İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Erol Aydeğer Başvurusu (B. No: 2013/4784)

1. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında

Başvuru No2013/4784Tarih7 Mart 2014Okuma17 dk · 3.389 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Erol Aydeğer Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/4784
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.389 kelime·17 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, yargılandığı ceza davasında

savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 21/6/2013 tarihinde İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı

vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

20/12/2004 tarihli iddianamesiyle geceleyin silahlı yağma suçundan

cezalandırılması için Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

6. Başvurucunun duruşmalara gelmemesi nedeniyle Mahkemece

hakkında yakalama kararı çıkartılmış ve 22/4/2011 tarihinde yakalanmış;

İstanbul Barosu tarafından tayin edilen müdafisinin huzurunda savunması

alınarak tutuklanmıştır.

7. Başvurucu 3/6/2011 tarihinde, kaldığı Diyarbakır E Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan bir yanlışlık sonucu tahliye edilmiştir.

8. Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu hakkında yeniden

yakalama kararı çıkartmış ve başvurucu, 14/2/2012 tarihinde yakalanmış;

İstanbul Barosu tarafından tayin edilen müdafisinin huzurunda savunması alınarak

yeniden tutuklanmıştır. Başvurucu 2/3/2012 tarihli sonuncu celseye katılmış ve

müdafisi huzurunda yeniden savunma yapmıştır.

9. Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 2/3/2012 tarihli kararı

ile başvurucunun 36 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.

10. İlk derece mahkemesinin kararı Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin 14/3/2013 tarihli ilamı ile onanmış ve karar kesinleşmiştir.

B. İlgili Hukuk

11. 17/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun “Kararların verilmesi usulü”

başlıklı 33. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Duruşmada verilecek kararlar, Cumhuriyet

savcısı, duruşmada hazır bulunan müdafi, vekil ve diğer ilgililer dinlendikten;

duruşma dışındaki kararlar, Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü görüşü alındıktan

sonra verilir.”

12. 5271 sayılı Kanun’un “İfade

ve sorgunun tarzı” başlıklı 147. maddesi şöyledir:

(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin

alınmasında veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

a) Şüpheli veya sanığın kimliği saptanır.

Şüpheli veya sanık, kimliğine ilişkin soruları doğru olarak cevaplandırmakla

yükümlüdür.

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun

hukukî yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade

veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek

durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde,

kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir. d) 95 inci madde hükmü

saklı kalmak üzere, yakalanan kişinin yakınlarından istediğine yakalandığı

derhâl bildirilir.

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada

bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin

toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe

nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı

tanınır.

g) İfade verenin veya sorguya çekilenin

kişisel ve ekonomik durumu hakkında bilgi alınır.

h) İfade ve sorgu işlemlerinin kaydında,

teknik imkânlardan yararlanılır.

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır. Bu

tutanakta aşağıda belirtilen hususlar yer alır:

1. İfade alma veya sorguya çekme işleminin

yapıldığı yer ve tarih.

2. İfade alma veya sorguya çekme sırasında

hazır bulunan kişilerin isim ve sıfatları ile ifade veren veya sorguya çekilen

kişinin açık kimliği.

3. İfade almanın veya sorgunun yapılmasında

yukarıdaki işlemlerin yerine getirilip getirilmediği, bu işlemler yerine

getirilmemiş ise nedenleri.

4. Tutanak içeriğinin ifade veren veya sorguya

çekilen ile hazır olan müdafi tarafından okunduğu ve imzalarının alındığı.

5. İmzadan çekinme hâlinde bunun nedenleri.

13. 5271 sayılı Kanun’un “Şüphelinin

veya sanığın müdafi seçimi” başlıklı 149. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanık, soruşturma ve

kovuşturmanın her aşamasında bir veya birden fazla müdafiin

yardımından yararlanabilir; kanunî temsilcisi varsa, o da şüpheliye veya sanığa

müdafi seçebilir.

(2) Soruşturma evresinde, ifade almada en çok

üç avukat hazır bulunabilir.

(3) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her

aşamasında avukatın, şüpheli veya sanıkla görüşme, ifade alma veya sorgu

süresince yanında olma ve hukukî yardımda bulunma hakkı engellenemez,

kısıtlanamaz.”

14. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir

müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda

olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.

(2) Müdafii

bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul

veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.

(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını

gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra

hükmü uygulanır.

(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar,

Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle

düzenlenir.”

15. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafi

görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden

yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1) 150 nci

madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya

vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa,

hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli

işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun

ertelenmesine de karar verebilir.

(2) Eğer yeni müdafi savunmasını hazırlamak

için yeterli zaman olmadığını açıklarsa oturum ertelenir.”

16. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafi

ile görüşme” başlıklı 154. maddesi şöyledir:

“(1) Şüpheli veya sanık, vekâletname

aranmaksızın müdafii ile her zaman ve konuşulanları

başkalarının duyamayacağı bir ortamda görüşebilir. Bu kişilerin müdafii ile yazışmaları denetime tâbi tutulamaz.”

17. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiin görevlendirilmesinde usul” başlıklı 156. maddesi şöyledir:

“(1) 150 nci

maddede yazılı olan hâllerde, müdafi;

a) Soruşturma evresinde, ifadeyi alan merciin

veya sorguyu yapan hâkimin istemi üzerine,

b) Kovuşturma evresinde, mahkemenin istemi

üzerine,

Baro tarafından görevlendirilir.

(2) Yukarıda belirtilen hâllerde müdafi

soruşturmanın veya kovuşturmanın yapıldığı yer barosunca görevlendirilir.

(3) Şüpheli veya sanığın kendisinin sonradan

müdafi seçmesi halinde, baro tarafından görevlendirilen avukatın görevi sona

erer”.

18. 5271 sayılı Kanun’un “İddianamenin

sanığa tebliği ve sanığın çağrılması” başlıklı 176. maddesi

şöyledir:

“(1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte

sanığa tebliğ olunur.

(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak

çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın gelmediğinde zorla getirileceği yazılır.

(3) Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün

tebliği suretiyle yapılır. Sanıktan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde

bulunup bulunmayacağı ve bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir; müdafii de sanıkla birlikte davet olunur. Bu işlem,

tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi veya bu işle

görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle yapılır.

(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı

kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında en az bir hafta süre bulunması

gerekir.”

19. 5271 sayılı Kanun’un “Ara

verme” başlıklı 190. maddesi şöyledir:

“(1) Duruşmaya, ara verilmeksizin devam

edilerek hüküm verilir. Ancak, zorunlu hâllerde davanın makul sürede

sonuçlandırılmasını olanaklı kılacak surette duruşmaya ara verilebilir.

(2) 176 ncı

maddede belirlenen süreye uyulmamış ise duruşmaya ara verilmesini istemeye

hakkı olduğu sanığa hatırlatılır.”

20. 5271 sayılı Kanun’un “Sanığın

duruşmada hazır bulunmaması” başlıklı 193. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Kanunun ayrık tuttuğu hâller saklı kalmak

üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında duruşma yapılmaz. Gelmemesinin geçerli

nedeni olmayan sanığın zorla getirilmesine karar verilir.”

21. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin

ortaya konulması ve reddi” başlıklı 206. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Sanığın sorguya çekilmesinden sonra

delillerin ortaya konulmasına başlanır. Ancak, sanığın tebligata rağmen

mazeretsiz olarak gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin

ortaya konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa

bildirilir.”

22. 5271 sayılı Kanun’un “Suçun

niteliğinin değişmesi” başlıklı 226. maddesi şöyledir:

(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin

değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde

bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği

kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.

(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek

olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa

duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.

(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde

istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.

