İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tahir Gökatalay Başvurusu (B. No: 2013/1780)

1. Başvurucu, kat maliklerinden

Başvuru No2013/1780Tarih20 Mart 2014Okuma29 dk · 5.772 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Tahir Gökatalay Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/1780
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.772 kelime·29 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, kat maliklerinden

olduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiği

davada, ileri sürdüğü iddialarının mahkemece değerlendirilmediğini, mahkeme

kararlarının yeterli gerekçe içermediğini, söz konusu yargılamada hâkimin

tarafsızlığı ve kanuni hâkim güvencelerinin gözetilmediğini, yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmadığını, yargılama sırasında yapılan usul işlemleriyle

maddi ve manevi baskıya maruz bırakıldığını, bunun yanı sıra yapmış olduğu bir

şikayet sonucu verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar hususunda yaptığı

itirazın yetkili mercie uzun süre iletilmediğini ileri sürerek, Anayasa’nın 17., 36., 37. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini iddia

etmiş, ihlalin tespitiyle yeniden yargılama yapılmasına ve uğradığı maddi ve

manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/3/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölümün Birinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 22/11/2013 tarihli görüş yazısı

28/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından

Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 10/12/2013 tarihli beyan dilekçesi ibraz

edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru dilekçesi ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 20/6/2011

tarihinde, kat malikleri arasında bulunduğu sitenin 2/11/2008 ve 26/4/2009

tarihli kat malikleri kurulu kararlarının iptali istemiyle dava açmıştır.

8. Konya 1. Sulh Hukuk

Mahkemesinde yapılan yargılama neticesinde, Mahkemenin 17/4/2012 tarih ve E.

2011/1163, K.2012/548 sayılı kararı ile, 26/4/2009

tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında denetçinin dışarıdan seçilmesine

ilişkin kat malikleri kurulu kararının iptaline ve başvurucunun diğer

taleplerinin reddine karar verilmiştir.

9. Kararın temyiz edilmesi

üzerine, ilk derece mahkemesi hükmü Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 3/7/2012 tarih ve E.2012/7050, K.2012/8712 sayılı kararı ile

onanmıştır.

10. Karar düzeltme talebi

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 21/1/2013 tarih ve

E.2012/15374, K.2013/668 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

11. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu ettiği diğer maddi vakıa açısından; başvurucunun bazı polis memurları

hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949, K.2012/21169 sayılı evrakı

üzerinden, kötü muamele, görevi kötüye kullanma ve resmi belgede sahtecilik

suçlarına ilişkin olarak beş sanık hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.

12. Başvurucu tarafından, Sincan

Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığına sunulmak üzere Konya Cumhuriyet Başsavcılığına

hitaben verilen 23/5/2012 havale tarihli dilekçe ile,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949,

K.2012/21169 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kaldırılması

talep edilmiştir.

13. Başvurucunun itiraz

dilekçesi Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 23/5/2012

tarihli yazısı ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiş ve Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 18/2/2013 tarihli yazısı ile Sincan 2. Ağır Ceza

Mahkemesine iletilmiştir.

14. Sincan 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 10/4/2013 tarih ve 2013/1070 değişik iş sayılı kararı ile, başvurucunun itirazı reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

16. 23/6/1965 tarih ve 634 sayılı Kat

Mülkiyeti Kanunu’nun “Toplantı

zamanı” kenar başlıklı 29. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Önemli bir sebebin

çıkması halinde, yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte

birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az onbeş gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir

çağrı veya bir taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartiyle, kat malikleri kurulu her zaman toplanabilir.”

17. 634 sayılı Kanun’un “Hâkimin Müdahalesi”

kenar başlıklı 33. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Kat

malikleri kurulunca verilen kararlar aleyhine, kurul toplantısına katılan ancak

32 nci madde hükmü gereğince aykırı oy kullanan her

kat maliki karar tarihinden başlayarak bir ay içinde, toplantıya katılmayan her

kat maliki kararı öğrenmesinden başlayarak bir ay içinde ve her halde karar

tarihinden başlayarak altı ay içinde anagayrimenkulün

bulunduğu yerdeki sulh mahkemesine iptal davası açabilir; kat malikleri kurulu

kararlarının yok veya mutlak butlanla hükümsüz sayıldığı durumlarda süre koşulu

aranmaz.”

18. 11/2/1959 tarih ve 7201 sayılı

Tebligat Kanunu’nun “Bağımsız

bölüm sahiplerine tebligat” kenar başlıklı ek 1. maddesi şöyledir:

“Kat Mülkiyeti

Kanununun uygulandığı hallerde, ortak taşınmazda oturmayan her bağımsız bölüm

sahibi, apartman yönetimi ve ortak giderler ile ilgili tebligat yönünden

geçerli olmak üzere, Türkiye'de bir adresini yöneticiye yazılı olarak bildirmek

zorundadır.

