davaya bakmaya yetkili ve görevli

mahkeme, genel hükümlere göre yetkili ve görevli mahkemedir. Ancak

Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel

Sekreteri, Bakan yardımcıları ve valiler için yetkili ve görevli mahkeme

Yargıtayın ilgili ceza dairesi, kaymakamlar için ise il ağır ceza

mahkemesidir."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Tanımlar"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Bu Kanunun uygulanmasında;

...

j) Suçüstü:

1. İşlenmekte olan suçu,

2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden

hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek

yakalanan kişinin işlediği suçu,

3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren

eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu,

...

İfade eder."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya

bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir."

40. 5271 sayılı Kanun'un

"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" kenar başlıklı

161. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

"(5) Kanun tarafından kendilerine verilen

veya kanun dairesinde kendilerinden istenen adliye ile ilgili görev veya

işlerde kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kamu görevlileri ile Cumhuriyet

savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma

veya ihmalleri görülen kolluk âmir ve memurları hakkında Cumhuriyet

savcılarınca doğrudan doğruya soruşturma yapılır. Vali ve kaymakamlar hakkında

2.12.1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin

Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri, en üst dereceli kolluk amirleri hakkında

ise, hâkimlerin görevlerinden dolayı tâbi oldukları yargılama usulü uygulanır.

(6) Vali ve kaymakamların kişisel suçları

hakkında soruşturma ve kovuşturma yapma yetkisi, ilgilinin görev yaptığı yerin

bağlı olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet

başsavcılığı ve aynı yer ağır ceza mahkemesine aittir. Ağır ceza mahkemesinin

görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre

yapılır."

41. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı

314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

42. 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanun'un "Sulh ceza

hâkimliği" kenar başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller

saklı kalmak üzere, yürütülen soruşturmalarda hâkim tarafından verilmesi

gerekli kararları almak, işleri yapmak ve bunlara karşı yapılan itirazları

incelemek amacıyla sulh ceza hâkimliği kurulmuştur."

43. 5235 sayılı Kanun'un

"Ağır ceza mahkemesinin görevi" kenar başlıklı 12.

maddesinin birinci cümlesi şöyledir:

"Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller

saklı kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m. 148), irtikâp (m.

250/1 ve 2), resmî belgede sahtecilik (m. 204/2), nitelikli dolandırıcılık (m.

158), hileli iflâs (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü

Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (318, 319, 324,

325 ve 332 nci maddeler hariç) ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar ile ağırlaştırılmış

müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren

suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir."

44. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-997, K.2017/404 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken

konu, İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi arasında

oluşan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkindir.

...

Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme

kavuşturulabilmesi için, öncelikle konuyla ilgili kavramlar ve bu kavramlara

ilişkin yasal düzenlemelerin üzerinde durulması gerekmektedir.

5271 sayılı CMK'nun 2. maddesinde tanımlanan

'soruşturma' ve 'kovuşturma'nın yürütülmesine ilişkin usul ve esasları içeren

genel hükümler aynı Kanunda düzenlenmiş, suçun niteliği ile failin sıfatından

kaynaklanan özel soruşturma usulleri ile kovuşturma makamlarının belirlenmesine

ilişkin hükümler ise Anayasa ve ilgili kanunlarda ayrıca hüküm altına alınmıştır.

Buna göre ana kural, soruşturma işlemlerinin yürütülmesi ve kovuşturma

makamlarının belirlenmesi açısından genel hükümlerin uygulanması olup, bu

husustaki özel hükümler ise; failin sıfatı ve/veya suçun niteliğine bağlı

olarak, belirli ilkeler doğrultusunda ve mevzuatta açıkça belirtilen istisnai

hallerde uygulanmaktadır.

...

... Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen

kararlarında açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten

ayrılması gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin

yakalanma ile kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin

buna göre belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan şüpheli konumunda bulunan ... yakalandıkları anda 'ağır ceza

mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli'nin mevcut olduğu ve ... soruşturmanın

genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

...