(4) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler,

varsa müdafie yapılır. Müdafii

sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 7/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 21/6/2013 tarih ve 2013/4784 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu, ailevi sebeplerle

asker kaçağı olarak yaşadığını bu nedenle duruşmalara katılamadığını, yalnızca

iki kez duruşmaya katıldığını ve bir kez kendisini savunabildiğini; ayrıca özel

avukat tutamadığını, kendisini Baro tarafından tayin edilen avukatın

savunduğunu ve ilk derece mahkemesi kararını bu avukatın temyiz ettiğini

belirtmiştir. Başvurucu, kendisini yeterince savunamamış olması nedeniyle

savunma hakkının kısıtlandığını ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme… açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

20/12/2004 tarihli iddianamesiyle geceleyin silahlı yağma suçundan

cezalandırılması için Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

Başvurucunun duruşmalara gelmemesi nedeniyle Mahkemece hakkında yakalama kararı

çıkartılmış ve 22/4/2011 tarihinde yakalanmış; aynı gün Mahkemeye

çıkartılmıştır. Başvurucuya Mahkemenin istemi üzerine İstanbul Baro

Başkanlığınca müdafi tayin edilmiştir. Başvurucuya aynı gün, hakkında tanzim

edilen Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığının 20/12/2004 tarihli iddianamesi tebliğ

edilmiş; başvurucu savunma yapmak için süre istemediğini beyan etmiş ve müdafii huzurunda savunmasını yapmıştır. Başvurucunun

yokluğunda yapılan işlemler ile hükme esas alınabilecek ifadeler, teşhis

tutanakları, adli raporlar ve kolluk tutanakları okunmuş ve bu delillere karşı

başvurucu ile müdafiinin beyanları alınmıştır.

28. Başvurucu 3/6/2011 tarihinde, kaldığı Diyarbakır E Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan bir yanlışlık sonucu tahliye edilmiştir. Üsküdar

3. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucu hakkında yeniden yakalama kararı çıkartmış ve

başvurucu, 14/2/2012 tarihinde yakalanmış; İstanbul Barosu tarafından tayin

edilen yeni bir müdafi huzurunda savunması alınarak yeniden tutuklanmıştır.

Başvurucu üçüncü kez, 2/3/2012 tarihinde duruşmaya çıkartılmış; İstanbul Baro

Başkanlığınca tayin edilen müdafii huzurunda

başvurucuya, hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanma ihtimali bulunduğu

belirtilerek ek savunması alınmıştır. Başvurucu ve müdafii

bu son celsede savunma ve esas hakkındaki savunmalarını sunmuş, ayrıca

Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasına karşı beyanları alınmış ve

son sözleri ayrı ayrı sorulmuştur. Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesi, 2/3/2012

tarihli kararı ile başvurucunun 36 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar vermiştir. İlk derece mahkemesinin kararı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin

14/3/2013 tarihli ilamı ile onanmış ve karar kesinleşmiştir.

29. Başvurucu, kendisini yeterince savunamamış olması

nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını ileri

sürmüştür.

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, AİHS’in “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından

hareket ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden

en önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki

savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir

ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun

bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için, yargılamanın yürütülmesi sırasında

alınan önlemlerin, savunma hakkının yeterince ve tam olarak kullanılması ile

uyumlu olması (Bkz. Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86,

15/6/1992 §§ 49-50) ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik

olacak şekilde yorumlanması gerekmektedir (Bkz. Artico/İtalya, B. No: 6694/74,

13/5/1980 § 33).

33. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgari haklara sahiptir:

a) Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın

niteliği ve sebebinden en kısa sürede, anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak

haberdar edilmek;

b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zaman

ve kolaylıklara sahip olmak;

c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir

müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî

olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,

resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;

…”

34. Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer

alan “hakkaniyete uygun yargılama”

kavramı, aynı maddenin (3) numaralı fıkrasında yer alan “suç isnat edilmiş kişi”nin asgari haklarıyla

doğrudan bağlantılıdır. Hakkında bir suç isnadı olan kişiye tanınmış anılan

fıkradaki haklar, (1) numaralı fıkrada yer alan hakkaniyete uygun yargılama

ilkesinin somut görünümleridir. Fakat hakkaniyete uygun yargılama

çerçevesindeki haklar ve ilkeler, (3) numaralı fıkradaki kapsamlı olmayan

listedeki minimum haklarla sınırlı değildir. (3) numaralı fıkrada yer alan

asgari şüpheli/sanık hakları, (1) numaralı fıkrada koruma altına alınmış olan

daha genel nitelikteki “hakkaniyete uygun

yargılanma” hakkının özel görünüm şekilleridir (Bkz. Asadbeyli ve

Diğerleri/Azerbaycan, B. No: 3653/05 14729/05

16519/06, 11/12/2012, § 130). Bu nedenle AİHS’in 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan özel güvencelerin, (1) numaralı

fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı” ışığında değerlendirilmesi gerekir. Diğer taraftan