Apartman yönetimi ve

ortak giderler ile ilgili tebligatlar bu adrese yapılır.

Bağımsız bölüm

sahibinin adres bildirmemesi veya yazılı olarak bildirdiği adrese tebligat

yapılamaması hallerinde, bundan sonraki bütün tebligatlar, o kişiye ait

bağımsız bölümde fiilen oturana yapılır. Tebligatın bir örneği apartman girişinde

bulundurulacak ilan tahtasına asılır. Bağımsız bölümde fiilen oturana bu

şekilde yapılacak tebligat, bağımsız bölüm sahibine yapılmış sayılır.

Bağımsız bölümde

fiilen oturan yoksa ilân tahtasına asılan tebligat örneği bağımsız bölüm

sahibine yapılmış sayılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

6/3/2013 tarih ve 2013/1780 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, kat maliklerinden

olduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiği

davada, ileri sürdüğü iddialarının derece mahkemelerince değerlendirilmediğini,

özellikle davanın sonucunu etkiler nitelikte olan imzasının sahteliğine ilişkin

talebinin göz önünde bulundurulmadığını ve bu hususa ilişkin bir gerekçeye

mahkeme kararlarında yer verilmediğini, yargılama sırasında hakim tarafından

usule uygun olmayan çekinme kararları verilerek yargılamanın uzatıldığını, kısa

karar ve gerekçeli karar arasında farklılık bulunduğunu, yargılamayı yapan

hakimin tarafsız davranmadığını, bu yönüyle yapılan yargılamada adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini, yargılama sırasında gereksiz çekinme kararları

verilmesi ve hukukçu bilirkişi görüşü alınması nedeniyle kanuni hakim

güvencesinden yoksun bırakıldığını, yargılama sürecinde hakimlere noter

vasıtasıyla gönderdiği ihtarname nedeniyle maddi ve manevi baskı gördüğünü ve

karar düzeltme ilamında aleyhine para cezasına hükmedildiğini, ayrıca bazı

polis memurları hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine verilen, Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949, K.2012/21169 sayılı

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına ilişkin olarak yaptığı itirazın dokuz

ay boyunca itirazı incelemeye yetkili makama iletilmediğini ileri sürerek,

Anayasa’nın 17., 36., 37. ve 40. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1.Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası Yönünden

a. Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163

Sayılı Dosyasına İlişkin Olarak

i.Silahların Eşitliği

ve Çelişmeli Yargılama İlkesinin İhlali iddiası

21. Başvurucu kararın temyiz

edilmesi üzerine Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 5/11/2012

tarih ve E.2012/10260, K.2012/11736 sayılı geri çevirme kararının kendisine

tebliğ edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

22. Adalet Bakanlığı görüşünde, Yargıtayın geri çevirme kararı ile eksikliklerin

tamamlanması için ilgililerden bilgi ve belge istendiği, bu işlemin klasik bir

yargılama işlemi olmayıp, bir eksiklik tamamlama işlemi olduğu, bu yönüyle

ilgili kararın başvurucuya tebliğ edilmemesinin yargılamanın sıhhatini

etkilemeyeceği, kaldı ki ilgili kararın kendisine tebliğ edilmemesi nedeniyle

ne tür bir hakkının ihlal edildiğinin ve kararın tebliğ edilmesi durumunda

sunamadığı hangi hukuki delilleri sunacağı hususunun başvurucu tarafından

ortaya konulmadığı belirtilmiştir.

23. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul

edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında kabul edilmekte olup, bu hak adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili

hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeli

yargılama ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 38).

24. Taraflar arasında

hakkaniyete uygun bir dengenin sağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği

ilkesi, mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülükler bakımından taraflar

arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanın her aşamasında

korunmasını ifade etmekte olup, bu usuli güvence

gereğince, uyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan

delilleri sunma imkânı tanınmalıdır (B.No. 2013/2116,

23/1/2014, § 18; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. De Haes ve Gijsels/Belçika, B. No. 19983/92, 24/02/1997, §

53).

25. Adil yargılanma hakkının

unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi

hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle

tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu

anlamda, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkanı

verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hale gelmesine neden

olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ruiz-Mateos/İspanya, B. No.12952/87, 23/06/1993, § 63). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların

eşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlar

niteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,

davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.

Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyor

olması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazır

bulunması da dahil olmak üzere, yargılamanın bütününe

aktif olarak katılmalarını gerektirir.

26. Anayasa Mahkemesinin

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkeleri bağlamında yapacağı

inceleme, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir (B. No. 2013/2116, 23/1/2014, §

22).

27. Somut yargılama açısından,

kararın temyiz edilmesi üzerine verilen, Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

5/11/2012 tarih ve E.2012/10260, K.2012/11736 sayılı geri çevirme kararı ile, bir kısım kat malikleri yerine kat malikleri kurulu

toplantısına katılan vekillere verilen vekaletnamelerin temini ile dosyaya

eklenmesinin talep edildiği, Mahkemece belirtilen evrakı uhdesinde bulunduran

davalı site yönetiminden ilgili evrak talep edilerek dosyaya eklendiği, bu

kapsamda davalı tarafın ilgili belgeleri ibraz dışında bir beyan veya savunmasının

söz konusu olmadığı, başvurucu tarafından geri çevirme kararının kendisine

tebliğ edilmesi halinde mahkeme önünde dile getiremediği ve sonuca etki

edebilecek mahiyette hangi ilave tez veya delilleri ileri sürebileceği

hususunda bir açıklamada da bulunulmadığı, bu nedenle başvurucunun yargılamanın

sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan mahrum

bırakılmasının söz konusu olmadığı (Benzer yöndeki kararlar için bkz. B. No.

2013/1134, 16/5/2013, §§ 32–37; B. No. 2012/998, 7/11/2013, §§ 40–41; B. No. 2012/660,

7/11/2013, §§ 42–48) ve başvuruya konu yargılama sürecine bir bütün olarak

bakıldığında, başvurucuya karşı tarafça ileri sürülen veya dava dosyasına

intikal eden dava malzemesine ulaşma, bunları tetkik ile beyan ve itirazlarını

ileri sürme imkanı verilerek yargılamaya aktif katılımının temin edildiği

anlaşılmakla, başvurucunun silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Aleni Yargılanma Hakkının İhlali iddiası

28. Başvurucu, kısa kararda,

davacının davasının kısmen kabulü ile denetçinin dışarıdan seçilmesine ilişkin

toplantıda alınan kararın iptali ile, diğer hususlarda

açılan davanın reddine dair hüküm kurulup, yargılama masrafları ve vekalet

ücreti konusunda karar verilmemiş olmasına rağmen, gerekçeli kararda yargılama

masrafları ve vekalet ücreti yönünden de hüküm kurulmuş olmasının çelişki yarattığını

iddia etmiş olmakla, başvurucunun belirtilen iddiasının adil yargılanma hakkı

kapsamında, aleni yargılanma hakkı açısından değerlendirilmesi gerektiği

anlaşılmaktadır.

29. Adalet Bakanlığı görüşünde,

Sözleşme’nin 6. maddesinin aleni yargılanma hakkını da içerdiği ve bu hakkın

genellikle “adillik” başlığı

üzerinden tartışıldığı, mahkeme kararının yayınlanması hakkının da aleni

yargılanma hakkının içeriğine dâhil olduğu, bu kapsamda kararın okunması

yükümlülüğü söz konusu olmayıp, kararın tamamının yazılı olarak yayınlanmasının

yeterli olduğu, bunun yanı sıra kararın incelenmesi amacıyla mahkeme kaleminde

bulundurulması zorunluluğunun bulunduğu, başvuru konusu yargılama açısından da;

mahkemenin yargılamanın sonucu ile ilgili konuları duruşmada hazır olanların

yüzüne karşı okuduğu, maddi vakıalarla ilgili olmayan yargılama giderlerine

ilişkin hususları ise gerekçeli kararla birlikte hüküm fıkrasında

değerlendirdiği belirtilmiştir.

30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına

sahiptir. Karar alenî olarak

verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal

güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının

gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil

yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun

kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince

veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.”

31. Sözleşme’nin 6. maddesinde

belirtilen aleni yargılanma hakkı, davanın aleni (açık) duruşma ile

görülmesinin yanı sıra mahkeme kararının da aleni olarak açıklanması gereğine

işaret etmektedir. Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça aleni

yargılanma hakkından söz edilmemekle birlikte, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biri olan bu hak esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da zımni bir unsuru olup, ayrıca duruşmaların herkese

açık olduğunu belirten ve aleniyetin hem kişinin adil yargılanma hakkından

yararlanmasına hem de toplumun adalete güvenini sağlamak bakımından kamu

yararına hizmet ettiğine işaret eden madde gerekçesi de nazara alındığında,

yargılamanın aleniyetinin yanı sıra hükmün aleniyetine de işaret ettiği

anlaşılan Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

gereği, aleni yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır.

