İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feride Gökvardar Başvurusu (B. No: 2016/72747)

1. Başvuru; soy bağının reddi davasının hak düşürücü süreden

Başvuru No2016/72747Tarih2 Aralık 2020Okuma27 dk · 5.456 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Feride Gökvardar Başvurusu

Karar tarihi
2 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2016/72747
R.G. Tarih ve Sayı
2/3/2021-31411
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.456 kelime·27 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; soy bağının reddi davasının hak düşürücü süreden

reddedilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun annesi, G.A. ile 5/9/1962 tarihinde

evlenmiştir. Başvurucu, evlilik birliği devam ederken 7/1/1964 tarihinde

doğmuştur. Başvurucunun annesi, G.A.dan 18/2/1988 tarihinde boşanmıştır.

8. Başvurucunun iddiasına göre gerçek babası R.A.A.

olmasına rağmen başvurucunun nüfus kaydında annesinin G.A. ile olan resmî

birlikteliğinden doğduğu görülmektedir.

A. Nüfus

Kaydının Tashihi (Babalık) Davasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu 27/2/2002 tarihinde Milas Asliye Hukuk

Mahkemesinde nüfusta baba adının düzeltilmesi davası açmıştır. Dava

dilekçesinde, annesinin G.A. ile gerçek bir evlilik birlikteliği kurmadığını,

gerçek babası olan R.A.A.yla fiilen birliktelik kurduğunu, kendisinin de R.A.A.

ile olan birliktelikten dünyaya geldiğini, murisi R.A.A.nın vefat ettiği 1985

yılına kadar kendisine ve kardeşlerine maddi ve manevi yardımda bulunduğunu,

miras nedeniyle davalıların davayı reddettiğini, bu nedenle soy bağının reddi

davası açmak zorunda kaldığını belirtmiştir.

10. Başvurucunun soy bağının reddi, babalık ve nüfus

kayıt düzeltim talepli olarak açtığı bu dava, Mahkemece babalık davası olarak

nitelendirilerek davacının nüfus kayıtlarına göre babası olan G.A. tarafından

çocuğun nesebi reddedilmedikçe babalık davası açılamayacağı gerekçesiyle

31/3/2003 tarihinde reddedilmiştir.

11. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 2.

Hukuk Dairesinin 13/12/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma ilamında;

başvurucunun 7/11/2003 tarihinde açtığı soy bağının reddi davasının

sonucunun beklenmeden karar verilmesinin ve davanın Cumhuriyet savcısı ile

Hazineye ihbar edilmemesinin usul ve kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir.

12. Mahkemece bozma kararına uyulmuş, 16/12/2014 tarihli

kararıda başvuru konusu nesebin reddi davasının reddedilmesi nedeniyle davanın

reddine karar verilmiştir.

B. Başvuru

Konusu Dava Süreci

13. Başvurucu, yukardaki dava sürecinde verilen mahkeme

kararı doğrultusunda 7/11/2003 tarihinde Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde

nesebin reddi davası açmıştır.

14. Mahkeme 13/9/2006 tarihli kararıyla davayı süre aşımı

gerekçesiyle reddetmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucunun G.A.nın kendi

babası olmadığını en geç nüfus kaydının düzeltimi davasının açıldığı 27/2/2002

tarihi itibarıyla öğrenmiş sayılması gerektiği vurgulanmış, buna göre davanın

hak düşürücü süre içinde açılmadığı belirtilmiştir.

15. Temyiz

edilen karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/3/2011 tarihli ilamıyla davaya

aile mahkemesi sıfatıyla bakılması gerektiği gerekçesi ile bozulmuştur.

16. Mahkeme; bozma ilamına uymuş, 9/4/2013 tarihli

kararıyla davayı süre yönünden reddetmiştir.

17. Mahkeme gerekçesinde; davacının daha önce açtığı

babalık davasının dava tarihi olan 27/2/2002 tarihi itibarıyla yani en geç bu

tarihte davalı G.A.nın babası olmadığını öğrenmiş sayılması gerektiği, davacı

vekilince dosyaya sunulan temyiz dilekçesinde de bu hususun bizzat davacı

tarafından kabul edildiği ifade edilmiştir. Mahkeme 17/2/1926 tarihli ve mülga

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde çocuğa soy bağı reddi imkânı verilmemişken

bu hakkın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 286. maddesi

ile tanındığını, buna göre davanın çocuğa bu hakkın tanınmasından itibaren 1

yıllık süre içinde açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. Mahkeme 4721

sayılı Kanun'un 289. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince başvurucu yönünden

haklı sebebin ortadan kalktığı yani davalı G.A.nın babası olmadığını öğrendiği

27/2/2002 tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde dava

açılmadığını kabul etmiştir.

