İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.g. Başvurusu (B. No: 2018/6143)

1. Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile

Başvuru No2018/6143Tarih16 Aralık 2020Okuma22 dk · 4.309 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm A.G. Başvurusu

Karar tarihi
16 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2018/6143
R.G. Tarih ve Sayı
25/2/2021-31406
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.309 kelime·22 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Türkiye'ye giriş yasağı nedeniyle aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 26/2/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Çeçenistan uyruklu Rusya Federasyonu

vatandaşıdır. Bireysel başvuru formuna göre başvurucu 2005 yılında Grozni'de

pazar yerine atılan bir bomba sonucu bir bacağını kaybetmiştir. Bunun üzerine

Çeçenlere uygulanan baskı ve zulümden kaçmak için 2005 yılında ailesiyle

birlikte Türkiye'ye gelmiştir. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü tarafından 2015

yılında başvurucuya ikamet izin belgesi verilmiştir. Başvurucunun 28/10/2013

tarihinde evlendiği Rusya Federasyonu uyruklu eşi ile küçük yaşlardaki dört

çocuğu 2014 yılında Türk vatandaşlığına geçmiştir.

9. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün 30/3/2016 tarihli

yazısında, aynı tarihte Atatürk Havalimanı dış hatlar geliş katında

başvurucunun ve yanında bulunan Rusya uyruklu iki kişinin durumlarından

şüphelenilerek mülakata alındığı, şahısların çelişkili ifadelerde bulunmaları

nedeniyle çatışma bölgeleriyle irtibatlarının olabileceğinin değerlendirildiği

belirtilmiştir. Söz konusu yazı ekinde bulunan başvurucunun Atatürk Havalimanı

Adli Hizmetler Büro Amirliğine verdiği 30/3/2016 tarihli İfade Tutanağı'nda,

Rusya (Çeçenistan) uyruklu olduğunu, en son 17/5/2005 tarihinde pasaportu ile

Atatürk Havalimanı'ndan Türkiye'ye giriş yaptığını, ikamet tezkeresinin

bulunduğunu, arkadaşları ile birlikte bir tanıdığını karşılamak üzere

havalimanına geldiğini, terör örgütleriyle bağlantısının olmadığını söylediği

ifade edilmiştir.

10. İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünün söz konusu 30/3/2016

tarihli yazısı üzerine başvurucu hakkında 30/3/2016 tarihinde sınır dışı ve

idari gözetim kararı alınmıştır. Ayrıca 13/4/2016 tarihinde "genel

güvenlik" gerekçesiyle G-87 tahdit kodu oluşturulmuş ve yurda giriş

yasağı konulmuştur.

11. Başvurucu hakkında verilen idari gözetim kararı

İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 28/6/2016 tarihli kararıyla kaldırılmıştır.

12. Başvurucu, sınır dışı işlemine karşı İstanbul 1.

İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 21/12/2016 tarihinde sınır dışı

işlemini iptal etmiştir. Mahkeme kararında, başvurucunun 30/3/2016 tarihinde

Atatürk Havalimanı dış hatlar geliş katında iken durumundan şüphelenilerek

mülakata alındığı ve yabancı terör savaşçısı olabileceğinin değerlendirildiği,

bu nedenle hakkında sınır dışı kararı alındığı, hakkında herhangi bir tahdit

kaydı bulunmadığı ve adli işlem yapılmadığı, başvurucunun çatışma bölgeleriyle

bağlantılı olabileceğine ilişkin değerlendirmenin somut bir nedene dayanmadığı,

bu konuda havalimanında yapılan mülakatta oluşan kanaat doğrultusunda işlem

tesis edildiği belirtilmiştir. Kararda; başvurucunun Çeçen uyruklu olduğu ve

ülkesinde devam eden savaş ortamında bir bacağını kaybettiği, hâlen çatışmanın

devam ettiği ve ölüm tehlikesinin bulunduğu ülkesine geri gönderilmesi hâlinde

yaşamının tehlikeye gireceğinin kuvvetle muhtemel olduğu, bu nedenlerle işlemin

hukuka aykırı olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca başvurucunun bir Türk