32. Hükmün aleni olması mahkeme

kararlarının mutlaka açık duruşmada tefhimi anlamına gelmeyip, ilgililerin

bilgi edinmesi amacıyla kararın yayınlanması veya mahkeme kalemine bırakılması

da, yargılamanın bütünü dikkate alınarak aleni hüküm elde edilmesi açısından

yeterli görülebilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Pretto ve Diğerleri/İtalya, B. No. 7984/77, 8/12/1983,

§§ 20–28).

33. Başvuruya konu yargılamada

ilk derece mahkemesi tarafından, gerekçesi daha sonra açıklanmak üzere “başvurucunun davasının kısmen kabulü ile denetçinin

dışarıdan seçilmesine ilişkin toplantıda alınan kararın iptali ile, diğer hususlarda açılan davanın reddine”

şeklinde hüküm kurulup, hükmün esasına bağlı olan yargılama masrafları ile

vekalet ücreti konusunun ise gerekçeli karar evrakında değerlendirildiği,

kararın ilgili usul hükümleri uyarınca yargılamanın taraflarına tebliğinin de

sağlanmış olduğu görülmekle, başvurucunun aleni yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlali iddiası

34. Başvurucu, karar düzeltme

talebinin reddine dair Yargıtay ilamında aleyhine para cezasına hükmedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

35. Adalet Bakanlığı görüşünde,

AİHM kriterleri çerçevesinde, söz konusu uygulamanın

mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasında nazara alınması gereken meşru

amaç, orantılılık ve hakkın özünü zedelememe ölçütleri göz önünde

bulundurularak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

36. Sözleşme’nin 6. maddesi

mahkemeye başvurma hakkını açıkça düzenlenmemekle beraber, AİHM tarafından, mahkemeye

başvurma hakkının hukukun temel prensibi olduğu, mahkemeye başvurma hakkı

olmaksızın hakkaniyete uygun, aleni bir yargılamadan söz edilemeyeceği ve adil

yargılanma hakkının içerdiği güvencelerden yararlanmanın olanaksız hale

geleceği kabul edilmektedir (Golder/Birleşik

Krallık, B. No. 4451/70, 21/2/1975, § 35).

Bununla birlikte AİHM, mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olarak

görülemeyeceğini belirterek, bu hakka yönelik sınırlamaların meşru bir amaç

gütmesini, hakkın özünü zedeleyecek şekilde olmamasını ve güdülen amaçla

orantılı olmasını aramaktadır (Ashingdane/Birleşik

Krallık, B. No. 8225/78, 28/5/1985, § 57).

37. Anayasa’nın 36. maddesi

herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğunu

belirtmek suretiyle, Sözleşmeden farklı olarak mahkemeye başvurma hakkını

açıkça düzenlemekte, bunun yanı sıra Anayasa Mahkemesi de AİHM içtihadına

paralel şekilde, mahkemeye başvurma hakkının adil yargılanma hakkının önkoşulu

olduğunu ifade etmektedir (AYM, E. 2010/41, K. 2012/19, K.T. 9/2/2012).

38. Mahkemeye erişim hakkı, bir

uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmeyi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde

karara bağlanmasını talep edebilmeyi ifade etmekte olup, kişinin mahkemeye

başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka

ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye

erişim hakkını ihlal edebilir (B. No.2012/791, 7/11/2013,

§ 52).

39. Anayasa’nın 36. maddesinde,

mahkemeye erişim hakkı açısından herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş

olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak

bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların da

hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul edilmektedir.

Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş

olsa da, Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu

hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir.

40. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

41. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence

rejimi bakımından temel öneme sahip olup, Anayasada yer alan bütün hak ve

özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler göz önünde bulundurularak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasanın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları göz

önünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer

verilen güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen hakkın

kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır.

42. Bu noktada özellikle, AİHM

içtihadında da vurgulanan ölçülülük ve öz ölçütlerinin denetlenmesi büyük önem

taşımaktadır. Zira, mahkemeye erişim hakkı açısından

genel olarak yargılama giderleri ve hüküm sonucuna bağlanan para cezaları ile

amaçlanan kamusal menfaat ile başvurucunun mahkeme kanalıyla iddiasını ispat

etme menfaati arasında iyi bir denge sağlanması gerekmekte olup, çok yüksek

yargılama giderleri ve hüküm sonucuna bağlı para cezaları mahkemeye ulaşma

hakkının özünü zedeleyerek, bu hakka ölçüsüz bir sınırlama teşkil edebilecektir

(AYM, E. 2012/54, K. 2011/42, K.T. 20/10/2011; Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Kreuz/Polonya, B. No. 28249/95, 19/6/2001, §§

62–67; Toyaksi ve Diğerleri/Türkiye, B. No. 43569/08,

20/10/2010, § 1).