... millet iradesine dayalı demokratik rejimi

koruma amacıyla düzenlenen dava konusu suçların, herhangi bir kamu göreviyle

bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenmesi zorunlu olmadığı gibi, 'özgü

suç' niteliği taşımayan bu suçlar açısından failin memur olmasının kurucu unsur

da olmadığı, sanık hakkındaki iddianamede ... sanığın kişisel irade ve

eylemleriyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olduğu, Cumhuriyet savcılığı

sıfatından bağımsız olarak, özünde anılan örgütün üyesi sıfatıyla ve örgüt

üyeliğinden kaynaklanan hiyerarşi içerisinde hareket ederek örgütün Türkiye

Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik herhangi

bir kamu göreviyle bağdaşmayan nihâi amacına ulaşmak için bir süreç ve basamak

olarak gördüğü yargısal mekanizmalara egemen olma faaliyetleri kapsamında özel

yetkili Cumhuriyet savcılığına yerleştirildiği, örgütsel amaçların

gerçekleştirilmesine yönelik örgütsel motivasyon ile hareket ederek örgüt adına

çalışmalar yaptığı, böylece örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği belirtilen

dava konusu suçlara iştirak ettiğine dair nitelendirme ile kamu davası

açıldığı, bu nedenle sanığın eylemlerinin kişisel suç olarak kabulü gerektiği

... dikkate alınarak açıklanan sebeplerle Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

görevsizlik kararının usul ve yasaya uygun olduğu kabul edilmelidir.

..."

45. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 20/4/2015 tarihli ve

E.2015/1069, K.2015/840 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Silahlı örgüt üyeliği suçu; silahlı bir

örgütün kuruluş amaçlarını, faaliyet ve eylemlerini benimseyerek gönüllü olarak

örgüt hiyerarşisine dahil olmayı tercih etmek suretiyle işlenmektedir. Bu

bakımdan eylemin iradi olması ve örgüte iştirak bilinç ve iradesiyle hareket

edilmiş olması gerekir. Suç, örgüte üye olma fiilinin gerçekleştiği anda

tamamlanmakla birlikte, üyelik süresince eylem temadi etmektedir ..."

46. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve

E.2015/7367, K.2016/2130 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"Mütemadi suçlardan olan silahlı terör

örgütüne üye olma suçunda temadinin yakalanma ile kesileceği, örgüte katılma

tarihi ile yakalanma tarihi arasında silahlı terör örgütünün amaçladığı suçu

gerçekleştirmeye elverişli olan ve vahamet arz eden eylemlerin gerçekleşmesi

halindetüm eylemleringeçitli suça ilişkin kurallar ile fikri içtima hükümleri

de nazara alınıp hukuken birlikte değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu... [anlaşılmıştır.]"

47. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 18/7/2017 tarihli ve

E.2016/7162, K.2017/4786 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"Örgüt Üyeliği:

TCK 220/2 maddede düzenlenmiştir.

...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine

getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.

Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün

emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup

faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve

talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin

en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt

yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak

örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi

dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet

duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

...

Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için

örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise

de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya

da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç

olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.

...

Temadi eden suçlardan olan örgüt üyeliği,

hukuki veya fiili kesinti gerçekleşinceye kadar tek suç sayılır. Örgüt üyeliği,

yakalanma, örgütün dağılması, örgütten ihraç ya da kendiliğinden örgütten

ayrılma gibi sebeplerden sona erer. Yakalanmayan sanık hakkında düzenlenen

iddianame temadi eden suç için hukuki kesinti oluşturmaz ...

...

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek

katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası

olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye

olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle

hareket etmelidir ...

Tüm faillerin kastının suç işlemek amacıyla

kurulmuş bir örgüte katılmak olması gerekirken hepsinin de aynı suçları işlemek

amacında olması gerekmez. Bir oluşuma dahil olan kişinin bu oluşumun suç

işlemek amacında olduğunun bilincinde olması aranır.

...

Terör Örgütü Kurma Yönetme ve Üye Olma

Suçları:

TCK'nın 314. maddesi bakımından; bir oluşumun,

bir yapılanmanın silahlı terör örgütü sayılabilmesi için, TCK'nın 220.

maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunda örgütün varlığı için

gerekli koşullar yanında, Türk Ceza Kanununun ikinci kitap, dördüncü kısım,

dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları 'amaç suç' olarak işlemek

üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede

silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkanına sahip bulunması

gerekir. Bu suçu, TCK'nın 220.maddesinde düzenlenen suçtan ayıran en önemli

ölçüt budur.

..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

48. Mahkemenin 27/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

49. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararla

tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerinin

bulunduğunun somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını,

tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

50. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte vali olması dolayısıyla hakkında soruşturma veya

kovuşturma yapılabilmesi için 4483 sayılı Kanun'a ve 5271 sayılı Kanun'a göre

gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz

mercilerce hukuka aykırı olarak tutuklanmıştır.