vatandaşıyla evli olup bu evliliğinden 4 çocuğunun bulunduğu, sınır dışı

edilmesi hâlinde aile birliğinin dağılacağı dikkate alındığında işlemin bu

yönüyle de hukuka uygun bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Başvurucu, yurda giriş yasağı konulması işlemine

karşı Ankara 1. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu,

yurda giriş yasağı konulmasına dair kararın gerekçesi hakkında kendisine hiçbir

bilgi verilmediğini, bu konuda yaptığı bilgi edinme başvurusunun da idare

tarafından gerekçesiz olarak reddedildiğini belirtmiştir. Başvurucu; uzun

zamandan beri Türkiye'de yasal olarak bulunduğunu ve kamu düzenini bozacak

hiçbir faaliyette bulunmadığını, hiçbir adli olaya karışmadığını ifade

etmiştir. Türkiye'de eşi ve çocuklarıyla birlikte aile olarak yaşadığını, giriş

yasağının aile hayatı üzerinde olumsuz etkiler doğuracağını, bu yasak esas

alınarak sınır dışı edilebileceği korkusuyla yaşadığını ifade etmiştir.

14. Davalı idare savunmasında, işlemin istihbari bilgiler

doğrultusunda kamu düzeni ve güvenliği nedeniyle tesis edildiği belirtmiştir.

Başvurucu; savunmaya cevap dilekçesinde giriş yasağı kararının hiçbir somut

gerekçeye dayanmadığını, işlemin tamamen keyfî ve hukuk dışı olduğunu

belirtmiştir. Başvurucu 2005 yılında Grozni'de pazar yerine atılan bir bomba

sonucu bir bacağını kaybettiğini, koltuk değnekleriyle yaşamasına rağmen hangi

eylemleriyle kamu güvenliğini tehdit ettiğinin açıklanmadığını, idarenin

tamamen gerçek dışı ve hiçbir somut bulguya dayanmayan tahdit kaydıyla kendisini

terörist gibi göstermesinin hukuken ve vicdanen kabul edilemez olduğunu

vurgulamıştır.

15. Yurda giriş yasağına karşı açılan dava, Ankara 1.

İdare Mahkemesinin 17/7/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda, Emniyet

Genel Müdürlüğünce istihbarat birimlerinin raporları dikkate alınarak

başvurucunun çatışma bölgeleriyle bağlantılı faaliyette bulunduğunun

değerlendirilmesi üzerine tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği

belirtilmiştir.

16. Başvurucunun istinaf başvurusu Ankara Bölge İdare

Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 10/1/2018 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Bu karar başvurucu vekiline 26/1/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 26/2/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve

Uluslararası Koruma Kanunu’nun “Türkiye'ye giriş yasağı” kenar başlıklı

9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Genel Müdürlük, gerektiğinde ilgili

kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, kamu düzeni veya kamu

güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen

yabancıların ülkeye girişini yasaklayabilir.

(2) Türkiye’den sınır dışı edilen

yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından

yasaklanır.

(3) Türkiye’ye giriş yasağının süresi

en fazla beş yıldır. Ancak, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi

tehdit bulunması hâlinde bu süre Genel Müdürlükçe en fazla on yıl daha

artırılabilir.”

B. Uluslararası

Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) öncelikle

uluslararası yerleşik hukuk çerçevesinde ve Sözleşme'ye dâhil diğer

antlaşmalardan doğan yükümlülüklerine dayalı olarak Sözleşmeci devletlerin

yabancıların ülkeye giriş, ülkede ikamet ve ülkeden sınır dışı edilmelerini

denetlemek hakkına sahip olduğunu teyit etmektedir (Vilvarajah ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 13163/87; 13164/87..., 30/101991, § 102;

Ahmut/Hollanda, B. No: 21702/93, 28/11/1996, § 67-b).