43. Başvuruya konu yargılama

faaliyetinde, başvurucunun karar düzeltme talebinin reddedilmesi üzerine 1086

sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 442. maddesi uyarınca 219,00 TL para

cezasına hükmedildiği anlaşılmaktadır.

44. İddiaya konu düzenlemenin,

verilen yargı hizmeti karşılığında bireylerin az da olsa bu hizmetin maliyetine

katkı sağlamasını temin ederek, gereksiz yere karar düzeltme yoluna

başvurulmasının önlenmesi ve sonucu itibarıyla temelden yoksun ihtilafların ve

aşırı masrafların önünün alınmasıyla yargının aşırı yoğun iş yükünden

kurtarılarak adaletin doğru yönetimi ve yargı hizmetinin daha iyi verilmesinin

sağlanması, genel olarak adaletin uygun bir biçimde yerine getirilmesi ile de

tüm bireylerin haklarının korunmasının temin edilmesi meşru amacına yönelik

olduğu, başvurucunun karar düzeltme kanun yolu öncesinde de hukuki korunma

talebini ilk derece mahkemesi ve temyiz mercii olmak üzere iki dereceli bir

yargılama prosedüründe ileri sürme imkânının bulunduğu

ve başvuru dosyası kapsamından karar düzeltme talebinin reddi neticesinde

hükmedilen para cezasının başvurucu üzerinde önemli bir ekonomik yük teşkil

ettiğine dair bir kanaate ulaşılmadığı, bu suretle, karar düzeltme başvurusunun

reddedilmesi üzerine başvurucu aleyhine hükmedilen para cezasının mahkemeye

başvurma hakkının gerçekten, fiilen ve etkili bir biçimde kullanılmasını

engellemediği sonucuna varılmakla, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası

45. Başvurucu, yargılama

sırasında hâkim tarafından usule uygun olmayan çekinme kararları verilerek

yargılamanın uzatıldığını ve bu suretle makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

46. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası hakkında

görüş bildirilmemiştir.

47. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır (B. No.2012/13, 2/7/2013,

§ 39).

48. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No.2012/13, 2/7/2013, § 40).

49. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No.

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

50. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46).

51. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

52. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, iki adet kat malikleri kurulu kararının iptali istemi ile sulh hukuk

mahkemesinde açılan bir iptal davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi somut yargılama faaliyetinin,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B.

No. 2012/13, 2/7/203, § 49).

53. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 20/6/2011

tarihidir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak

şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, bu tarih mevcut başvuru açısından

Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin E.2012/15374, K.2013/668 sayılı, karar düzeltme

talebinin reddine dair ilam tarihi olan 21/1/2013

tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).

54. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No. 2012/13,

2/7/2013, § 51).

55. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki adet kat malikleri kurulu

kararının iptali istemi olduğu, 20/6/2011 havale tarihli dava dilekçesi üzerine

Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sırasına kaydı yapılan davanın

21/6/2011 tarihli tensip zaptını takiben, başvurucu tarafından ileri sürülen

ihtiyati tedbir talebinin Mahkemenin 25/7/2011 tarihli ara kararıyla

reddedilmesi üzerine, başvurucu tarafından Konya 6. Noterliğinin 28/7/2011

tarihli ihtarnamesi ile, ihtiyati tedbir kararı

verilmemesi nedeniyle hâkimin sorumluluğuna hükmedilebileceği hususunun yetkili

hâkime ihtar edildiği, bunun üzerine ilgili Mahkeme hâkimi tarafından çekinme

kararı verilerek, çekinme kararının Konya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1/8/2011

tarih ve 2011/578 Değişik İş sayılı kararı ile uygun bulunduğu, belirtilen

kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 20. Hukuk

Dairesinin 11/11/2011 tarihli kararı ile bozulduğu, bu süreçte Konya 1. Sulh

Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sırası üzerinde yürütülen yargılamanın çekinme

kararına ilişkin temyiz prosedürünün tamamlanması amacıyla ertelendiği,

belirtilen sürecin tamamlanmasını müteakip, yargılamanın 1/12/2012 tarihli

celsesinde davanın kısmen kabulüne dair hüküm tesis edildiği görülmektedir. İlk

derece mahkemesi kararının temyiz edilmekle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 3/7/2012 tarih ve E.2012/7050, K.2012/8712 sayılı kararı ile

onandığı, başvurucunun karar düzeltme talebinin Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin

21/1/2013 tarih ve E.2012/15374, K.2013/668 sayılı kararı ile reddedildiği

anlaşılmaktadır.

56. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın konusunun iki adet kat malikleri

kurulu kararının iptali talebi olduğu, ilgili site yönetimi aleyhine açılan

davada kat maliklerinin bu haklarını tespite yarayan evrakın tapu sicil

müdürlüğünden talep edildiği ve yargılama sürecinde tensip zaptı sonrasında iki

celse yapılarak uyuşmazlığın sonuçlandırıldığı, ilk derece mahkemesi nezdinde

ve kanun yolu incelemesinde geçen toplam bir yıl yedi aylık yargılama

sürecinde, başvurucu tarafından Mahkeme hâkimine hitaben keşide ve tebliğ

edilen ihtarname üzerine verilen çekinme kararının neticelendirilmesi hususunda

dört aylık bir zaman diliminin geçtiği görülmektedir. Yargılamanın iki adet kat

malikleri kurulu kararının iptali istemiyle açılan bir dava olmasına bağlı

olarak uygulanması gereken usul hükümleri de nazara alındığında, söz konusu iki

dereceli yargılama prosedüründe geçen bir yıl yedi

aylık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın

yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiği iddiasının açıkça

dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmaktadır.

57. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali

İddiası

58. Başvurucu, yargılama

sırasında çekinme kararı veren, ancak çekinme kararının uygun bulunmasına dair

kararın temyizen bozulması üzerine yargılamaya devam

ederek uyuşmazlığı karara bağlayan hâkimin tarafsız olmadığını iddia etmiştir.

59. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası

hakkında görüş bildirilmemiştir.

60. Sözleşmenin 6. maddesinde

açıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız bir

mahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.

maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber,

Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımni

bir unsurudur (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004).

Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki

unsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız

bir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde

bulundurulması gerektiği açıktır (AYM, E. 2005/55, K. 2006/4, K.T. 5/1/2006; E.

1992/39, K. 1993/19, K.T. 29/4/1993).

61. Genel olarak tarafsızlık,

davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahip

olunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir

düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.

62. Tarafsızlığın öznel ve

nesnel olmak üzere iki boyutu bulunmakta olup, bu kapsamda hâkimin birey

olarak, mevcut davadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarak

mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM,

E. 2005/55, K. 2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayı

yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile

maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarf

ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması,

bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması

da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı

yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun,

kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının

söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus

kanıtlanmadığı müddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması

zorunludur. Bunun yanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin her

hangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması

da gerekmekte olup, bu husus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93, 25/02/1997,

§§ 43–49; Fey/Avusturya, B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§

28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§

46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95,

08/2/2000, §§ 55–57).

63. Başvuruya konu yargılamada,

başvurucu tarafından ileri sürülen ihtiyati tedbir talebinin Mahkemece, talep

edilen tedbirin derdest olan başka bir yargılama dosyasında ileri sürülmesi

imkanı bulunduğundan bahisle reddedilmesini müteakip, başvurucu tarafından

Konya 6. Noterliğinin 28/7/2011 tarih ve 13546 yevmiye nolu

ihtarnamesi ile, ihtiyati tedbir talebinin reddi

nedeniyle hâkimin sorumluluğuna hükmedilebileceği hususunun ilk derece

mahkemesi hâkimine ihtar edildiği, bunun üzerine ilgili Mahkeme hâkimi

tarafından çekinme kararı verildiği, çekinme kararının Konya 2. Sulh Hukuk

Mahkemesinin 1/8/2011 tarih ve 2011/578 Değişik İş sayılı kararı ile uygun

bulunduğu, belirtilen kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 11/11/2011 tarih ve E.2011/14632, K.2011/12724

sayılı kararı ile bozulduğu ve bozma gerekçesinde, yargılama devam ederken

taraflardan birinin mahkeme hâkimi hakkında şikayette bulunması veya aleyhine

dava açmasının veya mahkeme hâkiminin davanın taraflarından biri hakkında

şikayette bulunmasının hâkimin tarafsızlığından şüpheye düşürecek önemli bir

sebep olarak değerlendirilemeyeceğinin belirtildiği, ilk derece mahkemesi

hâkimince verilen çekinme kararının kesin olmayıp, denetime tabi olduğu, çekinme

kararı ve devamındaki prosedürünün ilgili usul hükümlerine riayetle

yürütüldüğü, bu kapsamda başvuruya konu yargılama faaliyeti açısından, ilgili

usul hükümleri uyarınca yargılama faaliyetini devam ettiren yargılama

makamlarının tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşru beklentileri üzerinde