51. Bakanlık görüşünde öncelikle 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesindeki tazminat yolunun tüketilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esas

bakımdan yapılacak inceleme yönünden ise Bakanlık; başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin hukuki olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

incelenmesi ve başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin meşru bir

amacının olup olmadığı değerlendirilirken tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşulların göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etmiştir. Bakanlık

ayrıca darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi

ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki

koruma tedbirlerinin yetersiz kalmasının söz konusu olabileceğine dikkat

çekmiştir. Bakanlık, tutuklama kararının gerekçesinden başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillere

dayanıldığının anlaşıldığı ve tutuklamaya dair verilen kararlara ilişkin

gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğunun

savunulamayacağı görüşündedir. Soruşturmanın başlangıç tarihi itibarıyla vali

olması nedeniyle hakkında özel soruşturma usulünün uygulanmadığı şikâyeti

yönünden ise Bakanlık; suçun niteliğinin belirlenmesinin soruşturma ve

kovuşturma aşamalarını yürüten adli mercilere ait olduğu, başvurucu hakkındaki

soruşturmanın yürütüldüğü suç olan silahlı terör örgütü üyeliği suçunun temadi

eden suçlardan olduğu ve kişinin yakalanması ile kesintiye uğradığı dikkate

alındığında somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçüstü

hâlinin mevcut olduğu, bu anlamda kişisel suç ve ağır cezalık suçüstü hâlinin

somut olayda bulunduğu kanaatine varıldığından başvurucu hakkındaki

soruşturmanın genel soruşturma usulüne göre yürütülmesinde herhangi bir

keyfîyetin mevcut olmadığı görüşündedir.

52. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel

hatlarıyla başvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.

B. Değerlendirme

53. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

55. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

tutuklanmasının hukuki olmadığına yönelik olduğu anlaşılmakla anılan

şikâyetlerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

56. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

Kadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamışlardır.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

57. Genel ilkeler için bkz.

Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

59. Diğer taraftan başvurucu, bir vali olarak mesleğinden

kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

60. 4483 sayılı Kanun'un 1. maddesinde anılan Kanun'un amacı,

memurlar ve diğer kamu görevlilerinin vazifeleri sebebiyle işledikleri suçlar

dolayısıyla yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve

izlenecek usulünü düzenlemek olarak ifade edilmiş; 3. maddesinin (e) numaralı

fıkrasında da valiler hakkında görev sebebiyle işlendiği ileri sürülen bir suç

nedeniyle hangi makamın izin vereceğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Aynı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde valilerin görev sebebiyle işlendiği iddia

edilen suçlarda yetkili soruşturma merciinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı

veya Başsavcı vekili olduğu, yargılama merciinin ise Yargıtay ilgili ceza

dairesi olduğu belirtilmiştir.

61. 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin (6) numaralı fıkrasında

ise valilerin kişisel suçları hakkında genel hükümlerinuygulanacağı,

soruşturmavekovuşturmayapma yetkisinin valinin görev yaptığı yere bağlı olan

bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığı ile aynı

yer ağır ceza mahkemesine ait olduğu, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı

belirtilmiştir.

62. Esasen tutuklamanın hukukiliği bağlamında önemli olan husus

kanundan kaynaklanan bir tutuklama engelinin bulunup bulunmadığıdır. Bu

kapsamda valiler ile ilgili olarak kişisel suçları yönünden soruşturma ve

yargılamayı yürütecek mercilerle alakalı bir düzenleme mevcut ise de bu suçlar

bakımından soruşturma yapılması veya tutuklama tedbirine başvurulması için bir

makamdan izin alınması söz konusu değildir. Başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçunun kişisel suç olduğunda da bir kuşku bulunmamaktadır

(aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 123; bkz. §44). Buna

göre ağır cezalık suçüstü hâli olmasa da kişisel suçları yönünden valilerin

tutuklanmasının önünde kanuni bir engel bulunmamaktadır.

63. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun vali

olması nedeniyle Anayasa veya 4483 sayılı Kanun'dan kaynaklanan güvenceler

uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu

itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbiri

yönünden ayrıca suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının,

tutuklamanın meşru bir amacının olup olmadığının ve ölçülülüğünün incelenmesi

gerekmektedir.