21. Sözleşme bir yabancının ülkeye giriş yapma veya orada

ikamet etme hakkını yahut bir kişinin aile yaşamını belirli bir ülkede kurma

şeklindeki bir hakkı güvence altına almaz (Abdulaziz, Cabales and

Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 9473/81, 9474/81, 28/5/1985 §

68; Ahmut/Hollanda, § 67-c). Bunun yanı sıra aile hayatına saygı

hakkının kamusal makamlara yüklediği yükümlülüğün çiftlerin evlenme suretiyle

ikamet edecekleri ülkeyi seçmelerini ve aynı ülke vatandaşı olmayan eşlerin bu

ülkeye yerleşmelerini kabul etmek şeklinde genel bir yükümlülüğü kapsadığı

söylenemez (Biao/Danimarka [BD], B. No: 38590/10, 24/5/2016, § 117).

22. Ayrıca AİHM, devletlerin yabancı ile bir vatandaş

arasında gerçekleştirilen evlenmenin sadece o ülkede ikamet izni alabilmek

amacıyla yapılmış olup olmadığını araştırma ve gerektiğinde bu tip evlilikleri

engelleme konusunda yetkilerinin olduğunu, bu yönde bir araştırmanın

Sözleşme'nin 12. maddesinde düzenlenen evlenme hakkını ihlal etmeyeceğini kabul

etmektedir (O'donoghue ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 34848/07,

14/12/2010 § 87; Frasik/Polonya, B. No: 22933/02, 5/1/2010 § 89).

23. Öte yandan Sözleşme'nin 8. maddesinde düzenlenen aile

hayatına saygı hakkı, aile kurma hakkını güvenceye almaz. Söz konusu hak, hâlihazırda

mevcut olan ve hakiki aile yaşamı oluşturan fiili, yakın ve şahsi bağların

kurulduğu aile ilişkilerini korumaktadır. Bu hüküm kapsamında aile kavramı,

evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı değildir ve tarafların evlilik olmadan bir

arada oturduğu fiili aile bağlarını da kapsayabilir. Dolayısıyla

Sözleşme ve AİHM içtihadı resmî evlilik akdi gibi şeklî unsurlarla

ilgilenmemekte, gerçek ve mevcut aile yaşamını korumayı esas almaktadır. AİHM'e

göre Sözleşme'nin 8. maddesinin amaçları bakımından aile hayatının

varlığı ya da yokluğu, somut olayda yakın kişisel bağların mevcut olup

olmadığına bağlı olan olgusal bir sorundur (K. ve T./ Finlandiya [BD],

B. No: 25702/94, 12/7/2001, § 150; Marckx/Belçika, B. No: 6833/74,

13/6/1979, § 31).

24. AİHM, Schembri/Malta (B. No: 66297/13,

19/9/2017) kararında, göçmenlerle ilgili kurallardan kurtulmak, ikamet izni

veya vatandaşlık kazanmak için yapılan, böylelikle hakiki olmayan anlaşmalı

evliliklerin "aile hayatı" kapsamında olmadığını, dolayısıyla

da konu bakımından 8. maddenin kapsamında olmadığını vurgulamıştır (Schembri/Malta,

§§ 53, 54). Avrupa İnsan Hakları Komisyonu (AİHK) da evliliğin amacının bir

aile hayatı kurmak değil ülkeye giriş, çalışma ve/veya ikamet izni almak için

yapıldığının tespit edildiği başvuruları, ortada Sözleşme'nin 8. maddesi

kapsamında korunması gerekli gerçek bir aile hayatı bulunmadığı gerekçesiyle

kabul edilemez bulmuştur (Ayhan Yavuz/Avusturya (k.k.), B. No: 25050/94,

16/01/1996; F.P./Birleşik Krallık (k.k.), B. No: 20118/92, 12/10/1992).

