İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Celalettin Aşçıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1436)

1. Başvurucu, maliki olduğu

Başvuru No2013/1436Tarih6 Mart 2014Okuma22 dk · 4.472 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Celalettin Aşçıoğlu Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/1436
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.472 kelime·22 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, maliki olduğu

taşınmazın İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) tarafından

kanal haline dönüştürülmesi üzerine oluşan zararın tahsil edilmesi talebiyle

açtığı davada, davanın taraflarının talebi olmadan kamulaştırmasız el atma

şeklinde ele alınması ve tarımsal net gelir yöntemi esas alınarak daha düşük

tazminat belirlenmesi ile taşınmazın yol olarak

terkinine karar verilmesi sonucu adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürerek el atılan taşınmazının iadesi ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 12/2/2013

tarihinde Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel

bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca, 29/3/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 17/9/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için 24/9/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 14/11/2013

tarihli görüş yazısı 9/12/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 19/12/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

ilgili dava dosyasında yer alan olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun maliki olduğu

İzmir ili Seferihisar ilçesi sınırları içerisinde bulunan 5.207 m2

tarla vasıflı taşınmazın tarladan daha düşük kotlu ve kışın su birikmesine

sebep olan tarla yolu niteliğindeki bölümü, 2009 yılının Ekim ayında İZSU Genel

Müdürlüğünce ıslah çalışmaları sırasında dere yatağı kabul edilerek 1,5-2 metre

genişliğinde şerit halinde herhangi bir ölçüm yapılmadan 2 metre derinlikte

oyulmuş ve 229,01 m2’lik bölümü kanala dönüştürülmüştür.

8. Başvurucu, 22/10/2009 tarihli dilekçesiyle İZSU Genel Müdürlüğüne

(idare) başvurmuş ve yapılan yanlışlığın giderilmesi, tarla yolunun

doldurularak eski seviyesine getirilmesi, tarlaya giriş yolunun açılması ve

tarlasından alınan değerli toprağın iadesi talebinde bulunmuştur.

9. Taşınmazın eski haline

dönüştürülmesi talebinden sonra, İZSU Genel Müdürlüğü verimli toprak yerine

açılan kanalı 0,5 metre yeşil kaya dolgu malzemesiyle doldurmuştur.

10. Bunun üzerine başvurucu,

Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak zararının tespit edilmesi

talebinde bulunmuş, Mahkemece 25/3/2010 tarihinde

keşif yapılmış, 2010/31 değişik iş sayılı kararla, 12/4/2010 tarihli bilirkişi

raporuna istinaden taşınmazın eski haline getirilerek yeniden tarıma elverişli

arazi olarak kullanılabilmesi için toplam 13.551,65 TL tutarında imalat ve

nakliye yapılması gerektiği belirtilmiştir.

11. Başvurucu, İZSU Genel

Müdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın karşılanmaması

üzerine 3/6/2010 tarihinde Seferihisar Asliye Hukuk

Mahkemesi nezdinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak, 13.500,00 TL tazminat

talebiyle dava açmıştır. Davalı idare kendilerinin taşınmaza zarar vermediğini

aşırı yağışlar nedeniyle dere taşması sonucu zarar meydana geldiğini ve yine

aşırı yağışlar nedeniyle doldurma işlemi yapılamadığından zararın

giderilemediğini belirtmiş, doğal afet nedeniyle meydana gelmiş felaketten

idarenin sorumlu tutulamayacağını dile getirerek davanın reddini talep

etmiştir.

12. Mahkeme tarafından 13/1/2011 tarihinde taşınmazın bulunduğu yerde

bilirkişilerle birlikte keşif yapılmış, Mahkemeye sunulan 28/1/2011 tarihli

bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmaza dere ıslah çalışması kapsamında

kamulaştırmasız el atıldığı ve el atma bedelinin 5.141,27 TL olduğu tespit

edilmiştir.

13. Tarafların itirazı üzerine

Mahkemece ek bilirkişi raporu hazırlatılmak amacıyla 11/5/2011

tarihinde taşınmazın bulunduğu yerde bilirkişiler eşliğinde ikinci keşif

yapılmış, 9/6/2011 tarihli bilirkişi raporuyla dava konusu taşınmaza dere ıslah

çalışması kapsamında kamulaştırmasız el atıldığı ve el atılan 229,01 m2’lik

alanın değerinin tarımsal net gelir hesap yöntemiyle 7.495,50 TL olduğu tespit

edilmiştir.