65. Somut olayda başvurucu hakkında 2013 yılındaki birtakım

faaliyetler dolayısıyla 2014 yılında başlatılan bir soruşturma kapsamında

-darbe teşebbüsünden sonra- 2016 yılında tutuklama tedbirine başvurulmuş,

sonrasında da iddianame tanzim edilerek kamu davası açılmıştır.

66. Mardin Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel

olarak değinilmiş ancak herhangi bir olguya ilişkin başka açıklamaya yer

verilmemiştir (bkz. § 17).

67. İddianamede ise suçlamaya ilişkin olarak soruşturmaya konu

edilen ve usulsüz işlemlerle gerçekleştirildiği ileri sürülen iki SODES

projesine ilişkin evrakta başvurucunun imzasının bulunmasına dayanılmıştır

(bkz. § 23). Anılan proje kapsamındaki bir kısım faaliyetlerin ve bu bağlamda

ihalelerin FETÖ/PDY'ye gelir temin etmek ve bu örgüte finansal destek sağlamak

amacıyla gerçekleştirildiği ve bu kapsamda başvurucunun da imzasını taşıyan

belgelerde birtakım usulsüzlüklerin bulunduğu ifade edilmiştir. Ancak başta

tutuklama kararı olmak üzere soruşturma belgelerinde söz konusu faaliyetler ile

FETÖ/PDY arasındaki ilişkiye dair olguların yanı sıra başvurucunun eylemlerinin

bu örgüte destek olma gayesi ile icra edildiğine yönelik olguların etraflı bir

şekilde ifade edildiğini söylemek oldukça zordur.

68. Buna göre tutuklama tedbirinin hukukiliğinin ön şartı olan

başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtinin -Anayasa Mahkemesinin

inceleme ölçütlerine uyumlu olarak- ideal bir şekilde ortaya konulması söz

konusu olmamakla birlikte somut olayın koşullarında tutuklamanın hukukiliğinin

belirlenmesinde asıl incelemenin tutuklama nedenleri ve ölçülülük bağlamında

yapılmasının daha uygun olacağı değerlendirilmiştir.

69. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki tutuklama kararında isnat

konusu suça ilişkin yaptırımın ağırlığı ile başvurucunun kaçma şüphesinin

bulunmasına değinildiği, tutuklamanın ölçülülüğü yönünden ise bir değerlendirme

yapılmadığı görülmektedir (bkz. § 17).

70. Başvurucu hakkında temel tutuklama nedeni olarak dayanılan

kaçma şüphesinin ve bu bağlamda tutuklamanın işin niteliğine göre ölçülü olup

olmadığının belirlenmesinde başta soruşturma süreci olmak üzere somut olayın

tüm özelliklerinin gözönüne alınması gerekmektedir.

71. Bu çerçevede ilk olarak başvurucu, hakkında soruşturma

başlatıldığı tarihten yaklaşık iki yıl sonra -darbe teşebbüsünden sonra-

tutuklanmıştır. Başvurucuya isnat edilen ve tutuklamaya konu suça ilişkin

eylemlerin 2013 yılında işlendiği görülmektedir. Başvurucunun bu süreç içinde

kaçma hazırlığının ya da bu yönde bir eğiliminin olduğuna yönelik tutuklama

kararında herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

72. Öte yandan Anayasa Mahkemesi suç tarihi ile tutuklama tarihi

arasında önemli zaman diliminin bulunduğu bazı olaylara ilişkin başvurularda

ölçülülük bağlamında değerlendirme yaparken -süreç itibarıyla- tutuklamanın

gerekliliğine dair de incelemelerde bulunmuştur.

73. Bu kapsamda Erdem Gül ve

Can Dündar ([GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, §§ 79-81) kararında,

başvurucular hakkında soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasından

sonra tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçen yaklaşık altı aylık

sürede soruşturma makamlarının suça konu edilen haberler dışında hangi delile ulaştıklarının

ve dolayısıyla tutuklama tedbirinin uygulanmasının neden gerekli olduğunun

somut olayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerinden

anlaşılmaması hususu, başvurucuların kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılırken dikkate alınan olgulardan biri olmuştur. Anayasa

Mahkemesi buna karşılık Mehmet Baransu (2) (B.

No: 2015/7231, 17/5/2016, §§ 139-141) ve Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri (B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 228-232)

kararlarında suçun işlendiği tarih ile tutuklama tedbirinin uygulandığı tarih

arasında uzun bir süre geçmiş olmasına rağmen bu süre içinde soruşturma

işlemlerinin devam ettiğini ve soruşturma makamlarının hareketsiz kalmadığını

dikkate alarak bu tutuklamaların süreç bakımından gerekli olmadığı sonucuna

varmamıştır.