18. Başvurucu, gerçek babasını öğrendiği tarihe göre

süresinde dava açtığını, ilk açılan davanın bu davada öngörülen hak düşürücü

süreyi durdurması gerektiğini belirterek hükmü temyiz etmiş; karar Yargıtay 18.

Hukuk Dairesinin 8/9/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

19. Karar düzeltme istemi, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

29/9/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

20. Başvurucu, nihai kararı 31/10/2016 tarihinde tebellüğ

etmesinin ardından 30/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Milas 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/508 Sayılı Dosyasındaki Dava Süreci

21. Bu arada başvurucunun kız kardeşi olan F.E.; Milas 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde 16/9/1987 tarihinde açtığı davada G.A.nın kendi

babası olmadığını, gerçek babasının R.A.A. isimli şahıs olduğunu belirterek

nesebin reddini talep etmiştir.

22. Yargılama sırasında 16/6/2015 tarihli adli tıp

raporunda, müteveffa G.A.nın davacı F.E. ile olan biyolojik babalığının

reddedildiği belirtilmiştir.

23. Başvurucu, yargılama devam ederken feri müdahale

talebinde bulunmuş; Mahkemece masraflar yatırılmadığı gerekçesi ile başvurucunun

talebi reddedilmiştir.

24. Mahkeme 9/11/2015 tarihli kararında, davanın kabulüne

F.E.nin G.A.nın kızı olmadığının tespitine karar vermiştir.

25. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin

24/9/2018 tarihli kararıyla temyiz dilekçelerinin reddine karar verilmiş, karar

düzeltme talebi aynı Dairenin 2/5/2019 tarihli kararıyla reddedilerek 2/5/2019

tarihinde kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

Hükümleri

26. 4721 sayılı Kanun'un 286. maddesi şöyledir:

“Koca, soybağının reddi davasını açarak

babalık karinesini çürütebilir. Bu dava ana ve çocuğa karşı açılır.

Çocuk da dava hakkına sahiptir. Bu dava

ana ve kocaya karşı açılır."

27. 4721 sayılı Kanun'un 289. maddesi şöyledir:

"Koca, davayı, doğumu ve baba olmadığını veya ananın gebe kaldığı

sırada başka bir erkek ile cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendiği tarihten

başlayarak bir yıl, (...) içinde açmak zorundadır. Çocuk, ergin olduğu tarihten

başlayarak en geç bir yıl içinde dava açmak zorundadır.

Gecikme haklı bir sebebe dayanıyorsa,

bir yıllık süre bu sebebin ortadan kalktığı tarihte işlemeye başlar."

2. Anayasa

Mahkemesi Kararları

28. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında özellikle

nesep ve evlat edinme davalarında hak düşürücü sürelerin davacılar yararına

geniş yorumlanması gerektiğini ifade etmiş ve bunu sınırlayan 4721 sayılı

Kanun'un bazı hükümlerinin iptaline karar vermiştir (E.2010/71, K.2011/143,

27/10/2011; E.2013/62, K.2013/115, 10/10/2013; E.2011/116, K.2012/39,

15/3/2012).

3. Yargıtay

Kararları

29. Yargıtay haklı sebep kavramında gecikmenin

davacıların iptal sebebini geç öğrenmeleri mi yoksa dava açmayı imkânsız

kılacak zorunlu ve öngörülemeyen bir olaya mı işaret edildiği hususuyla ilgili

olarak davacıların somut olgularla ispatlamaları hâlinde ve olayın özelliğine

göre dava nedenini hak düşürücü sürelerden sonra öğrenmelerinin başlı başına

haklı sebep kavramı içinde değerlendirilebileceğini kabul etmiştir (Yargıtay 8.

Hukuk Dairesi, E.2017/8395, K.2019/1853, 25/2/2019; E.2017/7142, K.2018/9420,

15/3/2018).

30. Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 29/6/2020 tarihli ve

E.2019/2086, K.2020/4056 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...1-HMK'nin 33. maddesine göre

Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek

ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Bu nedenle

tarafların hukuki nitelendirmeyi doğru yapmak zorunluluğu yoktur. Başka bir

ifade ile Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi

kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur..."

31. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13/11/2018 tarihli ve

E.2017/1159, K.2018/11427 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...04.06.1958 gün 15/6 Sayılı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da vurgulandığı gibi; bir davada

dayanılan maddi vakıaları açıklamak tarafların, bu olguları hukuken

nitelendirmek, uygulanacak yasa maddelerini arayıp bulmak ve doğru olarak

yorumlayıp uygulamak da hâkimin görevidir. Diğer bir deyişle; bir davada maddi

olayı anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak hakime aittir. (HMK.

madde 33)..."

B. Uluslararası

Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM),

Çapın/Türkiye (B. No: 44690/09, 15/10/2019) kararına konu olayda, 1958

yılında doğan ve New York'ta yaşayan başvurucu M.A.Ç., biyolojik babasının İ.S.

isimli şahıs olduğunun tespiti istemiyle 31/10/2003 tarihinde dava açmıştır.

Başvurucu, annesinin ikinci evliliğinden sonra dört yaşında yetimhaneye

yerleştirilmiştir. Babasının trafik kazasında öldüğüne ve annesinin ilk eşi

olduğuna inanan başvurucu Ekim 2003'te evlilik dışı doğduğunu, biyolojik

babasının hayatta olduğunu ve İsviçre'de yaşadığını öğrenmiştir. Babalık

davasında, davalı İ.S. başvurucunun iddialarını kabul etmeyerek benzer davanın

1958 yılında başvurucunun annesi tarafından açıldığını ve bu davanın kesin

olarak reddedildiğini, ayrıca davanın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüştür.

Yerel mahkeme, yargılama sırasında ölen İ.S.nin mirasçılarının dosyaya sunduğu

delilleri ve başvurucunun tanıklarının beyanlarını aldıktan sonra davayı hak

düşürücü süreden reddetmiştir. Başvurucu 2003 yılına kadar gerçek babasının

varlığından haberdar olmadığını, ebeveynini bilme hakkının zaman sınırlamasına

konu edilmemesi gerektiğini belirterek temyiz yoluna başvurmuştur. Temyiz

mahkemesi 2009 yılında başvurucunun davayı geç açmasında haklı ve kabul

edilebilir nedenler bulunmadığını belirterek başvurucunun temyiz talebini

reddetmiş ve hükmü onamıştır (Çapın/Türkiye, §§ 7-17).

34. Başvurucu, biyolojik babası ile ilgili gerçeği

öğrenmesinin hak düşürücü süre nedeniyle engellenmesinin Sözleşme'nin 8.

maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür

(Çapın/Türkiye, § 27). AİHM; başvurucunun 2003 yılının Ekim ayından önce

öz babası hakkında bilgi sahibi olup olmadığı ile ilgilenmediğini, başvurucunun

babasının İ.S. olduğuna ilişkin iddialarını destekleyecek somut bir delil ve

belge bulunmadığını, zaten bu konuda söz konusu delili elde etmek amacıyla

davayı açtığını, İ.S. ve mirasçılarının babalığı reddetmesinden dolayı bu

şahıslardan DNA delilinin ancak dava yoluyla elde edilebileceğini, başvurucunun

daha önce annesi ve kayyımı tarafından açılan babalık davalarını reddeden

mahkeme kararlarının daha sonra ortadan kaldırılan ve babalığın nihai olarak

tespit etmeyen karine temelinde alındığını ifade etmiştir. AİHM; başvurucunun

45 yaşından önce dava açmama sebebinin haklılığı ile ilgili istisnai koşullara

sahip olduğunu, başvurucunun 4 yaşında yetimhaneye yerleştirildiğini, annesinin

kendisine söylediği gibi babasının bir trafik kazasında hayatını kaybettiğine

inanarak yetim büyüdüğünü, 18 yaşında ülkeyi terk ettiğini, 25 yıl boyunca yurt

dışında yaşadığını, bu süreçte annesi ve akrabaları ile nadiren iletişime

geçtiğini vurgulamıştır. Ulusal mahkemenin başvurucunun davasını hak düşürücü

süre nedeniyle reddederken söz konusu istisnai durumunu dikkate almadığını, bu

temelde yerel mahkeme ve Yargıtayın başvurucunun öz babasının kimliği hakkında

2003 yılının Ekim ayından önce haberdar olmamasının hayatın olağan akışına

aykırı düştüğünü belirtirken babalık davaları bağlamında bu kavramın ne anlama

geldiği ve başvurucunun koşullarında bunun nasıl uygulandığı hususunda bir

gerekçe sunmadıklarını belirtmiştir (Çapın/Türkiye, §§ 71-74).