14. 21/6/2011 tarihli duruşmada taraflara

bilirkişi raporuna itirazlarını sunmak üzere 20 günlük süre verilmiş ve

taraflar itirazlarını Mahkemeye sunmuşlardır.

15. 26/7/2011 tarihli duruşmada ise

haksız fiil esaslarına göre zararın tespiti için yeni bir bilirkişi incelemesi

istenmiş ve 19/8/2011 tarihli bilirkişi raporuyla başvurucuya ait taşınmazın

yeniden tarıma elverişli arazi olarak kullanılabilmesi için dava tarihi

itibariyle yapılması gereken imalat ve nakliye maliyetinin 13.551,65 TL olduğu

tespit edilmiştir. Taraflara bu rapora karşı da itirazlarını Mahkemeye

sunmaları için 11/10/2011 tarihli duruşmada iki hafta

süre verilmiş ve taraflar itirazlarını mahkemeye sunmuşlardır.

16. Mahkeme, 1/11/2011

tarih ve E.2010/139, K.2011/259 sayılı kararıyla davaya konu taşınmazın bir

bölümünü çevreleyen yolun, kadastro çalışmasında İrimi Çayı ve yol olarak

yazıldığını, paftada yol olarak göründüğünü, kuru havalarda yol olarak

kullanıldığını, ancak yağışlı havalarda su ile dolduğunu ve taşkına neden

olduğunu, idare dere ıslahı çalışması yaparken başvurucuya ait taşınmazın bir

bölümünün de alındığını ve kamulaştırmasız el atmanın gerçekleştiğini tespit

ederek bilirkişi raporu doğrultusunda kamulaştırmasız el atma prensibine göre

tarımsal net gelir yöntemini esas alarak başvurucuya 7.495, 50 TL tazminatın

dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine

hükmetmiştir.

17. Başvurucu, ilk derece

mahkemesinin kararını, haksız fiil hükümlerine göre hesaplama yapmak yerine

tarımsal net gelir usulü ile hesaplanan değer üzerinden hüküm kurulmasının

hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle; davalı idare ise, davanın haksız fiil

nedeniyle tazminat davası olduğunun dikkate alınmadığı ve zararla idarenin

yaptığı çalışma arasında illiyet bağı olmadığı, dolayısıyla haksız fiil

sebebiyle ödenmesi gereken tazminat şartlarının oluşup oluşmadığı

araştırılmadan kamulaştırmasız el atma yönünden hüküm kurulmasının hukuka

aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz etmiştir.

18. Temyiz talebini inceleyen

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 13/6/2012 tarih ve

E.2012/4383, K.2012/12659 sayılı kararıyla, eski hale getirme bedeli taşınmazın

değerinden fazla belirlendiğinden taşınmazın bedelinin tahsiline karar

verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle, “el atılarak yol haline dönüştürülen 229,01 m2’lik

taşınmaz bölümünün yol olarak terkinine” cümlesinin eklenerek ilk

derece mahkemesi hükmünün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.

19. Yargıtay’ın aynı Dairesince

incelenen karar düzeltme talebi de, 29/11/2012 tarih

ve E.2012/18214, K.2012/24560 sayılı kararla reddedilmiştir. Karar aynı tarihte

kesinleşmiştir.

20. Kesinleşen karar başvurucuya

18/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

21. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı

Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen

geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle

değişmeden önceki birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile

4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya

kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle

malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından

ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma

yoluna gidilmesi esastır.

…

İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,

uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya

davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik

tarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el

konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindeki

değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminat

ödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup tarafların

hükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”

22. 13/2/2011 tarih ve 6111 sayılı Bazı

Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983

tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı

maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonraki kamulaştırmasız el koyma

işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarında verilen ve kesinleşen mahkeme

kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı

maddesinin yedinci fıkrası uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç

olması halinde, idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen

ödeneklerden ayrıca yüzde beş pay ayrılır.”

23. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk

Medeni Kanunu’nun “Kaydedilmeyecek

taşınmazlar” kenar başlıklı 999. maddesi şöyledir:

“Özel mülkiyete tabi olmayan ve kamunun yararlanmasına

ayrılan taşınmazlar, bunlara ilişkin tescili gerekli bir ayni hakkın kurulması

söz konusu olmadıkça kütüğe kaydolunmaz. Tapuya

kayıtlı bir taşınmaz, kayda tabi olmayan bir taşınmaza dönüşürse, tapu

sicilinden çıkarılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 6/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

12/2/2013 tarih ve 2013/1436 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

25. Başvurucu, İZSU Genel

Müdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazmini

talebiyle açtığı davada, Mahkemenin tarafların talebi olmaksızın kamulaştırmasız

el atma prensibini göz önünde bulundurmak suretiyle ve tarımsal net gelir

yöntemini esas alarak tazminata hükmettiğini, hükmün temyizi sonucu ise

Yargıtay’ın “el atılan ve yol haline

dönüştürülen 229,01 m 2’lik bölümdeki davacı payının iptali ile yol

olarak terkinine” cümlesini ekleyerek ilk derece mahkemesi hükmünü

düzelterek onadığını belirterek adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve ihlalin ortadan kaldırılarak terkin edilen payın

kendisine iadesi ile zararına karşılık olarak 13.444,65 TL maddi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden

26. Başvurucu, İZSU Genel

Müdürlüğünün kusurlu ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazmini

talebiyle açtığı davada, Mahkemenin tarafların talebi olmaksızın

kamulaştırmasız el atma prensibini göz önünde bulundurmak suretiyle ve tarımsal

net gelir yöntemini esas alarak tazminata hükmetmesinin adil olmadığını,

mahkemenin hatalı karar verdiğini ve sonuçta sahibi olduğu mülkiyetin

kendisinden alınarak haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

27. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında delillerin kabul edilmesi ve değerlendirilmesinin öncelikle yerel

mahkemelerin görevi olduğunu, yerel mahkemelerce olguların ve hukukun

değerlendirilmesinde haklar ve özgürlükler ihlal edilmedikçe Anayasa

Mahkemesi’nin yerel mahkemelerin maddi ve hukuki hatalarını denetlemekle

yükümlü olmadığını, somut başvuruda başvurucunun Asliye Hukuk Mahkemesi önünde

başvuruya konu şikâyetlerini dile getirdiğini, mahkemenin bilirkişi raporlarını

incelemek üzere kendisine süre verdiğini, mahkemenin başvurucunun itirazı

üzerine ek bilirkişi raporu aldırdığını, başvurucunun şikâyetlerini usulüne

uygun şekilde değerlendirerek keyfilikten uzak ve usulüne uygun karar verdiğini

dile getirmiştir.

28. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüş yazısına karşı beyanlarında el atılan arazinin denize 1000 metre

yakınlıkta olduğunu, belirlenen değerden daha iyi bir değere sahip olduğunu,

kendisinin ve idarenin kamulaştırma talebi olmadığını, Mahkemenin tarafların

talep etmedikleri bir şekilde karar vermesinin keyfi olduğunu belirtmiştir.

29. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

30. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Taraflarca

getirilme ilkesi” kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan

birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları

hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.

(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim,

kendiliğinden delil toplayamaz.

31. 6100 sayılı Kanun’un “Hukukun uygulanması” kenar başlıklı 33.

maddesi şöyledir:

“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”

32. Başvurucu, davanın haksız

fiil yerine kamulaştırmasız el atma prensiplerine göre ele alınmasının ve

bedelin düşük tespit edilmesinin hak arama hürriyeti ve mülkiyet hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür. Başvurunun özünün derece mahkemelerince dava konusu

uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığı

iddiasına yönelik olduğu ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşıldığından bahsedilen şikâyet adil yargılanma hakkı kapsamında

değerlendirilecek, kamulaştırmasız el atma nedeniyle Mülkiyet hakkı ihlali

iddiası ayrıca incelenecektir.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

34. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu

açıktır.