74. Somut olayda ise başvurucu 2013 yılındaki eylemlerle ilgili

olarak 2014 yılında başlatılan soruşturmada, soruşturmanın başlamasından

yaklaşık iki yıl sonra tutuklanmıştır. 2014 yılında başlatılan soruşturmada,

darbe teşebbüsüne kadar soruşturma mercilerince başvurucunun tutuklanmasına

gerek görülmemiştir. Soruşturmanın başlaması ile tutuklama tedbirinin

uygulanması arasındaki iki yıllık bu dönemde suça ilişkin yeni bir olgunun

tespit edildiği soruşturma mercilerince ortaya konulmamıştır. Bu çerçevede

başvurucunun suça konu edilen SODES projesiyle bağlantılı olanların dışında

FETÖ/PDY ile örgütsel ilişkisinin devam ettiği hususunda tespit edilen herhangi

(yeni) bir olgunun varlığı da ifade edilmemiştir.

75. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin süreç yönünden ölçülü olduğunu söylemek mümkün

görünmemektedir. Nitekim başvurucunun tutuklanması talebine ilişkin ilk

değerlendirmeyi yapan Mardin Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama talebinin reddine

karar verirken tutuklamanın orantılı

olmadığı ve aynı yararın adli kontrol tedbirleri ile sağlanacağı

değerlendirmesinde bulunduğu görülmektedir (bkz. § 15).

76. Bu itibarla tutuklama nedenlerinin bulunduğuna ve

tutuklamanın ölçülü olduğuna dair olgular yeterince ortaya konulmadan başvurucu

hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına ilişkin olarak Anayasa'nın 13. maddesi ile 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır.

78. Son olarak başvurucu, tutuklama kararında "silahlı

terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine kanaat geldiği" belirtilerek suçlu

olduğu ön kabulü doğrultusunda tutuklanması nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüşse de tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması karşısında

ayrıca karardaki bir ibare nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği

yönündeki iddianın incelenmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir."

80. Başvurucu, tahliyesine karar verilmesi istemiyle birlikte

5.000.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

81. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler

belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte

ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun

ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal

edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

82. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

83. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Soruşturma sürecinde 13/2/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine

karar verilmiştir ve tutukluluk hâli sona ermiştir.

84. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahale

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA

Kadir ÖZKAYA ve Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA,

C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR'ün karşıoyu ve OYÇOKLUGUYLA,

D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Gaziantep 10. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2017/553) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/2/2020 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucu hakkında, valilik yaptığı ilde yapılan SODES

Projelerine ilişkin ihalelerde bir takım usulsüzlükler yapmak suretiyle FETÖ

örgütüne finansman sağladığı iddiasıyla 2014 yılında Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma başlatılmış, bu soruşturma tutuksuz olarak sürdürülmekteyken 15

Temmuz darbe girişimi sonrası 10.8.2016 tarihinde tutuklanmış, 13.2.2017

tarihinde adli kontrol şartıyla tahliye edilmiş, 23.3.2017 tarihinde FETÖ

örgütü üyeliği, ihaleye fesat karıştırmak, kamu kurum ve kuruluşlarının

zararına dolandırıcılık, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi

Hakkındaki Kanun’a muhalefet suçlarından hakkında iddianame düzenlenmiş olup,

yargılamanın halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu hakkındaki

suçlamalar nedeniyle soruşturmanın 2014 yılında başlatıldığı ve o tarih

itibariyle tutuklama tedbirine başvurulmadığı anlaşılmaktaysa da; 15 Temmuz

2016 tarihinden sonra bu türden tüm hazırlık soruşturmalarının yeniden ele

alındığı ve olayların üzerine daha dikkatli bir şekilde gidildiği gerçeği ve

iddianamede başvurucu bakımından ortaya konulan olguların vahameti gözönüne

alındığında, soruşturma başlatıldıktan iki yol sonra hakkında tutuklama

tedbirine başvurulmasında zaruret görülmesinde herhangi bir hukuka aykırılık

bulunmadığı, derece mahkemelerinin suç işlendiğine dair kuvvetli belirti

olgusunu yeterince ortaya koydukları, karar gerekçelerinin ilgili ve yeterli

olduğu, dolayısiyle Anayasanın 19. Maddesinin 3. fıkrasının ihlâl edilmediği

kanaatine vardığımdan; çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadık.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki HAKYEMEZ

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

Ali Rıza SÖNMEZ

Başvurucu

:

A.C.