25. Sözleşme, yabancıların ülkeye girişi veya oraya

yerleşmeleri hususundaki bir hakkı güvence altına almamakla birlikte kişinin

yakın aile bireylerinin bulunduğu bir ülkeden ayrılmak zorunda olması, belirli

koşullar altında aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmesine neden olabilir (Boultif/İsviçre,

B. No: 54273/00, 2/8/2001, § 39).

26. Aile hayatına saygı hakkının yalnızca vatandaşlar

tarafından değil hukuka uygun şekilde ikamet eden yabancılar tarafından

oluşturulan aile birliklerini de koruduğunun kabulü gerekir. Bunun yanı sıra

kimi zaman ülkede hukuka aykırı olarak bulunan yabancıların aile yaşamının da

belirtilen güvenceden yararlanması söz konusu olabilir (Slivenko/Litvanya,

B. No: 48321/99, 9/10/2003, § 94; Amara/Hollanda (k.k.), B. No: 6914/02,

5/10/2004).

27. Bununla birlikte AİHM tarafından, sınır dışı etme ve

ülkeye kabul ile 8. madde bağlantısı kurularak değerlendirme yapılan davalarda

aile kavramının çekirdek aile olarak yani çiftler arasındaki ilişkiler ile

ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri kapsayacak şekilde ele alındığı,

yetişkin çocukların ise aileye bağımlı ve muhtaç olduklarının ispat

edilebildiği ölçüde aile kavramına dâhil edildikleri ve bu suretle aile

kavramının bu alanda oldukça dar yorumlanmasının tercih edildiği anlaşılmaktadır

(Slivenko/Litvanya, § 94).

28. Sınır dışı kararı alınması ile ülkeden fiilen

çıkarılma işlemleri arasında belirli bir zaman aralığı söz konusu olabilir. Bu

zaman aralığı içinde kişilerin özel ve aile hayatlarında birtakım

değişikliklerin olması mümkün olup bir aile yaşamının mevcut olup olmadığının

hangi tarihe göre belirleneceği sorunu ortaya çıkmaktadır. AİHM sınır dışı gibi

tedbirlerin söz konusu olduğu başvurularda Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında

bir aile hayatının mevcut olup olmadığını hangi tarihe göre belirleyeceğini

kararlarında göstermiştir. Buna göre AİHM, aile hayatına müdahale oluşturan

tedbirin kesinleştiği ve nihai hâle geldiği tarihte mevcut bir aile hayatı olup

olmadığını dikkate almaktadır (Maslov/Avusturya [BD], B. No: 1638/03, 23/06/2008,

§ 61; Ezzouhdi/Fransa, B. No: 47160/99, 13/2/2001, § 25;

Yıldız/Avusturya, B. No: 37295/97, 31/10/2002, § 34; Mokrani/Fransa, B.

No: 52206/99, 15/7/2003, § 34).

29. AİHM birçok içtihadında, belirli suçları işlemiş

olmaları nedeniyle kamu düzeni açısından tehlike oluşturduğu kanaatiyle sınır

dışı edilmesine karar verilen başvurucular tarafından aile hayatına saygı hakkı

bağlamında ileri sürülen ihlal iddialarını değerlendirmiş ve sınır dışı etme,

zorla çıkartma, ülke topraklarına girmeyi yasaklama gibi kamu makamlarının

işlemlerinin kişilerin aile hayatına müdahale oluşturduğunu belirtmiştir (Nasri/Fransa,

B. No: 19465/92, 13/07/1995, § 34; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84,

21/06/1988; § 23; Boultif/İsviçre, § 40; Maslov/Avusturya [BD],

B. No: 1638/03, 23/06/2008, § 61).AİHM, kamu makamlarının oturma izni vermeme

gibi hareketsiz kaldığı durumlarda ise aile hayatına saygı hakkı bakımından

pozitif yükümlülüklerinin gündeme geleceğini ifade etmiştir (Jeunesse/Hollanda,

B. No: 12738/10, 3/10/2014, § 105; Butt/Norveç, B. No: 47017/09,

4/12/2012, § 78).