6. maddenin (3) numaralı fıkrasının (a-e) bentlerinde düzenlenen güvenceler

arasında da bağ bulunmakta olup bunlardan her biri yorumlanırken diğerleri de

dikkate alınmalıdır (Bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], B. No:

25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54). Bu nedenle yalnızca (3) numaralı fıkrada

sayılan haklara uygun olarak yapılan bir ceza yargılamasının, (1) numaralı

fıkrada yer alan “hakkaniyete uygun

yargılanma hakkı” ışığında değerlendirilmeden, hakkaniyete uygun ve

dolayısıyla adil olduğu söylenemez (Bkz. Deweer/Belçika, B. No: 6903/75, 27/2/1980 § 56).

35. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve

sebebinden …ayrıntılı olarak haberdar edilmek” hakkı, kişinin

savunmasını hazırlayabilmesi için getirilmiş bir güvencedir. 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında güvence altına alınmış olan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı ışığında, (3) numaralı fıkranın (a) bendi, cezai konularda hakkaniyete

uygun bir yargılama yapılmasının temel ön koşulu olarak şüpheli veya sanığa

detaylı bilgi verilmesini öngörmektedir.

36. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a)

bendi, bilgilendirmenin şekline ilişkin herhangi bir yükümlülük içermemekle

birlikte bu güvence, şüpheliye veya sanığa hakkındaki “suçlamayı bildirme” konusunda özel bir

çaba gösterilmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Bu nedenle (a) bendi

uyarınca sanığa verilecek bilgi, kendisinin hangi fiil nedeniyle suçlandığını

ve bu fiilin hukuki nitelemesinin ne olduğunu içermeli ve detaylı olmalıdır.

Ceza kovuşturmasında esaslı bir yeri olan iddianamenin tebliğ edilmesiyle,

sanığın, yazılı bir biçimde, suçlamaların maddi ve hukuki temelinden resmi

olarak haberdar olduğu kabul edilmektedir. Öte yandan yargılama sırasında suçun

hukuki niteliğinin değişmesi halinde de sanığa yöneltilen suçlamanın değişen

hukuki niteliği ve nedenleri hakkında bildirim yapılması gerekmektedir.

37. Ayrıca AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesinin (a) bendi ile

hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Savunmasını

hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak” hakkına

yer verilen (b) bentlerinin birbiriyle bağlantılı olduğunu; suçlamanın nedeni

ve niteliği hakkında bilgilendirilme hakkının, şüphelinin veya sanığın

savunmasını hazırlama hakkı ışığında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir

(bkz. Pélissier ve Sassi/Fransa

[BD], B. No: 25444/94, 25/3/1999, §§ 51-54).

38. Savunmanın hazırlanması için gerekli zamana sahip olma

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde belirtilen “meşru

vasıta ve yollardan yararlanmak” kavramının kapsamındadır (AYM,

E.1992/8, K.1992/39, K.T.16/6/1992). Bu hak gereğince sanığa ve müdafiine savunma için gerekli hazırlıkları yapabilecekleri

zamanın verilmesi gerekmektedir. Aynı şekilde suçun hukuki nitelendirmesinin

değişmesi halinde de savunmanın yeniden hazırlanması için gerekli zaman ve

kolaylıklar sağlanmalıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun’un 176. maddesinin (4)

numaralı fıkrasına göre sanığa, suçlamaların maddi ve hukuki dayanaklarını

bildiren iddianamenin tebliği ile savunma arasında en az bir haftalık sürenin

bulunması gerekmektedir. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 266. maddesinin (4)

numaralı fıkrası uyarınca sanığın ek savunmasının alınması gerektiği durumlarda

istemi halinde sanığa veya müdafiine ek savunmasını

hazırlamak için süre verilmesi bir zorunluluktur.