35. AİHM, ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararının

başvurucunun ebeveyni hakkındaki gerçeği öğrenmesinin tek yolundan mahkûm

bırakılarak davasının usule ilişkin nedenlerle reddedilmesinin özel hayatına

saygı gösterilmesi hakkını ne şekilde etkilediği hususunda yeterli bir cevap

sunmadığını belirtmiştir. AİHM bu doğrultuda özel hayata saygı hakkı bağlamında

tarafların menfaatleri arasındaki dengenin kurulmasının gerekli olduğunu,

babalık davalarında çocuğun yararının gözetilmesine öncelik verilmesi

gerektiğini, başvurucunun babası olduğu varsayılan kişinin kimliğini

öğrendikten sonra bunu kesinleştirmek için gerekli ve içten adımlar attığını,

bu bilgiyi öğrenmesindeki çıkarının yaşının ilerlemesi gerekçesiyle ortadan

kalkmadığını ifade ederek başvurucunun davasının hak düşürücü süre ile

reddedilmesine dayanak söz konusu hükmün ulusal mahkemeler tarafından somut

davanın koşullarında taraflar arasındaki hak ve menfaat dengesi kurulmadan

uygulanmasının ve yorumlanmasının gözetilen meşru amaç kapsamında orantısız

olduğunu ifade etmiş ve başvurunun özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının

korunmasının sağlanamadığı sonucuna ulaşmıştır (Çapın/Türkiye, §§

75-79).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 2/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Özel Hayata

Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1.

Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu, 27/2/2002 tarihinde açılan davanın temyiz

incelemesinde soy bağının reddi hakkında açılan ikinci davanın sonucunun

beklenmesi gerektiğinin belirtildiğini, kardeşi F.E. tarafından açılan aynı

mahiyetteki davanın soy bağının reddi ve babalık davası olarak

nitelendirildiğini ve soy bağının reddi davasının babalık davasından tefrik

edildiğini, bu yöntemle kardeşinin herhangi bir hak kaybına uğramadığını ifade

etmiştir. Başvurucu; somut davada Mahkemenin kendisine yeniden nesebin reddi

davası açma külfetini yüklediğini, anılan süreç dikkate alınmaksızın bu davanın

da hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiğini, Mahkemenin hakkın özünü

etkileyen bir yorumla soy bağının reddi davasını hak düşürücü süre nedeniyle

reddetmesi suretiyle biyolojik babası olmayan kişi ile arasında hukuksal ve

nesep bağı kurulmak zorunda bırakıldığını, başka bir ifadeyle gerçek babası ile

de hukuksal ve nesep bağı kurma imkânının ortadan kaldırılması nedeniyle maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı hakkı ve

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

39. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan

geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel

bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin

kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır.

Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel bir

ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat, B. No:

2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§

30-32).

40. Kişinin genetik babasıyla nesep ilişkisi kurabilmesi

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının bir gereğidir. Bireyin

kökenini yani biyolojik ebeveynini öğrenme hakkı, kişiliğini ve kimliğini

oluşturma hakkının önemli bir unsuru olduğundan özel hayata saygı hakkı kapsamı

içinde korunur. Başka bir ifadeyle bireyin ana ve babasını bilme, babasının

nüfusuna yazılma ve bunların getireceği haklardan yararlanma, ana ve babasından

velayete bağlı görevlerini yerine getirmelerini isteme hakkı özel hayata saygı

kapsamındadır.

41. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucu; soy bağının reddi, babalık tespiti ve nüfus kayıt düzeltim

davası açmıştır. Başvurucunun açtığı davalar, babasının kimliğini tespit etme

ve öz babasıyla hukuken soy bağı kurma amacına yöneliktir. Bireyin kişiliğini

ve kimliğini oluşturma hakkı, kökenini yani biyolojik ebeveynini öğrenme

hakkını da içerir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayatıyla soy bağının

kurulması arasında doğrudan ilişki vardır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleri

Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında

incelenmiştir.

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

43. Somut başvuru açısından ilk derece mahkemesince bir

yıllık hak düşürücü sürede açılmadığından davanın reddine karar verilmesi

nedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahalede

bulunulduğu açıktır.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

44. Anayasa’nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

45. Yukarıda açıklanan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20.

maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç

taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Halil Berk,

B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; Süveyda Yarkın, B. No:

2017/39967, 11/12/2019, § 32; Şennur Acar, B. No: 2017/9370, 27/2/2020,

§ 34).