menfi etkide bulunacak bir izlenime sahip olmadığı gibi, hâkimin tarafsızlığına

ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde, yargılamayı yürüten hâkimin

taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir

kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir delil de bulunmadığı ve bu hususun kanıtlanmadığı

anlaşılmakla, başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

vi. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası

64. Başvurucu, kat maliklerinden

olduğu sitenin kat malikleri kurulunca alınan kararların iptalini talep ettiği

davada, ileri sürdüğü taleplerinin mahkemece değerlendirilmediğine yönelik

iddiası kapsamında, özellikle davanın sonucunu etkiler nitelikte olan toplantı

çağrı listesindeki imzanın sahteliğine ilişkin talebinin göz önünde

bulundurulmadığını ve bu hususa ilişkin bir gerekçeye mahkeme kararlarında yer

verilmediğini iddia etmiştir.

65. Adalet Bakanlığı görüşünde,

mahkeme kararlarında tarafların tüm iddialarına cevap verme zorunluluğu

bulunmadığı ve somut yargılama açısından, ilk derece mahkemesi kararında

davanın hangi nedenlerle kısmen kabul kısmen reddedildiğinin dosyadaki deliller

ve mevzuattaki dayanaklarıyla ortaya konulduğu, Yargıtay kararında ise, usul ve

yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verildiği belirtilmiştir.

66. Gerekçeli karar hakkı adil

yargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (B.No.

2013/1213, 4/12/2013, § 25). Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve

mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini

ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun

yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme

kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi

zorunludur.

67. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun

yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı

olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu

mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer

verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, bu

durumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin

benimsendiği kabul edilmelidir (B.No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26)

68. Başvuru konusu olayda, iki

adet kat malikleri kurulu kararının iptali istemiyle yürütülen yargılama

neticesinde kurulan hükmün gerekçesinde, özellikle başvurucunun toplantıya

çağrı tutanağının kendisi tarafından imzalanmadığı ve imzanın sahte olduğu

iddiasına karşılık olacak şekilde, 7201 sayılı Kanun’un ek 1. maddesinde yer

alan ve bağımsız bölüm maliklerine tebligat hususunu düzenleyen özel hükme

dayanılarak yapılan tebligatın geçerli olduğuna karar verildiği, bu suretle

başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen

talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece

mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle

kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel

mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda

ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmakla, başvurucunun gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının S.2011/113949 Sayılı Dosyasına İlişkin Olarak

69. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 5/4/2012 tarih ve S.2011/113949,

K.2012/21169 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararına ilişkin olarak

yaptığı itirazın dokuz ay boyunca itirazı incelemeye yetkili makama

iletilmediğini ileri sürerek, Anayasa’nın 40. maddesinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

70. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucunun iddiası Anayasa’nın 6. maddesi kapsamında değerlendirilerek, kural

olarak bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanmasını ve cezalandırılmasını

talep eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi ve katılan sıfatını haiz

kişilerin benzer nitelikteki taleplerinin adil yargılanma hakkının güvence

kapsamına girmediği hususunun göz önünde bulundurulması gerektiği belirtilmiştir.

71. Başvurucu, bazı polis

memurları hakkında yaptığı suç duyurusu üzerine verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair karara ilişkin olarak yaptığı itirazın dokuz ay süreyle itirazı

incelemeye yetkili makama iletilmediği belirtilerek Anayasa’nın 40. maddesinin

ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraber, iddianın mahiyeti gereği

Anayasa’nın 36. maddesi açısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.

72. Bir ceza davasında üçüncü

kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar

gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkının

koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenî

hak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004, § 70).

73. Hukuk sistemimiz açısından, 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını

ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda başvurucunun isteğinin

üçüncü kişinin cezalandırılmasıyla sınırlı olduğu, verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın etkilerinin ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olduğu

ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukuk yargılaması

açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

74. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da

güvence altına alınmış ve AİHS kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerin

koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlali İddiası Yönünden

75. Başvurucu, yargılama

sırasında gereksiz çekinme kararları verilmesi ve hukukçu bilirkişi görüşü

alınması nedeniyle kanuni hâkim güvencesinden yoksun bırakıldığını iddia

etmiştir.

76. Adalet Bakanlığı görüşünde,

somut yargılama faaliyetinin daha önceden belirlenmiş kurallara göre

yürütülerek sonuçlandırıldığı ve hukukçu bilirkişiye başvurulmasının,

yargılamanın mahkeme hâkimi tarafından yapılmadığı anlamına gelmeyeceği yönünde

görüş bildirilmiştir.