30. AİHM, sınır dışı işlemi gibi aile hayatına saygı

hakkına yönelik müdahaleleri Sözleşme'nin 8. maddesinin ikinci fıkrasında yer

alan kanunilik, meşru amaç, demokratik toplumda gereklilik ve orantılılık

ilkeleri bakımından incelemeye tabi tutmaktadır. AİHM, orantılılık incelemesi

yaparken başvurucuların aile hayatı ile sınır dışı işleminin uygulanması

bağlamında gözetilen kamusal menfaat arasında adil bir denge kurulması gereğine

işaret etmiştir. Söz konusu değerlendirmede dikkate alınması gereken unsurlar

arasında başvurucu tarafından işlenen suçun niteliği ve ağırlığı, sınır dışı

edilmeden önce başvurucunun ülkede ikamet süresi, suçun işlenmesinin ardından

geçen süre, ilgili diğer kişilerin vatandaşlıkları, başvurucunun aile durumu,

evliliğinin süresi, çiftin gerçek ve hakiki bir aile yaşamı sürdürüp

sürdürmediğini gösteren diğer etkenler, eşin aile yaşamını kurduğu anda söz

konusu suçtan haberdar olup olmadığı, evlilikte çocuk sahibi olup olmadıkları

ve varsa çocukların yaşı gibi hususlar yer almaktadır. Her ne kadar bir kişinin

sınır dışı edilen eşi ile sınır dışı edildiği ülkede birlikte yaşamasının

beraberinde bazı zorlukları getireceği olgusu tek başına sınır dışı edilmeye

engel oluşturmasa da AİHM özellikle eşin, başvurucunun ülkesinde karşılaşması

muhtemel zorlukların ciddiyetini de gözönünde tutmaktadır (Boultif/İsviçre,

§ 48; Üner/Hollanda [BD], B. No: 46410/99, 18/10/2006, §§ 62-66).

31. AİHM'e göre hakkında millî güvenlik hususlarına dayanan

bir tedbir uygulanan bir kişi, keyfîliğe karşı tüm garantilerden mahrum

edilmemelidir. Söz konusu tedbirin hukuka uygunluğunu denetlemek, olası

keyfîlik ve kötüye kullanmayı engellemek için somut olayın koşulları ve ilgili

mevzuata ilişkin tüm ilgili sorunları gözden geçirme yetkisine sahip bağımsız

ve tarafsız bir organ tarafından incelenmesine imkân tanınmalıdır. Hakkında

tedbir uygulanan kişinin bu organ önünde iddia ve görüşlerini sunabilmesi ve

hakkındaki isnatları çürütebilmesi için çelişmeli yargılama imkânlarına sahip

olması gerekir (Lupsa/Romanya, B. No:10337/04, 8/6/2006, § 38;

Al-Nashif/Bulgaristan, B. No: 50963/99, 20/6/2002, §§ 123,124).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 16/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım

Talebi Yönünden

33. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Şerif Ay (B. No:

2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini

önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun

olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım

talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, aynı olay üzerine sınır dışı edilmesine

dair kararın yargı kararıyla iptal edilmesine rağmen yurda giriş yasağına karşı

açtığı davanın reddedilmesinin Türkiye'de yasal olarak kalmasını engellediğini

belirtmiştir. Başvurucu on üç yılı aşkın süredir Türkiye'de yasal olarak ikamet

ettiğini, eşinin ve çocuklarının Türk vatandaşı olduğunu, hakkında somut hiçbir

gerekçe bulunmadan yurda giriş yasağı konulmasının ailesiyle görüşmesini

imkânsız hâle getireceğini ifade etmiştir. Ayrıca ailesinin Türk vatandaşı

olduğu ve yurda giriş yasağı sebebiyle aile hayatının zarar göreceği iddiaları

hakkında derece mahkemesi kararında hiçbir değerlendirme yapılmadığını

vurgulamıştır. Başvurucu bu nedenlerle özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

C. Değerlendirme

35. Anayasa’nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes ... aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile hayatının gizliliğine

dokunulamaz.”

36. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları”

kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve

eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile

özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile

uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

...”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiaları dikkate alınarak somut başvurunun aile hayatına

saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı

39. Anayasanın 20. maddesiyle güvence altına alınan

aile hayatı, hâlihazırda mevcut, gerçek, fiilen yakın ve kişisel bağların

kurulmuş olduğu aile birlikteliklerini içermektedir (Oksana Chicheishvili, B.

No: 2014/19023, 20/12/2017, § 31).

40. Sınır dışı veya yurda giriş yasağı kararı nedeniyle

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddialarını içeren

başvuruların incelenmesinde çözümlenmesi gereken ilk husus, sınır dışı

işleminin tesis edildiği tarihte yabancı kişinin bulunduğu ülkede bir özel

ve/veya aile hayatının mevcut olup olmadığının ortaya konulmasıdır (Peri

Kırık, B. No: 2015/19795, 9/1/2019, § 32).

41. Sınır dışı etme ve ülkeye kabul ile ilgili

başvurularda aile kavramının çekirdek aile olarak yani çiftler arasındaki

ilişkiler ile ebeveyn ve küçük çocuklar arasındaki ilişkileri kapsayacak

şekilde ele alınması gerekmektedir (Sherapat Yagmyrova, B. No:

2017/11905, 21/7/2020, § 39).

42. Somut olayda başvurucunun Türk vatandaşı olan eşi ve

küçük yaşlardaki dört çocuğu ile yaklaşık 14 yıldır Türkiye'de yasal ikamet

iznine sahip olarak birlikte yaşadığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun Anayasa'nın

20. maddesi kapsamında mevcut aile hayatı bulunduğu açıktır. Bu durumda

başvurucu hakkında yurda giriş yasağı konulmasının aile hayatına saygı hakkına

müdahale teşkil ettiği kanaatine varılmıştır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

43. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

44. Yukarıda tespit edilen müdahalenin Anayasa’nın 13.,

20. ve 41. maddelerinde öngörülen şartlara uygun olup olmadığının

değerlendirilmesi, bu çerçevede müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru

amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil

Berk, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Peri Kırık, § 38; Süveyda

Yarkın, B. No: 2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No:

2017/9370, 27/2/2020, § 34; R.G. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, §

82).

i. Kanunilik

45. Başvurucu hakkında yurda giriş yasağı konulmasına

ilişkin uygulamanın 6458 sayılı Kanun hükümlerine dayandığı görülmektedir. Bu

kapsamda başvurucunun aile hayatına yönelik müdahalenin kanuni bir temelinin

olduğu ve 6458 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerinin kanunla sınırlama

ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

46. Müdahalenin kamu düzeninin korunması amacını

gözettiği ve bu çerçevede başvuruya konu müdahalenin meşru bir amaç taşıdığı

anlaşılmıştır (Peri Kırık, § 43).

iii. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk

(1) Genel

İlkeler

47. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

48. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat

Üstündağ, § 46).

49. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı, başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi yönünden

bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 46).

50. Devletin kamu düzenini ve millî güvenliği korumak

üzere yabancıların ülkeye girişini ve ikamet etmesini denetleme konusundaki

takdir yetkisinin daha geniş olduğu kabul edilmelidir. Devletin egemenliğinden

kaynaklanan yabancıların ülkeye girişi ve ikametini denetleme yetkisi bu

konuyla ilgili konulmuş kanun hükümlerine aykırı davrananlara caydırıcı

yaptırımlar uygulanmasını da doğal olarak içermektedir. Kamu düzeni ve millî

güvenlik yönünden tehlikeli olduğu tespit edilen yabancıların sınır dışı

edilmesi bu yaptırımlar arasında en başta gelmektedir.