39. Somut olayda başvurucuya, yakalanarak Mahkeme huzuruna

çıkartıldığı 22/4/2011 tarihli celsede iddianame tebliğ edilmiş, başvurucu ve müdafii savunmalarını hazırlamak için süre istemediklerini

belirterek aynı celsede savunma yapmışlar; 2/3/2012 tarihli duruşmada

başvurucunun önceki sabıkaları nedeniyle hakkında tekerrür hükümlerinin

uygulanma ihtimali bulunduğu bildirilmiş, başvurucu ve müdafii

ek savunma yapmak için süre istemediklerini belirterek ek savunmalarını

yapmışlardır.

40. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (c)

bendinde hakkında bir suç isnadında bulunulan kişinin “Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafiinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için

gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli

görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak

yararlanabilmek” hakkı bulunduğu belirtilmiştir. Sanık kendisini

bizzat savunma hakkına sahip olduğu gibi bir müdafi yardımıyla savunma hakkına

da sahiptir. Ancak müdafi ile temsil edilme hakkı bakımından önemli olan,

yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında, başvurucunun müdafi yardımından

etkili bir biçimde yararlanmış olmasıdır (bkz. Imbrioscia/İsviçre, B. No: 13972/88,

24/11/1993, § 41). Müdafi ile temsil edilme hakkının bir gereği olarak 5271

sayılı Kanun’un 150. maddesinde, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin

kendisi bir müdafi seçebileceği gibi müdafi seçebilecek durumda olmadığını

beyan eder ve kendisine bir müdafi atanmasını talep ederse mali imkânlardan

yoksun olup olmadığına bakılmaksızın bu kişiye müdafi atanacağı kuralı kabul

edilmiştir. Yine aynı maddeye göre sanığa isnat edilen suçun kanunda öngörülen

cezasının alt sınırının beş yıldan çok olması ve sanık kendisine bir müdafi

seçmemiş olması halinde sanığın istemi aranmaksızın resen bir müdafi tayin

edilmektedir.

41. Sanığın kendini savunma hakkından faydalanmasının ilk

koşulu ise sanığın savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde hazır bulunma

olanağına sahip olmasıdır. AİHS’in 6. maddesinde

açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS’in

6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır.

Bir sanığın aleyhine açılan ceza davasında duruşmada hazır bulunması genel bir

haktır ve AİHS’in 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan (c), (d) ve (e) bentlerinde yer alan hakların bir

parçasıdır (bkz. Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00 , 1/3/2006, § 81). Nitekim duruşmada hazır bulunma

hakkının bir sonucu olarak 5271 sayılı Kanun’un 193. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında istisnalar saklı kalmak üzere, hazır bulunmayan sanık hakkında

duruşma yapılamayacağı hükme bağlanmıştır.

42. Somut olayda başvurucunun cezalandırılması için

20/12/2004 tarihli iddianame ile ceza davası açıldığı halde, duruşmalardan

kaçması nedeniyle başvurucu hakkında duruşma yapılamamış ve ancak yakalandığı

22/4/2011 tarihinde ilk kez duruşmaya çıkartılarak mahkeme önünde hazır bulunma

hakkından faydalandırılmıştır.

43. Ayrıca somut olayda isnat edilen suçun kanunda öngörülen

cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması ve başvurucunun kendisinin bir

müdafi seçmemiş olması nedeniyle başvurucuya resen müdafi tayin edilmiştir. Başvurucu,

kendisinin avukat seçememesi nedeniyle savunma hakkını tam olarak

kullanamadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, ilk derece mahkemesince resen tayin

edilen müdafiin müdafilik görevlerini yerine

getirmediğini ileri sürmediği gibi müdafiinin

yardımından etkili bir biçimde yararlanamamasının sebeplerini de

bildirmemiştir. Öte yandan 5271 sayılı Kanun’un 151. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre sanığa atanan müdafi, duruşmaya gelmez veya duruşmadan çekilir

veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir

müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapmak zorundadır. Somut olayda

başvurucuya atanan ilk iki müdafiin duruşmalarda

hazır bulunmaması üzerine Barodan yeni müdafi talep edilmiş ve başvurucu son

celse atanan müdafii ile savunma hakkını

kullanmıştır. Son atanan müdafii ilk derece

mahkemesinin kararını temyiz de etmiştir. Nitekim başvurucunun, kendisine

atanan müdafilerin görevini yerine getirmediği yönünde derece mahkemeleri

önünde bir şikâyeti de olmamıştır.