77. Sözleşme’nin 6. maddesinde

açıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, yasa ile kurulmuş bir

mahkeme tarafından davanın dinlenilmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Bu

hak, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının

da zımni bir unsuru olmakla beraber (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004), yargılamayı yapan mahkemenin yasayla kurulması

gerekliliği Anayasa’nın 37. maddesinde ayrı ve açık bir hükümle düzenlenmiştir.

Ayrıca, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, mahkemelerin kuruluşu, görev ve

yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini belirten

Anayasa’nın 142. maddesinin de kanuni hâkim güvencesinin değerlendirilmesinde

göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

78. Anayasa’nın “Kanuni hâkim güvencesi” kenar başlıklı 37.

maddesi şöyledir:

“Hiç kimse kanunen

tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseyi kanunen

tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı

yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”

79. Kanuni hâkim güvencesi,

mahkemelerin kuruluş ve yetkileri ile izleyecekleri yargılama usulünün yasal

düzenleme ile ve dava konusu olay ortaya çıkmadan önce belirlenmesini

gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi karalarında, kişinin hangi mahkemede

yargılanacağını önceden ve kesin olarak bilmesini gerektiren doğal hâkim

ilkesini koruyan bir hüküm olarak ele alınmaktadır (AYM, E. 2002/170, K.

2004/54, K.T. 5/5/2004; E. 2005/8, K. 2008/166, K.T.

20/11/2008; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zand/Avusturya, B. No. 7360/76, 16/5/1977; Crociani, Palmiotti, Tanassi,

Lefebvre D’Ovidio/İtalya,

B. No. 8603/79, 8722/79, 8723/79, 8729/79, 18/12/1980).

80. Kanuni hâkim güvencesi,

sadece mahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini

değil, her bir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin

belirlenmesi de dâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm

düzenlemeleri ifade etmekte, mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve

anlaşılır biçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır.

81. Başvuruya konu olayda,

başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlık, ilgili kanun hükümleri çerçevesinde

kurulmuş olan mahkemelerde, yine daha önceden belirlenmiş usul kurallarına göre

yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dosyanın bilirkişiye

tevdii ile rapor tanzim ettirilmesi, ilgili usul kuralları gereğince

yargılamayı yürüten makamlar ve taraflarca başvurulabilecek takdiri bir delil

olup, bir davada hâkim tarafından vakıf olunmayan özel ve teknik bilgiyi

gerektiren hususlarda bilirkişi görüşüne başvurulabileceğine ve bilirkişi

raporunun hâkimin delilleri serbestçe takdir hakkı kapsamında, hâkimi

bağlamayacağına ilişkin usul kuralları birlikte gözetildiğinde, nihai kararın

hâkim tarafından tarafların iddiaları ile dosyadaki delillerin takdiri ve

kanunun yorumlanması suretiyle verileceği sonucuna ulaşılmakla, başvurucunun

kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Diğer İhlal İddiaları Yönünden

82. Başvurucu yargılama

sürecinde hâkimlere noter vasıtasıyla gönderdiği ihtarnameler nedeniyle maddi

ve manevi baskı gördüğünü belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

83. Başvuruya konu ihlal

iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa

hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucu

tarafından soyut şekilde Anayasa’nın 17. maddesine atıfta bulunulmakla beraber,

bu madde kapsamında güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve

geliştirilmesi hakkına ilişkin olarak nasıl bir ihlalin bulunduğunun açıklanmadığı

ve bu hususa ilişkin kanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Konya 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1163 sayılı dosyası

yönünden ileri sürdüğü adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği,

çelişmeli yargılama, aleni yargılanma, mahkemeye erişim, makul sürede

yargılanma, tarafsız mahkemede yargılanma ve gerekçeli karar haklarının ihlal

edildiğine ilişkin iddialarının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının S.2011/113949 sayılı dosyası

yönünden ileri sürdüğü adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

3. Anayasa’nın 37. maddesi kapsamında kanuni hâkim güvencesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması”,

4. Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında maddi ve manevi varlığın

korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

20/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Tahir GÖKATALAY

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1780, 20 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. 2005/55, K. 2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayı
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1780
Tarih
20 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Mahmut Sarıdağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6261)
  • Oğuzhan Kozacıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/2379)
  • Celalettin Aşçıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1436)
  • Vesim Parlak Başvurusu (B. No: 2012/1034)
  • Yunis Ağlar Başvurusu (B. No: 2013/1239)
  • Nusret Argun Başvurusu (B. No: 2013/6149)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.