KARŞIOY

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:

2012/403, 26/3/2013, § 16).

Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olması

yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başka

söyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’da

öngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özü itibarıyla

tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olması

gerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına

yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından

etkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunma

kapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dair

şüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradan

oluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamda

değerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).

Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiği

konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketme

girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorum

yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargı

organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları

ışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makul

bir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunu

kullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununla

birlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz

konusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal

davaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme

yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halinde

mahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri

ihtimali her zaman vardır.

Somut olayda 10.08.2016 tarihinde tutuklanan ve 25.12.2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlı tutulma

durumu, 13.02.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliye edilmesiyle)

birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesince

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlı olarak

hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan, bireysel

başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecek olan

olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktar tazminata

hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel bir ihlal

kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi) bir

sonuç ortaya çıkmayacaktır.

Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireysel

başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireysel

başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek ve

giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak arama

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesinin

mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunup

bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklama

tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1

Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı Ceza

Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlu

bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralı

fıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynı

Kanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanın

devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)

Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç

soruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...

kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."

Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıf yapılmaktadır.

Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni, ölçülülük gibi)

öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen bir kişi için Kanun

tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.

Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireysel

başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sona

ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilen

beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir arada

gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğu

iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davası

açabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucu

tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olması

veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olması

hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK

141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.

Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına

ilişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımını

sonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,

tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminata

konu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenen

tazminat nedenine ilişkin durumdur.

Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;

başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu

hakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK

141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle

kabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK

141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusu

hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası

yönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4 Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm

başvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esası

incelenmektedir.

Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmiş

olan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına karar

verilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede

yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm

verilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenen

tazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme, tutukluluğun

kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makul sürenin veya

kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarının tüketilmemesi

gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5

Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukuki

olmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindeki

tazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,

gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetle

sonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızın

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilmektedir.6

Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıf

yapıldığı için gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.

maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddia

edilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersine

oluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasının

var olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlarda

atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiği

iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibar

edilmesi mümkün değildir.8

Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuka

aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, Anayasa

Mahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yoluna

başvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucunun tutuklama

tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesi çelişkili bir

durum oluşturmaktadır.

Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolunun

bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapma

yaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri gönderme

merkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalı

başvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele

oluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi

bir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu

edilebileceğini belirterek incelememiştir.

İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türk

hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dair

kararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan ve kanunun

objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddüt uyandırmayan

bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasının söz konusu

yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesi bakımından

yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bu güne kadar

böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösteren herhangi bir

mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkin etkili bir

başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifade etmiştir.9

Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabul

edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,

tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya da

tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işlemine

karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada

incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme,

buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar

bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını

iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden

şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik

kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece

mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10

Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişinin

CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin ve

tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitin

devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürüten

mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkında

mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veya

kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklama

tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiği

veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolunun

etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu

bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya

mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını

söylemek yerinde olacaktır.

Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygun

olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanması

hukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucuna

varılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğun

hukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız bir

inceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,

Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine Bireysel

Başvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğinin

incelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veya

beraat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemi

olmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veya

davanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği

incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyor

olması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğinin

incelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle bir

inceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlik

kararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceği

gibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygun

olduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmiş olan başvurucunun

tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, Ali Bulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen

başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.

Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliği

bağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısal

sürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığı

anlaşılmaktadır.

Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminat nedeninin, yargısal

sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konu edilebilecek tazminat

nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusu kararlara göre, kanuna

uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya

yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûm olup da gözaltı ve

tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya

işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle

zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlaka davanın esasıyla

ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemek zorunluluğu

bulunmaktadır.

Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı

olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,

tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağına

ilişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasını

inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtina

edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmek

gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağır

ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığını

inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülen

şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundan kaynaklanan

görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayı yürüten herhangi

bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliye kararı, yapılan

itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının

var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir

tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh

ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının

tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde de herhangi bir engel

bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındaki

tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminat

yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün

sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik

iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)

bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin

yaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındaki

kamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yolu

aşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadı

doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkin

kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetli

suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birlikte devam

edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) Nitekim Anayasa

Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olup esastan

incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklama

nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca,

bu konuya ilişkin olup başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı verilen başvurularda da, tazminat davasına bakacak olan

mahkemenin de kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup

olmadığını değerlendireceği varsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür

başvurularda kişilerin tazminat davası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi.