44. Diğer taraftan başvurucu yalnızca iki kez duruşmaya

katılabildiğini ve bir kez kendisini savunabildiği bu sebeple savunma hakkının

kısıtlandığını ileri sürmüştür. Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması ancak ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olup, Anayasa’nın 36. maddesinde böyle bir sınırlandırma öngörülmemiştir.

Kanun koyucuya sınırlama yetkisi verilmemiş haklar bakımından hakkın nesnel

sınırları ve çatışan diğer hak ve ilkeler dikkate alınmalı ve dengeleme

yapılmalıdır (AYM, E.2000/48, K.2002/36, K.T. 30/3/2002). Bu sebeple gerekli

zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı, makul sürede yargılanma hakkı ile

birlikte değerlendirilmek zorundadır. Makul sürede yargılanma hakkı, adil

yargılanma hakkının diğer bir yönü olduğu gibi Anayasa’nın 141. maddesinin “Davaların… mümkün olan süratle sonuçlanması, yargının

görevidir.” biçimindeki dördüncü fıkrası ile de korunmaktadır. Bu

durumda gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma hakkının makul sürede

yargılanma hakkı ile dengelenmesi gerekmektedir.

45. 5271 sayılı Kanun’un 190. maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verilir.

Ancak, zorunlu hâllerde davanın makul sürede sonuçlandırılmasını olanaklı

kılacak surette duruşmaya ara verilmesi mümkündür. Başka bir deyişle bir ceza

davasında yargılamanın bir celsede bitirilmesi esas olup ancak zorunlu hallerde

birden çok celse yapılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu, 22/4/2011,

14/2/2012 ve 2/3/2012 tarihli duruşmalarda hazır bulunmuş ve savunmasını

yapmıştır. Başvurucu ilk derece mahkemesindeki yargılama sırasında savunmasını

hazırlamak için mahkemeden ilave süre istemediği gibi eğer ilk derece

yargılaması sırasında yargılama daha fazla uzamış olsaydı mahkeme önünde dile

getiremediği hangi ilave tezleri ileri süreceğine ilişkin olarak da herhangi

bir açıklamada bulunmamıştır. Bu sebeple makul sürede yargılanma hakkı ile

birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun savunmasını hazırlamak için gerekli

zamana ve kolaylıklara sahip olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir.

46. Sonuç olarak somut olayda başvurucunun suçlamanın

nedenleri ve niteliği hakkında bilgilendirildiği, duruşmada hazır bulunmasının

sağlandığı, savunmasını hazırlaması için gerekli zaman ve kolaylıklardan

faydalandırıldığı, kendisine ve müdafiine verilen

süre dışında ilave süre istemediği, bir müdafiinin

yardımından faydalanmak suretiyle savunma hakkını kullandığı anlaşılmaktadır.

Başvurucu, adil yargılanma hakkını sınırlandırdığı iddiasıyla başka bir işlem

hakkında da şikâyetçi olmamıştır. Öte yandan dava dosyası ve yargılama süreci

bir bütün olarak incelendiğinde başvurucunun savunma haklarından

yararlandırılmadığını gösteren bir bulguya da rastlanılmamıştır.

47. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun savunma hakkının

kısıtlandığını ileri sürdüğü yargılama işlemlerinde açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından, başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

7/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Erol AYDEĞER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/4784, 7 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Başvurunun, “açıkça
  12. Necipoğlu
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/4784
Tarih
7 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Hayrettin Ekim Başvurusu (B. No: 2013/3442)
  • Cemalettin Metin Başvurusu (B. No: 2013/776)
  • Murat Ildırar Başvurusu (B. No: 2012/391)
  • Tahir Gökatalay Başvurusu (B. No: 2013/1780)
  • Mahmut Sarıdağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6261)
  • Oğuzhan Kozacıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/2379)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.