İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Abdullah Ünal Başvurusu (B. No: 2012/1094)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2012/1094Tarih7 Mart 2014Okuma13 dk · 2.642 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Abdullah Ünal Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2014
Başvuru Numarası
2012/1094
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.642 kelime·13 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/12/2012

tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 13/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 26/3/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiş olup, başvurucunun

aynı konuya ilişkin 17/12/2013 tarih ve 2013/9316 sayılı bireysel başvurusu da bu

başvuruyla birleştirilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 1/4/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına

bildirilmiştir. Bakanlık görüşünü 3/6/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 25/6/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmamıştır.

7. Başvurucu Tekirdağ 1. Ağır

Ceza Mahkemesi aracılığıyla gönderdiği 22/10/2013

tarihli dilekçeyle vekilini azlettiğini bildirerek yazışmaların kendisiyle

yapılmasını talep etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri ile

Adalet Bakanlığı görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, suç işlemek için

örgüt kurma, nitelikli yağma, kasten öldürme ve hırsızlık suçlarına ilişkin olarak

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 9/11/2006 tarih ve

2006/69 Sorgu sayılı kararla tutuklanmıştır.

10. Başvurucu hakkında anılan

suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 15/1/2007

tarihli iddianamesiyle İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

11. Yargılamanın yürütüldüğü

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/70 sayılı dosyasında, 4/10/2012 tarihli duruşmada “yargılama

kapsamındaki her bir suç için tutukluluk süresinin bağımsız olarak

değerlendirilmesi gerektiği” gerekçesiyle tahliye talepleri

reddedilerek başvurucunun tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.

12. Bu karara yapılan itiraz

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2/11/2012 tarih ve

2012/766 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.

13. Adalet Bakanlığı, bireysel

başvuru konusu yargılamadan farklı olarak başvurucunun kasten öldürme suçundan

Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/5/2009 tarih ve

E.2007/212, K.2009/177 sayılı kararıyla 14 yıl 2 ay hapis cezasına mahkûm

edildiğini, bu kararın 20/9/2010 tarihli Yargıtay 1. Ceza Dairesinin kararıyla

onandığını, ayrıca Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/4/2008 tarihli

ve Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/10/2010 tarihli kararlarıyla

farklı suçlardan başvurucunun hapis cezalarına mahkum edildiğini, bu hükümlerin

de Yargıtayca onandığını ve bu mahkûmiyetlere ilişkin

cezaların içtima edilerek 7/4/2011 tarihinde infaza başlandığını bildirmiştir.

14. Başvurucu kasten öldürme

suçundan yargılandığı Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/212,

K.2009/177 sayılı dosyasında 13/12/2006 tarihinde

tutuklanmış ve 27/5/2009 tarihli mahkûmiyet hükmüyle birlikte başvurucu hükmen

tutuklu olmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

16. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında

şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ile son cümlesi şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda

belirtilen koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına

karar verilen,

…

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

18. 5271 sayılı Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 7/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

4/12/2012 tarih ve 2012/1094 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, 9/11/2006 tarihinde tutuklandığını, kanunda öngörülen azami

beş yıllık tutukluluk süresi aşılmasına rağmen tahliye talebinin

reddedildiğini, birden fazla suç kapsamında yürütülen yargılamada her bir suç

yönünden tutukluluk süresinin ayrı değerlendirilemeyeceğini belirterek

Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

21. Adalet Bakanlığı görüşünde,

ilk olarak 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvurunun ancak hukuk yollarının

tüketildiği tarihten itibaren 30 gün içinde yapılabileceği, başvurucu

tarafından tüketilen son hukuk yolu olarak Mahkemeye yapılan tahliye talebi ve

bu talebin reddi üzerine yapılan itirazın gösterildiği, oysa başvurucunun

Anayasa’nın 19. maddesi kapsamındaki şikâyetleri ile ilgili olarak derece

mahkemelerine başvurarak 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi ve aynı Kanun’un 142. maddesi uyarınca tazminat davası

açması gerektiği ileri sürülmüştür.