35. Bahsedilen kurallar uyarınca,

derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olayların sübutu, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar da bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire

müdahalesi söz konusu olamaz. (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26,)

36. Başvurucunun, idarenin

haksız fiili nedeniyle verdiği zararın giderilmesi (eski hale getirme) amacıyla

açtığı tazminat davası, mahkemece yapılan keşifler, alınan bilirkişi raporları,

tanıkların beyanı, ilgili belgelerin incelenmesi sonucunda; başvurucuya

taşınmazın bir kenarını çevreleyen kayıtlarda dere ve yol olarak görünen alanda

su birikintisini önlemek amacıyla ıslah çalışması yapıldığı ve bu çalışma

sırasında başvurucuya ait taşınmaza şerit halinde 1,5-2 metre olmak üzere

toplam 229,01 m2 el atıldığı; ayrıca idarenin dere yatağı olarak

kabul ettiği ıslah çalışmasına konu alanda su birikintisi olduğunu, kış

mevsiminde tamamıyla su ile dolduğunu, yaz mevsiminde ise bu alanın yol olarak

kullanıldığı tespit edilerek el atma işleminde kamu yararı olduğu tespit

edilerek dava kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası olarak görülmüştür.

37. Ayrıca Mahkeme, yargılama

boyunca gerekli araştırmayı yapmış, mahallinde iki defa keşif yapmış, iki

bilirkişi raporu almış, ayrıca başvurucunun talebi üzerine taşınmazı eski

haline döndürme bedelinin tespiti için ek bilirkişi raporu almış ve başvurucuya

her aşamada itirazlarını sunma fırsatı vererek bu itirazları değerlendirmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme, usulüne uygun bir yargılama yaparak kararını vermiştir.

38. Temyiz aşamasında eski hale

getirme bedelinin taşınmazın değerinden fazla olarak tespit edilmesi nedeniyle

taşınmazın bedelinin tahsil edilmesine karar verilmesinde isabetsizlik

olmadığı, ayrıca dava konusu taşınmazın bir bölümüne idarece dere ıslahı

yapılması zaruri olan bir alanda yapılan çalışma sonucu el atıldığı, el atılan

kısmın yol haline dönüştürülmesi nedeniyle Türk Medeni Kanunu’nun 999. maddesi

uyarınca özel mülkiyet konusu olamayacağı gerekçesiyle tapudan terkin

edilmesine ve derece mahkemesi kararının düzeltilerek onamasına karar

verilmiştir.

39. 6100 sayılı Kanun’un 25.

maddesinde yer alan taraflarca getirilme ilkesi gereği hâkim iki taraftan

birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları

hatırlatabilecek davranışlarda bulunamaz. Kanunla belirtilen durumlar dışında,

hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. Bu ilkenin anlamı, hükme esas teşkil

edecek vakıaların ve delillerin oluşturduğu dava malzemesinin toplanması

yetkisinin hâkime değil, taraflara ait olduğudur. Bu ilke uyarınca hâkim,

taraflarca getirilen dava malzemesini, “getirildikleri şekilde” hükme esas

almakla yükümlüdür. Somut bireysel başvuru konusu yapılan olayda da Asliye

Hukuk Mahkemesi tarafların getirdiği delillerle bağlı olarak kararını

vermiştir.

40. Yukarıda bahsedilen

taraflarca getirilme ilkesi gereği hâkimin tarafların getirmediği olayları

dikkate alamayacağı açık olmakla birlikte 6100 sayılı Kanun’un 33. maddesi

gereği mevcut dava malzemesini inceleyerek uyuşmazlık konusunda karar vermek,

yani hukukun uygulanması ve yorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir husustur.

Bu kapsamda dava konusu uyuşmazlığın hukuki nitelemesi ve yorumlanmasıyla buna

getirilen çözüm hâkimin takdir yetkisi içindedir. Derece mahkemelerinin

uyuşmazlık konusunun hukuki nitelemesinde ve yorumlamasında açıkça keyfilik

bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz.

41. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun davanın nitelemesiyle ilgili iddiasının kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesi kararlarının bariz bir

şekilde keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun hak arama

hürriyetiyle ilgili şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkı Yönünden

42. Başvurucunun Anayasada yer

alan kamulaştırma usulü yerine kamulaştırmasız el atmak suretiyle mülkünden

yoksun bırakılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

43. Başvurucu, idarenin kusurlu

ve haksız eylemi nedeniyle oluşan zararın tazmini talebiyle açtığı davada,

Mahkemenin tarafların talebi olmaksızın kamulaştırmasız el atma prensibini göz

önünde bulundurmak suretiyle ve tarımsal net gelir yöntemini esas alarak

tazminata hükmettiğini, bu şekilde karar vermenin keyfi uygulamaların önünü

açacağını, bu yolla idarenin istediği taşınmaza tecavüz ederek ve sonrasında

kamulaştırma bedelini ödeyerek sahip olabileceğini belirterek mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

44. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında taşınmazlar yönünden mülkiyet hakkına müdahalede yasal yolun

kamulaştırma işlemi yapmak olduğu, uygulamada el koyma şeklinde müdahaleler

bulunduğu, bu durumun AİHM kararlarında eleştirildiği, somut davada

kamulaştırma işlemi olmadan başvurucuya ait taşınmaza el atılmayı meşru kılan

tek unsurun bu durumun yasal olmadığını tespit eden ve tazminat ödenmesine

karar veren mahkeme kararı olduğu, bu şekilde başvurucunun mülkiyet hakkıyla

kamu yararı arasında makul dengenin kurularak hukuki güvencenin sağlandığı

belirtilerek başvurucunun mülkiyet hakkına ilişkin şikâyeti incelenirken bu

hususların dikkate sunulduğu yönünde beyanda bulunulmuştur

45. Başvurucu Adalet Bakanlığı

görüş yazısına karşı beyanlarında el atılan arazinin denize 1000 metre

yakınlıkta olduğunu, kamulaştırılmasını istemediğini, kendisinin ve idarenin

kamulaştırma talebi olmadığını, Mahkemenin tarafların talep etmedikleri bir

şekilde karar vermesinin keyfi olduğunu belirtmiştir.

46. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı”

kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz.”

47. Anayasa'nın “Kamulaştırma”

kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:

“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiği

hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan

taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve

usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya

yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli

nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit

olarak ödenir.

…

48. Sözleşmeye Ek (1) No.lu

Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına

saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı

sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

49. Başvurucunun tarla olarak

kullandığı taşınmazı çevreleyen dere yatağı ve tarla yolu üzerinde yapılan

ıslah çalışması sırasında başvurucuya ait taşınmaza tecavüz edilmesi ve

sonrasında mahkemenin davayı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası

olarak ele almasıyla yargılama sonucunda el atılan taşınmaz bölümünün mülkiyeti

başvurucudan alınarak yola dönüştürülmüştür. Bu durumda başvurucunun mülkiyet

hakkına bir müdahale olduğu açıksa da bu müdahalenin başvurucunun mülkiyet

hakkını ihlal edip etmediğinin incelenmesi gerekir.

50. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla

sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve

hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel

kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve

kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinin

değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

51. Çağdaş demokrasiler, temel

hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı

rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz

hale getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi,

kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler hep demokratik toplum

düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve

özgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik

toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla

sınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere

getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazla

olması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,

kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir

özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak

düzeye vardırılmaması gerekir (AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).

52. Anayasa’nın 35. maddesinde

mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla

yapılması gerektiği hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi

mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve

uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,

yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak

istikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş

ilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984,

§§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını

öngörerek Sözleşme’den daha geniş bir koruma

sağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

53. Hak ve özgürlüklerin ve

bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu

haklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini

sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber

kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun

çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme

organının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 60)

54. Hukuki güvenlik ile

belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki

güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının

öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven

duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici

yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal

düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve

kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,

ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini

ifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

55. Kamulaştırma yapmaya yetkili

olan Devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunması

halinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileri

tarafından, Anayasa’nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na

aykırı şekilde, özel mülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen

veya hukuken bedelsiz olarak el koyma işlemine “kamulaştırmasız el atma”

denmektedir.