(1) Kanunilik

46. Mahkeme soy bağının reddi davasının bir yıllık hak

düşürücü süreye tabi olduğunu kabul etmiş ve bu süre içinde açılmadığı

gerekçesiyle başvurucunun davasını reddetmiştir. 4721 sayılı Kanun’un 289. maddesinin

birinci fıkrasında, soy bağının reddi davasının bir yıl içinde açılması

gerektiği, bu sürenin çocuk yönünden ergin olma tarihinden itibaren işlemeye

başlayacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla Mahkemenin davayı süre aşımı

gerekçesiyle reddetmesinin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

47. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayata saygı hakkı

için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta, Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna göre

Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen

ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil

edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015;

E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014; Sevim

Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33; Ahmet Çilgin, B. No:

2014/18849, 11/1/2017, § 39).

48. Soy bağının reddi davalarında belli bir süre

öngörülmesinin baba olduğu ileri sürülen kişilerin sürekli dava tehdidi altında

kalmasını önleme ve hukuki kesinliği sağlayarak kamu düzenin korunmasını temin

etme amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu amaçlar Anayasa'nın 2.

maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin unsurlarından olan

hukuk güvenliğinin gereğidir. Bu açıdan sınırlamanın meşru amaç taşıdığı

anlaşılmıştır.

(3) Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

49. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır

ki bu başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı

gerçekleştirmek üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen

ölçülülük ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).

50. Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir. Amaca ulaşmaya yardımcı olmayan veya

ulaşılmak istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağır olan bir müdahalenin

zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı söylenemeyecektir (Ferhat

Üstündağ, § 46).

51. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen

amaç ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48).

52. Özel hayata saygı hakkını ilgilendiren

uyuşmazlıklarda kamu makamlarının bireyin özel hayatına ilişkin hukuki menfaati

ile kamunun veya diğer bireylerin çatışan hukuki menfaatleri arasında adil bir

denge sağlamaları gereklidir. Soy bağının belirlenmesine yönelik davalarda

bireyin gerçek ebeveynini öğrenme hakkı karşısında baba olduğu ileri sürülen

kişinin sürekli olarak dava tehdidi altında kalmaması gibi birtakım hukuki

menfaatleri, ayrıca baba olduğu ileri sürülen kişinin ailesi ve mirasçılarının

hukuki menfaatleri de gündeme gelebilir. Bunun yanı sıra nüfus ve aile

kayıtlarının eksiksiz ve doğru tutulması yönüyle konunun kamu düzenini ilgilendiren

tarafı da bulunmaktadır. Bu nedenle yargı makamlarının tarafların çatışan

menfaatleri arasındaki adil dengeyi gözeterek karar vermeleri gerekmektedir.

Bununla birlikte kişisel ve ailevi durumların her olayda farklılık arz ettiği

dikkate alındığında ilgili bütün bireylerin hakları arasında adil bir dengenin

kurulması her somut olayın kendine özgü koşullarının incelenmesini

gerektirmektedir (benzer yöndeki karar için bkz. M.M.E. ve T.E., B. No:

2013/2910, 5/11/201, § 133; M.L. ve diğerleri, B. No: 2014/7469,

22/11/2017, § 88).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

53. Somut olayda başvurucunun açtığı soy bağının reddi

davası bir yıllık hak düşürücü süreden sonra açıldığı gerekçesiyle

reddedilmiştir. Mahkemeye göre başvurucunun, G.A.nın babası olmadığını en geç

babalık davası açtığı 27/2/2002 tarihinde öğrendiğinin kabulü gerekir. Buna

göre 7/11/2003 tarihinde açılan dava süresinde değildir. Öncelikle çözümlenmesi

gereken mesele soy bağının reddi davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi

suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal

ihtiyaca cevap verip vermediğidir.

54. Devletin bir kimsenin biyolojik babasıyla olan

babalık bağını tanıması ve bu kapsamda biyolojik babası olmayan bir kimseyle

olan nesep bağının ortadan kaldırılmasına imkân sağlaması özel hayata saygı

hakkının önemli görünümlerinden biridir. Bununla birlikte nüfus kayıtlarının

eksiksiz ve doğru tutulması, bu kişilerin sürekli bir biçimde dava tehdidi

altında olmaması için bu kayıtların düzeltilmesinin belli bir süre ile

sınırlandırılması makul bir durumdur. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un 286.

maddesinin ikinci fıkrasıyla çocuğa tanınan soy bağının reddi davasının

açılması imkânı, aynı Kanun'un 289. maddesinin birinci fıkrasıyla bir yıllık

hak düşürücü süreye tabi kılınmıştır.