Sonuç olarak, eğer tazminat davasına bakacak mahkeme, uzun tutukluluk

şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını

inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerinden kaynaklanan

davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.

Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da

değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun

tutukluluk şikâyetini, inceleme tarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması

nedeniyle CMK 141’de düzenlenen tazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına neden

olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple

siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak ise

Anayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağı

tazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterli

giderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edip

etmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almak

durumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesinde

öngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerinin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahale

sonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunu

ifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal

edildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,

tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili

olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiası

zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK

141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğünün

ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucunun

tutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığını

tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespit

edebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal

ettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veya

takipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.

maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunu

belirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

vermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,

B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-a

bendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkili

davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.

Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı

141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK

141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikte

etkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminat

istenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.

Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğini

tespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM

de Mergen ve diğerleri kararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun

tüketilmesi gerektiği itirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e

bendinin değil, 141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim

Anayasa Mahkemesi de bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine

de atıf yapma gereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı

olmadığı için tahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün

değildir.

Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde

tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanın

ilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinin

tahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

Açıkladığımız gerekçelerle başvurunun, başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini

düşündüğümüzden çoğunluğun işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oluşan

görüşüne katılmadık.

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Selahaddin MENTEŞ

__________________

1 Halas Aslan, B.

No: 2014/4994, 16.2.2017.

2 Reşat Ertan,

2013/5700, 15/04/2015, § 26; Mehmet Emin Güneş, 2013/5707, 16/04/2015, § 29;

Mecit Gümüş, 2013/9105, 25/6/2015, §32; Hüseyin Hançer, 2013/8319, 7/1/2016,§§

39, 40; Ömer Köse, 2014/12036, 16/11/2016, § 34

3 Kamil Erdoğan, B.

No: 2017/4023, 19/4/2018, §40; Bilal Canpolat, §§ 37-43; Fatma Maden, §49;

Ertuğrul Raşit Benal, B. No: 2016/25245, 17/7/2018, §42

4 Fatma Maden, §47,

Ertuğrul Raşit Benal, §40

5 Erkam Abdurrahman

Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §54; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,

29/9/2016,§37

6 Neslihan Aksakal,

B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 30- 38; Ahmet Ünal, B. No: 2016/17624,

9/5/2018, § 24-26.

7Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı

8 Benzer durumlar

bakımından, Yargıtay uygulamasında tazminat yolunun başarıyla uyguladığını

gösteren emsal kararlar bulunmamakla birlikte, böyle bir hukuk yolunun

kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz

konusu değildir.

9 B.T. [GK], B. No:

2014/15769, 30/11/2017, §§ 40-60.

10 Cafer Yıldız,

B.No: 2014/9308, 9/1/2018, §§ 37-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,

§§ 37-40.

11 Bkz. Besime Konca,

B. No: 2017/5867, 3/7/2018.

12 Mehmet Özdemir, B.

No: 2017/37283, 29/11/2018

13 Ali Bulaç [GK], B.

No: 2017/6592, 3/5/2019

14 bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/7/2015 tarihli ve E.2014/20624, K.2015/12265 sayılı,

1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararları.

15 İrfan Gerçek, B.

No: 2014/6500, 29/9/2016, § 19, 37

16 Bkz. Örneğin,

Hüsnü Aşkan, B. No: 2015/4057, 31/10/2018, § 45, Halas Aslan, B. No: 2014/4994,

16/2/2017, § 87. 17 Mustafa Avci, B. No: 2014/1545, 22/3/2018 18 Mustafa Avci, §27 19 Mustafa Avci, §35-38 20 Mergen ve diğerleri/Türkiye kararı, §36 Üye Kadir ÖZKAYA Üye Selahaddin MENTEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/64868, 27 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Açıklamalar
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli
  13. B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve
  14. E. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  16. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Karşıoy
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/64868
Tarih
27 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Abbas Sille Başvurusu (B. No: 2017/35678)
  • M.ş.t. Başvurusu (B. No: 2018/17073)
  • Befrin Dürsün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/80373)
  • Numan Acar Başvurusu (B. No: 2016/66486)
  • Barış Erdem Gürbüz Başvurusu (B. No: 2016/2270)
  • Mahmut Keskin Başvurusu (B. No: 2017/30396)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.