22. İkinci olarak, devam etmekte

olan bir davada uzun tutuklulukla ilgili olarak tazminat talep edilebilmesi

için davanın esası hakkındaki kararın kesinleşmesinin zorunlu olmadığı,

Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 15/5/2012 tarih ve

E.2011/20114, K.2012/12183 sayılı kararına göre, 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesine göre devam etmekte olan bir davada da tazminat talep edilebilmesinin

önünde herhangi bir engel bulunmadığı belirtilmiştir.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

24. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

25. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir.

26. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının ulaşılabilir olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz

olmaları ve tüketildiklerinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı

şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek

başına yeterli olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en

azından etkili olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 28,29).

27. Adalet Bakanlığının

görüşünde işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un tazminat isteminin

düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, kanunlarda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilenler ile kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama

mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen

kişilerin, maddî ve manevî her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine

ilişkin hükümlerin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Ancak, aynı Kanun’un

tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında “Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde” tazminat

isteminde bulunulabileceği hükmüne yer verilmiştir.

28. 5271 sayılı Kanun’un

tazminat isteminin düzenlendiği 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinde “Kanunlarda belirtilen koşullar

dışında tutukluluğunun devamına karar verilen” kişilerin, maddî ve

manevî her türlü zararlarını, devletten isteyebileceklerine ilişkin

düzenlemenin bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmekle birlikte,

aynı Kanun’un tazminat isteminin koşullarını düzenleyen 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin kesinleşme

tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

düzenlenmiştir.

29. Somut olayda beş yıllık

azami tutukluluk süresinin dolması nedeniyle tutukluluğun yasal dayanağının

kalmadığı iddia edilmektedir. Buna göre, yasal olarak mümkün olmadığı hâlde

tutukluluğun devamına karar verilmiş ise madde kapsamında bunun mağduru maddi

ve/veya manevi tazminat istemiyle dava açabilecektir.

30. Ancak başvurucunun istemi

tazminat değildir. Başvurucu, Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşılmış olduğunun tespitiyle tahliyesine karar verilmesini talep etmektedir.

5271 sayılı Kanun’un koruma tedbirleri nedeniyle tazminata dair düzenlemelerine

bu açıdan bakıldığında, başvurucunun şikâyetiyle ilgili bir çözüm getirilmediği

görülmektedir. Başvurulması hâlinde bu yol yalnızca maddi ve manevi zararların

giderilmesini teminat altına almakta, fakat hukuka aykırı tutulduğu tespit

edilse dahi kişiye serbest bırakılma konusunda bir imkân sunmamaktadır.

Bireysel başvurunun esastan incelenmesinden önce tutukluluk hâli sona ermediği

sürece, kişinin bu yola gitmesi somut talebi açısından etkili sayılamaz,

dolayısıyla anılan yolun tüketilmesi gerekmez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 27).

31. Açıklanan nedenlerle Adalet

Bakanlığının, başvurucunun tutukluluk nedeniyle tazminat davası açmadığı ve

başvuru yollarını tüketmediği yönündeki ön itirazı kabul edilemez. Başvurucunun

iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul

edilemezlik nedeni de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

32. Başvurucu, 9/11/2006 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığı

dava kapsamında Kanun’da öngörülen azami beş yıllık sürenin aşılmasından sonra

tutukluluğun devamına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri

sürmüştür.

33. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün

gereği olarak ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim

altında ıslahı veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın

yerine getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası,

uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir

kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen

esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı

şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut

geri verme kararı verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri

dışında kimse hürriyetinden yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli

belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim

kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…”

34. Adalet Bakanlığı,

başvurucunun beş yıldan fazla tutuklu bulundurulduğu iddialarına ilişkin

olarak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları çerçevesinde Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesinin (3)

numaralı fıkrası kapsamında tutuklulukta geçen süre tespit edilirken kişinin

yakalandığı tarih ile mahkûmiyetine karar verildiği veya serbest bırakıldığı

tarih arasında geçen sürenin dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir (Wemhoff/Almanya, B.No:

2122/64, 27/6/1968). Bakanlık, başvurucunun bireysel

başvuru konusu yargılamadan farklı olarak, Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/5/2009 tarihli, Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin

22/4/2008 tarihli ve Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/10/2010

tarihli kararlarıyla ayrı ayrı hapis cezalarına mahkum edildiğini, bu

kararların Yargıtayca onandığını ve 7/4/2011

tarihinde cezalar içtima edilerek infaza başlandığını bildirmiştir. Bakanlık,

aynı döneme ilişkin olarak başvurucunun, farklı suçlar nedeniyle infaz edilen

hapis cezalarının toplam tutukluluk süresinden indirilmesi gerektiği yönündeki

AİHM içtihadını sunmuştur (Bak/Polonya,

B.No: 7870/04, 16/1/2007).

35. Adalet Bakanlığı ayrıca,

AİHS’nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası kapsamında “mahkûmiyetin” ilk derece mahkemesinin

verdiği kararla oluştuğuna ve kararın kesinleşmesine ihtiyaç olmadığına vurgu

yapmaktadır (Wemhoff/Almanya, § 9).

36. Anayasa’nın 19. maddesinde

kişi hürriyeti ve güvenliği güvence altına alınmış olup, maddenin ikinci ve

üçüncü fıkralarında belirtilen haller dışında kimsenin hürriyetinden yoksun

bırakılamayacağı kuralı yer almaktadır.

37. Buna göre, hürriyetten

yoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Maddenin üçüncü

fıkrasına göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini ve değiştirilmesini önlemek maksadıyla

hâkim kararıyla tutuklanabilir. Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve

şartlara uygun olması gerekir.

38. Kişi hürriyetine ilişkin

sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü

ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve

mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdürler.

Anayasa’nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfi bir şekilde hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi

hürriyetine getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun hürriyetten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, kanunun hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek

için, uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.

39. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

40. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (Yargıtay Ceza

Genel Kurulunun 12/4/2011 tarih ve E.2011/1-51,

K.2011/42 sayılı kararı).

41. Kişi hakkında birden fazla

suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın bir dosya üzerinden yürütülmesi veya

bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve kovuşturmaların

belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında, uygulanan bir

tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuç

doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin kişinin yargılandığı

dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Tutuklama bir yaptırım olmadığından, aynı dosya kapsamında

tutukluluk kararı verilen her bir suç yönünden tutukluluk süresinin ayrı

değerlendirilmesi kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı ile davanın karmaşık

olması tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede ele

alınabilecek etkenler olup, kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde bu

etkenlerin esas alınması mümkün değildir. Normun lafzı ve amacı, tutuklama

tedbirinin ceza adalet sistemi içerisindeki yeri ve 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesindeki düzenleme ile kişi hürriyetine yönelik sınırlamaların dar

yorumlanması hususları birlikte değerlendirildiğinde aksine bir sonuca varmak

mümkün görünmemektedir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

50).

42. Tutukluluğa ilişkin sürenin

tespitinde ilk derece mahkemesi önündeki yargılamada tutuklu geçirilen sürenin

dikkate alınması gerekir. Zira kişi yargılandığı davada ilk derece mahkemesi

kararıyla mahkûm edilmişse, artık bu kişinin durumu “suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma” kapsamından

çıkmakta ve tutukluluk ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma

haline dönüşmektedir (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).

43. Somut olayda 9/11/2006 tarihinde tutuklanan başvurucu hakkında İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/70 sayılı dosyasında yargılama süreci devam

ettiği sırada, farklı suçlardan Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/5/2009

tarihli, Küçükçekmece 8. Asliye Ceza Mahkemesinin 22/4/2008 tarihli ve

Büyükçekmece 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/10/2010 tarihli kararlarıyla

başvurucunun ayrı ayrı hapis cezalarına mahkûm edildiği, bu hükümlerin Yargıtayca onanması sonrasında anılan mahkûmiyetlere ilişkin

cezaların 7/4/2011 tarihinde içtima edilerek infazına başlandığı

anlaşılmaktadır.