56. Kamulaştırmasız el atma,

kamulaştırma ile kıyaslandığında daha az güvence sunan ve hukuki olmayan bir

yöntemdir. Şöyle ki, 2942 sayılı Kanun’a göre, kamulaştırma kararı

verilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespit

ettirilmesi, uyuşmazlık halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitini

istemesi gerekmektedir. Tespit edilen bedelin peşin olarak bankaya yatırılmasıyla

kamulaştırma kararı kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamu idaresi kamulaştırma

bedelini ödeyecek yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırma kararı alamayacaktır.

Diğer taraftan, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarla ilgili olarak uzlaşma

ve dava yoluna başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir. Bu nedenle dava

harçlarını ödeme yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (Bkz. AYM, E.2010/83,

K.2012/169, 1/11/2012).

57. Kamulaştırmasız el atma,

idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme

imkânı sağlamaktadır. Böyle bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılan

taşınmazın devrini meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânı

sunan tek unsur, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden ve bireylere

“kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat” ödenmesine hükmeden mahkeme

kararıdır. Kamulaştırmasız el atma uygulaması, hukuki planda taşınmazların

maliki olarak kalan başvuranları, herhangi bir kamu yararı gerekçesi ile

eylemini haklı kılmayan idareye karşı dava açmak zorunda bırakmaktadır. Böyle

bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliği ancak daha sonra mahkemeler tarafından

değerlendirilmektedir. Başka bir deyişle, kamulaştırmasız el atma, her ne

olursa olsun, idare tarafından isteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu

hukuki olarak kabul etmeye ve idareye, kanuna aykırı davranışından fayda

sağlama imkânı sunmaya yol açmaktadır. İdareye resmi kamulaştırma kurallarının

ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, kişilere öngörülemez ve keyfi

durumlarla karşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli

derecede hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir

kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Bkz. AİHM, Sarıca

ve Dilaver/Türkiye, 11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43,

45).

58. Anayasa’nın 35 ve 46.

maddeleri taşınmaz mülkiyetine son verecek müdahalelerin yasal olmasını zorunlu

tutmaktadır. Bu zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa’nın 46. maddesi

hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak

suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve

yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken, dayanağını

Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir

uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı

hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmi kamulaştırma

kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz

sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riski taşımaktadır.

59. Başvuru dosyasında mevcut

belgeler incelendiğinde; idarenin taşınmaza 1,5-2 metre civarında ve şerit

halinde el atmasının, komşu taşınmazın tel örgüsünün yola tecavüz edecek

biçimde çekilmesi ve yeterli ölçüm yapılmaması sebebiyle başvurucuya ait

taşınmazın bir bölümünün idarece yol zannedilmesi nedeniyle, yani ihmal sonucu

meydana geldiği ve bu durumun başvurucu tarafından da kabul edildiği

anlaşılmaktadır.

60. Başvuru konusu olayda

idarenin paftada yol olarak görünen ve kadastro çalışmaları sırasında ölçü

krokisinde İrimi Çayı ve Yol olarak yazılı olan, kuru havalarda yol olarak

kullanılan, bir kısmının ise dere yatağı görünümünde olduğu tespit edilen

alanda tarım arazisi olarak kullanılan alanlara zarar verme ihtimali bulunan su

birikintisini önlemek amacıyla, yani meşru kamu yararı amacıyla dere ıslahı

çalışması yaparken başvurucuya ait 5.207 m2 alanlı taşınmazın şerit

halinde 229,01 m2 ’lik kısmına

kamulaştırmasız el atılarak verimli toprak kaybına neden olduğu, verimli

toprağın alındığı, yerine dolgu malzemesi yerleştirildiği, bu şekilde Anayasa

ve kanunlarla belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde

bulunan taşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir.

61. Sonuç olarak başvurucuya ait

taşınmazın bir bölümüne dere ıslah çalışması kapsamında idarenin ihmali

neticesinde kamulaştırmasız el atmasının Anayasa’nın 35. ve 46. maddeleriyle

2942 sayılı Kanun’da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu ve mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği kanaatine

ulaşılmıştır.