51. Bununla birlikte sınır dışı edilen yabancının ülkede

güçlü ailevi bağlara sahip olduğu durumlarda aile hayatı ile sınır dışı veya

ülkeye girişin yasaklanması kararı bağlamında gözetilen kamusal menfaat

arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.

52. Temel hak ve özgürlüklerin korunması millî güvenlik

alanında yapılan faaliyetlerin de keyfîliğe ve kötüye kullanmaya karşı

denetlenmesini elzem kılar. Hakkında millî güvenlik hususlarına dayanan bir

tedbir uygulanan kişilerin keyfîliğe karşı tüm güvencelerden yararlanması

gerekir. Söz konusu tedbirin hukuka uygunluğunu denetlemek ve olası keyfîlik ve

kötüye kullanmayı engellemek bakımından yargısal makamların görevi her somut

olayın koşullarına göre müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen

gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığını incelemektir.

53. Millî güvenliğin korunması için yürütülen istihbarat

faaliyetlerinde elde edilen bilgi ve belgelerin gizliliğinin korunmasının önemi

tartışmasızdır. Bu nedenle bir yabancının özellikle terörist faaliyetlerle

ilgili olarak ve millî güvenliğin korunması amacıyla sınır dışı edilmesinde

veya ülkeye girişinin yasaklanmasında kamu makamlarından kişiyle ilgili ceza

yargılaması yürütülmesi veya mahkûmiyet kararı bulunması yahut elde edilen

gizli nitelikte tüm bilgi ve belgeleri yargı mercilerine sunmaları gibi yüksek

bir ispat standardı yükümlülüğü beklenemez. Ancak kamu makamlarının soyut şekilde

kişinin millî güvenlik bakımından tehlike oluşturduğunu ileri sürmeleri de

yeterli değildir. Kamu makamlarının mutlaka somut olayın koşulları içinde

kişinin millî güvenliği tehlikeye atacak nitelikteki faaliyetlerde bulunduğuna

dair yeterli ve ciddi bilgileri yargı mercilerine sunması gerekir.

54. Ayrıca derece mahkemelerince bu yönden yapılan

denetimin de sırf şeklî bir inceleme olması durumunda anayasal hak ve

özgürlüklerin fiilen somut ve etkili biçimde korunduğundan söz etmek mümkün

olmayacaktır. Yargı makamlarının temel hak ve özgürlüklerin keyfîliğe karşı

gerçekten ve etkili şekilde korunmasını sağlama görevleri gereği kamu

makamlarınca müdahale ile ilgili olarak ileri sürülen sebepleri inceleyerek

konuyla ilgili beyanların neden kabul edildiği veya reddedildiğine dair

gerekçelerini kararlarında göstermeleri zorunludur.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

55. Somut olayda öncelikle başvurucunun ülkeye meşru

yollarla girmesi ve ikamet izni verilmesi nedeniyle de ülkede yasal olarak

ikamet eden yabancı statüsünde olduğu belirtilmelidir. İkamet izni bulunan

başvurucu, Türk vatandaşı olan eşi ve küçük yaşlardaki dört çocuğu ile birlikte

Türkiye'de yaklaşık 14 yıldır yaşamaktadır.

56. Yurda giriş yasağı işlemine ilişkin yargılama

sürecinde davalı idarenin soyut şekilde istihbari bilgiler doğrultusunda işlem

tesis edildiği şeklinde savunma yaptığı, derece mahkemesi tarafından da aynı

gerekçe esas alınarak davanın reddedildiği görülmektedir. Başvurucunun çatışma

bölgeleriyle bağlantılı olabileceğine ilişkin değerlendirmenin yalnızca Atatürk

Havalimanı'nda yapılan mülakatta oluşan kanaate dayalı olduğu, bu

değerlendirmenin somut bilgi, olgu ve belgelere dayanmadığı anlaşılmıştır.