55. Hak düşürücü süre öngörülmesinin nüfus kayıtlarının

sürekli olarak dava tehdidi altında olmasının önlenmesi amacına ulaşılması

yönünden elverişli bir araç olduğu aşikârdır. Öte yandan nüfus kayıtlarının

düzgün olması ve istikrarın sağlanması için bu kayıtların düzeltilebilmesi

imkânının kullanılmasının belli bir süre ile sınırlanmasının kanun koyucunun

tercih edebileceği araçlardan biri olduğu kabul edilmelidir. Bu sebeple süre

sınırı getirilmesi biçimindeki bir müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca

cevap verdiği değerlendirilmiştir.

56. Bununla birlikte soybağının reddi davasının

açılmasının süre şartına bağlanması suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan

müdahalenin aynı zamanda orantılı da olması gerekir. Bu bağlamda soybağının

reddi davası açılması için öngörülen sürenin bu hakkın kullanımını imkânsız

kılacak ya da aşırı derecede zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir.

Bunun yanında sürenin başlangıcı olarak kabul edilen olgu da önem taşımaktadır.

Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan

haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü

haklı kılan nedenlerin de bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması soy

bağının reddi hakkının varlığını anlamsız kılabilir.

57. Öte yandan dava açma süresi öngören kanun hükümleri

yorumlanırken sınırlamanın istisna olduğu ilkesi gözetilerek aşırı

şekilcilikten kaçınılmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsenmelidir. Bununla birlikte sürenin

varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırları zorlanarak

kanunda öngörülen dava açma süresinin bertaraf edilmesi hukuki istikrarın

zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin

yorumunda istikrarın sağlanması amacı ile özel hayata saygı hakkının bir

görünümü olan kişinin biyolojik babasıyla hukuki bağ kurmasındaki kişisel yarar

arasındaki hassas denge gözetilmelidir.

58. Başvurucunun temel şikâyeti Mahkemenin somut olayda

sürenin başlangıç tarihine ilişkin olarak yaptığı yoruma yöneliktir. Bir yıllık

sürenin uzunluğuyla ilgili olarak resen inceleme yapılmasını gerektiren bir

durum da bulunmadığından bireysel başvuru kapsamındaki inceleme Mahkemenin bir

yıllık sürenin başlangıcı ile ilgili olarak yaptığı yorumun özel hayata saygı

hakkının ihlal edip etmediğiyle sınırlı olacaktır.

59. Mahkeme başvurucunun, G.A.nın kendi babası olmadığını

daha önce 27/2/2002 tarihinde açtığı babalık davasında öğrendiğinin kabul edilmesi

gerektiğini ifade etmiştir. Başvurucunun 27/2/2002 tarihinde açtığı davanın

mahiyeti gözetildiğinde Mahkemenin bu kabulünün keyfî olmadığı anlaşılmaktadır.

Gerçekten anılan davaya ait dilekçede başvurucu annesinin G.A. ile gerçek bir

evlilik birliktelik kurmadığını ve gerçek babasının R.A.A. olduğunu ileri

sürmüştür. Bu durumda başvurucunun G.A.nın kendi babası olmadığı iddiasıyla

açacağı soy bağının reddi davası için öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin

27/2/2002 tarihinden itibaren başlatılmasının temelsiz olmadığı

vurgulanmalıdır.

60. Ancak başvurucu açtığı ilk davada gerçek babasının

R.A.A. olduğunu, G.A.nın kendi babası olmadığını, bu nedenle nüfusta G. olan

baba isminin silinerek R.A. şeklinde düzeltilmesini açıkça talep etmiştir.

Mahkeme ise başvurucunun talebini babalık davası olarak nitelendirerek

başvurucunun öncelikle nesebin reddi davası açması gerektiğini, bu davanın

sonucuna göre babalık davasının esasının inceleneceğini belirterek talebi

31/3/2003 tarihinde reddetmiştir. Başvurucu bu karardan sonra 7/11/2003

tarihinde kararda işaret edilen ve bireysel başvuruya konu olan davayı açmış

ancak bu dava da süresinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

61. Mahkemenin karar verdiği 31/3/2003 tarihinde bir

yıllık zamanaşımı süresinin zaten dolmuş olduğunun altı çizilmelidir.

Dolayısıyla Mahkemenin kabulü dikkate alındığında başvurucunun 31/3/2013

tarihli karardan sonra açacağı bir davanın hak düşürücü sürenin dolması

sebebiyle reddedileceği açıktır. Bu durumda ilk dava dilekçesinde yer alan

nüfus kaydında G. olan baba isminin R.A. olarak düzeltilmesi talebini

Mahkemenin reddetmesinin başvurucuya aşırı külfet yükleyip yüklemediği

irdelenmelidir. Bu mesele incelenirken başvurucunun fiili ile derece

mahkemesinin tutumu gözönünde bulundurulacaktır.