44. Ayrıca başvuru konusu

yargılama kapsamında 9/11/2006 tarihinde tutuklanan

başvurucunun, yukarıda sözü edilen Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen

dava kapsamında 13/12/2006 tarihinde tutuklandığı, Bakırköy 13. Ağır Ceza

Mahkemesince 27/5/2009 tarihli kararla başvurucunun mahkûmiyetine ve tutukluluk

halinin devamına karar verildiği anlaşılmaktadır. 27/5/2009

tarihi itibarıyla başvurucu hakkında, başvuru konusu yargılama ve sonraki

yargılamaya ilişkin olmak üzere iki ayrı tutuklama kararı mevcut olmakla

birlikte, 27/5/2009 tarihli karar “suç

isnadına bağlı olarak” verilen bir tutuklama kararı olmamakta;

hürriyetten yoksun bırakılmanın nedenini bu aşamada ilk derece mahkemesince

verilen mahkûmiyet hükmü oluşturmaktadır. Başvuru konusu yargılama kapsamındaki

tutukluluk hali bu aşamada varlığını devam ettirmekte ise de, 27/5/2009 tarihinde mahkûmiyet hükmüyle birlikte verilen

tutukluluğun devamına ilişkin karar, başvurucunun hürriyetinin kısıtlanmasına

tek başına ve “suç isnadına bağlı olma” halinden

bağımsız olarak neden olmaktadır (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 48).

45. Bu belirlemeler karşısında,

başvuru konusu yargılama kapsamında 9/11/2006

tarihinde tutuklanan başvurucunun, başka bir suç nedeniyle 27/5/2009 tarihli

mahkûmiyet kararına dayalı olarak ve 7/4/2011 tarihinden itibaren de kesinleşen

mahkûmiyetlere ilişkin cezaların infazı kapsamında hükümlü olarak tutulduğunda

tereddüt bulunmamaktadır.

46. Bu nedenle, 9/11/2006 tarihinde başlayan tutukluluk halinin başka bir

yargılama kapsamında 27/5/2009 tarihinde mahkûmiyete ve tutukluluk halinin

devamına karar verilmekle kesintiye uğradığı sonucuna varılmıştır. AİHM,

tutukluluğun makul süre şartına uygunluğunun denetlenmesinde, bir suçtan

verilen tutukluluk kararı ile başka bir suçtan verilen mahkûmiyet kararının

kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında çektirilen sürelerin makul süre

hesabına dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir (B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 49).

47. Bu çerçevede, başvuru konusu

yargılama kapsamında 9/11/2006 tarihinde başlayan ilk

tutukluluk halinin, başka bir suç nedeniyle Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesince

verilen ve 20/9/2010 tarihinde kesinleşen 27/5/2009 tarihli mahkûmiyet kararıyla

sona erdiği dikkate alındığında, 9/11/2006 - 27/5/2009 tarihleri arasında 2 yıl

6 ay 18 gün tutuklu kalınan sürenin kanunda öngörülen azami tutukluluk süresini

aşmadığı sonucuna varılmıştır.

48. Açıklanan gerekçelerle,

başvuru kapsamında “Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılması” iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” iddiasına ilişkin olarak

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin

başvurucu üzerinde bırakılmasına,

7/3/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Abdullah ÜNAL Vekili : Av. Adem KOYUNCU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1094, 7 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR
  14. B. “Kanun’da
  15. C. Yargılama giderlerinin
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1094
Tarih
7 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Mustafa Kemal Sungur Başvurusu (B. No: 2013/2507)
  • Mehmet Emin Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/5267)
  • Erol Aydeğer Başvurusu (B. No: 2013/4784)
  • Hayrettin Ekim Başvurusu (B. No: 2013/3442)
  • Cemalettin Metin Başvurusu (B. No: 2013/776)
  • Murat Ildırar Başvurusu (B. No: 2012/391)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.