Yargılama sürecinde başvurucu tarafından sürekli olarak hangi gerekçelerle kamu

güvenliğini tehlikeye attığının belirsiz olduğunun ifade edilerek yurda giriş

yasağı işleminin iptalinin talep edilmesine karşın İdare Mahkemesi kararında

idarenin soyut şekilde ileri sürdüğü millî güvenlik argümanının olduğu gibi

kabul edilerek sadece şeklî bir denetim yapılmak suretiyle davanın reddedilmiş

olduğu görülmektedir. İdare Mahkemesi kararında, yurda giriş yasağı kararı

alınmasına neden olan isnatlar, bunlar üzerine yapılmış olan işlemler ile

safahatlarına ilişkin hiçbir ayrıntıya yer verilmediği ve kamu düzeni ve

güvenliği açısından nasıl ve ne derecede bir tehdit oluşturduğuna dair bir

değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır.

57. Bunun yanı sıra derece mahkemesi kararında

başvurucunun eşinin ve çocuklarının Türk vatandaşı olduğu belirtilmesine rağmen

İdare Mahkemesi kararında işlemin başvurucunun aile hayatı üzerinde doğuracağı

etkiler bakımından da bir inceleme ve dengelemenin yapılmamış olduğu,

başvurucunun belirtilen husustaki talep ve itirazlarının karşılanmadığı, aile

hayatına saygı hakkı ile ilgili hiçbir gerekçeye yer verilmediği anlaşılmıştır.

Sonuç olarak yurda giriş yasağı ile ilgili idari ve yargısal süreçte kararlarda

yer verilen gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında yeterli olmadığı,

kamu düzeni ve güvenliğinin korunması hususundaki kamusal menfaat ile

başvurucunun aile hayatına saygı hakkı arasında bir dengeleme yapılmadığı gibi

kararlarda yer verilen unsurların da bu dengelemeye imkân verecek ayrıntı ve

açıklıkta olmadığı sonucuna varılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

59. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

60. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

61. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

62. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

63. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

64. İncelenen başvuruda yurda giriş yasağının kanaate dayalı

olduğu, somut bilgi, olgu ve belgelere dayanmadığı, derece mahkemesi kararında

ise başvurucu tarafından dile getirilen taleplerin karşılanmadığı ve aile

hayatına saygı hakkının öngördüğü yükümlülüklerin dikkate alınmadığı tespit

edildiğinden aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Dolayısıyla ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununla

birlikte mahkeme de ihlali giderememiştir.

65. Bu durumda aile hayatına saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

66. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 3.600 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

C. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

D. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

E. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 1. İdare Mahkemesine (17/7/2017 tarih ve E.2016/3173, 2017/1736 sayılı

kararla ilgilidir) GÖNDERİLMESİNE,

F. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

G. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 16/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Şermin BİRTANE

Başvurucu

:

A.G

Vekili : Av. Enes KAFADAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/6143, 16 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Adli Yardım
  16. B. Aile
  17. C. Değerlendirme
  18. B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  19. C. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  20. D. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile
  21. E. Kararın bir örneğinin aile hayatına saygı hakkının
  22. G. 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  23. H. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. A.g
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/6143
Tarih
16 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Fesih Çağlayan Başvurusu (B. No: 2017/31971)
  • Feride Gökvardar Başvurusu (B. No: 2016/72747)
  • M.r.t.a.ş. Başvurusu (B. No: 2017/38233)
  • Bülent Şeref Sarıoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/39603)
  • Erol Aksoy Başvurusu (B. No: 2017/17496)
  • Cüneyt Alemdar Başvurusu (B. No: 2018/25075)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.