62. Başvurucunun açtığı ilk davaya ait dilekçede nüfus

kaydındaki baba isminin düzeltilmesi talebinde de bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ancak Mahkeme başvurucunun nesebin reddi talebini gözardı ettiği ve davayı salt

babalık davası olarak nitelendirdiği görülmektedir. Dava dilekçelerinin

yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin görevinde olmakla

birlikte derece mahkemelerinin davanın kapsamının belirlenmesiyle ilgili olarak

yaptığı değerlendirmenin başvurucunun özel hayata saygı hakkını etkilemesi

hâlinde Anayasa Mahkemesi bunu inceler. Somut olayda Mahkemenin başvurucunun

davasının kapsamını dar yorumlaması ve salt bir babalık davası olarak

nitelendirmesi sebebiyle başvurucunun soy bağının reddi davası açmasının

imkânsız hâle geldiği gözetilmelidir.

63. İlk dava dilekçesinde G.A. ile soy bağının

düzeltilmesi talebinde de bulunan başvurucu bu talebinin esasının karara

bağlanmayacağına ve bu talebini ayrı bir dava konusu etmesi gerektiğine ancak

Mahkemenin kararını açıkladığı 31/3/2003 tarihinde vâkıf olabilmiştir. Bu

tarihte de -Mahkemenin yorumuna göre- bir yıllık hak düşürücü süre zaten dolmuş

ve dolayısıyla başvurucunun süresi içinde yeni bir soy bağının reddi davası

açması imkânı kalmamıştır. Başvurucunun bunu önceden fark etmesi gerektiğini

söyleyebilecek bir neden de tespit edilememiştir. Dolayısıyla başvurucunun

Mahkemenin kararını açıkladığı tarihten ve bir yıllık hak düşürücü sürenin

dolmasından önce ayrı bir soy bağının reddi davası açmaması nedeniyle kusurlu

olduğu sonucuna ulaşılamayacaktır.

64. Orantılılık değerlendirmesinde ikinci olarak

Mahkemenin tutumu incelenmelidir. Öncelikle başvurucunun soy bağının reddi için

ayrı bir dava açması gerektiğine karar veren Mahkeme ile bu karar üzerine

açılan soy bağının reddi davasını reddeden Mahkemenin aynı olduğu

hatırlatılmalıdır. Soy bağının reddi davasının babalık davası ile birlikte

açılıp açılamayacağını veya babalık davası açılmadan önce ayrı bir dava ile soy

bağının reddi davası açılmasının zorunlu olup olmadığını değerlendirmek Anayasa

Mahkemesinin görevi değildir. Anayasa Mahkemesinin görevi derece mahkemesinin

yorumlarının etkilerini incelemektir. Somut olayın koşullarında başvurucunun

soy bağının reddi için ayrı bir davası açmasının zorunlu kılınması başvurucunun

özel hayatına saygı hakkının kapsamında öngörülen bir mekanizmadan

yararlanmasını önlemiştir. İlk davada nesebin düzeltilmesi talep edildiği hâlde

Mahkeme, davanın kapsamını oldukça dar yorumlamış ve söz konusu davanın bu

talebi kapsamadığını kabul ettiği hâlde kararını başvurucunun bir yıllık hak

düşürücü süre içinde yeni bir dava açmasına fırsat verecek şekilde makul bir

süre içinde vermemiştir. Mahkeme 27/2/2002 tarihinde açılan davayı bir yıllık

hak düşürücü sürenin dolmasından sonra 31/3/2003 tarihinde reddetmiştir.

65. Öte yandan Mahkemenin ilk davayı ayakta tutmasını

sağlayacak usul imkânlarını da kullanmadığı anlaşılmaktadır. 12/1/2011 tarihli

ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 31. maddesinde, hâkimin

uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda maddi veya hukuki

açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında taraflara açıklama

yaptırabileceği; soru sorabileceği belirtilmiştir. Somut olayda başvurucunun

talebinin esas itibarıyla babalık ve nesebin reddine yönelik olduğu anlaşılmakta

ise de ilk davadaki dilekçenin belirsiz olduğunun yorumlanması durumunda dahi

Mahkemenin anılan hüküm gereği davacıya açıklama yaptırabilmesinin mümkün

olduğu anlaşılmaktadır.