62. Belirtilen nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının kanunilik ilkesine uyulmayarak ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucu, dere ıslah

çalışması kapsamında kendisine ait 229,01 m2’lik taşınmaz parçasının

idarece dolgu malzemesiyle doldurularak kamulaştırmasız el atma ile mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini, kamulaştırma kararının iptal edilerek 229,01 m2’lik

taşınmaz parçasının kendisine iade edilmesini ve tarlasına verilen zararın eski

hale getirilmesi için gerekli bedelin masraflar düştükten sonra kalan kısmına

faiz işletilerek kendisine 13.444,65 TL ödenmesini talep etmiştir.

64. Adalet Bakanlığı görüşünde,

doğrudan tazminata ilişkin bir açıklama yapmamakla beraber Mahkemenin davayı

kamulaştırmasız el atma davası olarak görmesinde ve neticelendirmesinde

keyfilik olmadığı ve başvurucuya el atılan taşınmaz parçasına karşılık 2942

sayılı Kanuna göre tespit edilmiş kamulaştırma bedelinin faiziyle birlikte

ödendiği ve dolayısıyla kamu yararıyla kişi yararı arasında denge kurulduğu

yönünde değerlendirme yapılmıştır.

65. 6216 sayılı Kanun’un

“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Başvurucuya ait taşınmaza

Anayasa ve 2942 sayılı Kanunda öngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindeki

müdahalenin mülkiyet hakkını ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir.

67. Bunun yanında bahsedilen

müdahaleyle dere yatağının ıslah edilerek su birikmesine ve taşkınlarına engel

olmak şeklinde ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkı

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya el

atılan taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenerek

sağlanmaktadır. Mahkemelerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

ödenmesine karar vermeleri kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyi

sağladığı gibi, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederek

belli bir hukuki güvence sağlamaktadır.

68. Başvurucu, taşınmazının daha

değerli olduğunu iddia etse de, Mahkemenin ve bedel tespiti yapan

bilirkişilerin objektif kriterleri esas alarak bedel

tespiti yapmaları gerektiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Somut davada

başvurucuya 2942 sayılı Kanun’da öngörülen bedel tespiti prensiplerine uygun

olarak el atmayla elinden alınan 229,01 m2’lik taşınmaz bölümü için

tazminat olarak tarımsal gelir yöntemine göre hesaplanan kamulaştırma bedeli

dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmiştir. Mahkeme

bedel tespitini iki defa keşif yaparak, bilirkişi raporlarına müracaat ederek

ve başvurucunun her aşamada itirazlarını sunmasına imkân vererek ve bu

itirazları dikkate alarak sonuçlandırmıştır.

69. Bu durumda başvurucuya el

atılan 229,01 m2’lik taşınmaz parçasına karşılık dava tarihine göre

belirlenen kamulaştırma bedeli dava tarihinden itibaren işleyen faiziyle ödenerek

ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı

arasında makul bir orantının kurulduğu, idarenin el atma işleminin ihmalden

kaynaklandığı ve kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı verildiği göz

önünde bulundurulduğunda başvurucuya ayrıca tazminat ödenmesine gerek

bulunmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.

70. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle

A.

Başvurunun

1-

Adil yargılanma hakkıyla ilgili şikâyetinin diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2- Mülkiyet

hakkıyla ilgili şikâyet yönünden KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.

Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu

tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin,

kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden

itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin

sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz

uygulanmasına,

F. Kararın

bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

06/03/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh KALELİ

Üyeler

:

Burhan

ÜSTÜN

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Erdal

TERCAN

Raportör

:

Selami

ER

Başvurucu

:

Celalettin

AŞÇIOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1436, 6 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  16. B. Başvurucunun
  17. D. Başvurucu
  18. F. Kararın
  19. Üstün
  20. Necipoğlu
  21. Tercan
  22. Er
  23. Aşçıoğlu
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1436
Tarih
6 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Vesim Parlak Başvurusu (B. No: 2012/1034)
  • Yunis Ağlar Başvurusu (B. No: 2013/1239)
  • Nusret Argun Başvurusu (B. No: 2013/6149)
  • Atila Oğuz Boyalı Başvurusu (B. No: 2013/99)
  • Fetih Ahmet Özer Başvurusu (B. No: 2013/6179)
  • C.d. Başvurusu (B. No: 2013/394)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.