66. Uygulamada özellikle hak düşürücü süre ve zamanaşımı

sorununun olduğu davalarda birden fazla davanın aynı dilekçede ileri sürülmesi

hâlinde mahkemelerin dava dilekçesini davacıya açıklattırarak söz konusu

taleplerin ayrı yargılamalara konu olduğunun anlaşılması üzerine davaların

tefrik edildiği, sonradan harç ve diğer giderlerin davacılara tamamlattırıldığı

görülmektedir. Mahkemenin bu yola başvurması hâlinde tefrik üzerine açılacak

soy bağının reddi davasının süresinde açılıp açılmadığı ilk davanın açıldığı

tarih esas alınarak değerlendirilecek ve Mahkemenin yorumuna göre dava süresinde

kabul edilecektir. Nitekim başvurucunun ihlal iddiasına dayanak olarak

gösterdiği kardeşi F.E.nin açtığı davada davacıya duruşmada talebi

açıklattırılmış ve dava 4721 sayılı Kanun'un 286. ve devamı maddelerinde

düzenlenen soy bağının reddi ile 301. maddesinde düzenlenen babalık davası

olarak nitelendirilerek babalık davasına ilişkin talep, asıl dosyadan tefrik

edilmiş ve ayrı bir esas üzerinden yargılamaya devam edilmiştir.

67. Bu koşullarda Mahkemenin başvurucunun haklarının

korunması konusunda yeterince özenli davranmadığı değerlendirilmiştir. Mahkeme,

davayı tefrik etme usulünü işletmediği gibi ilk kararını bir yıllık hak

düşürücü sürenin dolmasından önce verme konusunda da başarılı olamamıştır.

Mahkemenin başvurucuyu başarısız olacağı kesin olan yeni nesebin reddi davası

açma mecburiyetinde bıraktığı ve başvurucunun ilk davanın reddedildiği

(31/3/2003) tarihten yaklaşık yedi ay sonra dava açtığı gözetildiğinde sürenin

başlangıcıyla ilgili olarak daha esnek bir yorum yapması Mahkemeden beklenecektir.

68. Sonuç olarak başvurucunun Mahkemenin kabulüne göre

süresinde açtığı davanın kapsamının dar yorumlanması, davanın açıklanmasına

ilişkin olarak başvurucu lehine olan usul hükümleri işletilmek ve gerekirse

tefrik kararı verilmek suretiyle davanın ayakta tutulması yerine reddedilmesi,

bu kararın da bir yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu tarihten sonra verilmesi

sebebiyle başvurucunun nesebin reddi davası açmasının imkânsız hâle gelmesi

dolayısıyla başvurucuya olağanın ötesinde bir külfet yüklendiği

değerlendirilmiştir. Başvurucuya tahmil edilebilecek önemli bir kusurun da

bulunmadığı gözetildiğinde bu durumda nesebin reddi davasının açılmasının

süreye bağlanmasındaki kamu yararı ile başvurucunun özel hayatına saygı

hakkından yararlanmasındaki bireysel yarar arasında kurulması gereken adil

dengenin başvurucu aleyhine ağır bir biçimde bozulduğu kanaatine varılmıştır.

69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

70. Başvurucu, bireysel başvuru konusu yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

71. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı

Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair

Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

72. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

73. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel (B. No:

2014/13828, 12/9/2018) kararında, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu

yolun etkililiğini tartışmıştır.

74. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat

Yüksel, §§ 35, 36).

75. Mevcut başvuruda, söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

77. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

78. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın

yenilenmesine ve lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep

etmiştir.

79. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

80. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin

yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise

öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale

neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

81. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

82. İncelenen başvuruda, özel hayata saygı hakkının ihlal

edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu ihlalin doğrudan derece

mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

83. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal

sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun

şekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

84. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ile

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2013/143, K.2013/369)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ile 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.839,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 2/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Fatma Burcu NACAR YÜCE Başvurucu : Feride GÖKVARDAR Vekili : Av. Murat Fatih ÜLKÜ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/72747, 2 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Nüfus
  10. B. Başvuru
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Özel Hayata
  18. B. Makul Sürede
  19. C. 6216 Sayılı
  20. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  21. C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının
  22. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/72747
Tarih
2 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • M.r.t.a.ş. Başvurusu (B. No: 2017/38233)
  • Bülent Şeref Sarıoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/39603)
  • Erol Aksoy Başvurusu (B. No: 2017/17496)
  • Cüneyt Alemdar Başvurusu (B. No: 2018/25075)
  • Nazife Onay Başvurusu (B. No: 2017/33436)
  • Bülent Çelebi Başvurusu (B. No: 2018/3397)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.