İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cemalettin Metin Başvurusu (B. No: 2013/776)

1. Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması

Başvuru No2013/776Tarih20 Mart 2014Okuma14 dk · 2.794 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cemalettin Metin Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/776
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.794 kelime·14 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşması

nedeniyle Anayasa’nın 10. ve 19. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/1/2013 tarihinde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi

aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 6/6/2013 tarihinde

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm 24/7/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul

edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte yapılmasına karar

vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 30/7/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 18/9/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

başvurucuya 27/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu bu görüşe karşı

beyanlarını 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet Bakanlığı görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, oto

hırsızlığı, cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılmak,

silahla birden fazla kişi ile birlikte yağma suçlarına ilişkin olarak İstanbul

9. Ağır Ceza Mahkemesince 24/5/2005 tarihinde tutuklanmıştır.

9. Tutuklu olarak İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan

başvurucu, Mahkemenin 19/4/2010 tarih ve E.2005/141, K.2010/184 sayılı

kararıyla isnat edilen suçlar nedeniyle toplam 334 yıl 150 ay 22 gün hapis

cezasına mahkûm edilmiştir.

10. Başvurucu hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince

verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29/6/2011 tarih,

E.2011/3862, K.2011/8880 karar sayılı ilamıyla bozulmuştur.

11. Bozma kararı sonrasında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince

1/10/2012 tarihli duruşmada “tutuklama

kararında sayılan suçlardan hangileri için tutuklama kararı verilmiş ise,

ilgili tutuklama müzekkerelerindeki her bir suça ilişkin ayrı ayrı infaza

verilmesinde zorunluluk bulunması, anılan nedenle 5 yıllık zorunlu sürenin ağır

cezalık her suç için, tutuklama kararında belirtilen bu suçlardan her birisi

açısından mahkemece 5 yıllık tutukluluk süresine ayrı ayrı riayet edilmesinin CMK’nun 101. maddesi içerisinden anlaşılması, tutuklama

müzekkeresinin ise yalnızca ceza infaz kurumunda şüpheli ya da sanığın

bireyselleştirilmesine ilişkin ayırıcı unsur olması, bunun aksinin düşünülmesi

halinde, tutuklama kararında birden çok suça yönelik karar verildiği hallerde

tek suçtan tutuklanmış gibi eksik işlem yapılmasına sebebiyet verilmesinin söz

konusu olması, farklı mahallerde işlediği ağır cezalık suçlar nedeni ile ya da

farklı ağır cezalık suçlara dayalı olarak ayrı tutuklama kararlarına bağlı

olarak tutuklanan şüpheli yada sanıkların her suçu yönünden ayrı ayrı 5 yıllık

tutukluluk süresinin infazının gerekli oluşu, mahkememizin görev alanına giren

örgütlü suçlardan olan sanıkların üzerlerine atılı suçların örgüt kapsamında

olması, yine CMK.'nun 8. ve devamı maddelerindeki

gösterilen bağlantı nedeni ile birden fazla ağır cezalık suçların bir mahkemede

ve tek tutuklama müzekkeresine bağlı olarak infaz edilen tutukluluk hallerinin

her bir suç için ayrı ayrı değerlendirilmesinde zaruret bulunmaktadır”

gerekçesiyle tahliye talebi

reddedilmiştir.

12. Bu karara yapılan itirazı inceleyen İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesi 12/12/2012 tarih ve 2012/918 Değişik İş sayılı kararıyla “birden fazla ağır cezalık suç nedeniyle yargılanan

sanıkların kaçma şüphesinin olduğunu” belirterek itirazı

reddetmiştir.

13. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/160 Esas sayılı

dosyasında dava derdesttir.

14. Mahkeme 11/12/2013 tarihinde başvurucunun tahliyesine ve

adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir.

B. İlgili

Hukuk

15. 5271 sayılı Kanun’un 8. maddesi şöyledir:

“(1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçta her

ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden

sonra suçluyu kayırma, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme

fiilleri de bağlantılı suç sayılır.”

16. 5271 sayılı Kanun’un 9. maddesi şöyledir:

“(1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik mahkemelerin görevine

giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle yüksek görevli mahkemede

dava açılabilir.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir

tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama

kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri

ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

…”

18. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/3/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 18/1/2013 tarih ve 2013/843 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, kanunda öngörülen azami tutukluluk süresi

dolmasına rağmen tahliye talebinin reddedildiğini, benzer durumda olan

sanıkların 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesi gereğince azami tutukluluk

süresini doldurmaları üzerine tahliye edildiğini ileri sürerek, Anayasa’nın 10.

maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesi ve 19. maddesinde düzenlenen

kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğini iddia etmiş ve manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

21. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvuru kapsamındaki şikâyetin

hukuka aykırı olarak özgürlükten yoksun bırakmaya ilişkin olduğu, bu nedenle

iddiaların Anayasa’nın 19. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.

maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun

şikâyetinin esas itibarıyla kanunda öngörülen azami sürenin aşılması nedeniyle

tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

22. Başvurucu ayrıca, özgürlükten yoksun bırakılma kapsamında

kendisi ile benzer durumda olan sanıkların 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesi

gereğince azami tutukluluk süresinin tamamlanması üzerine tahliye

edildiklerini, ancak kendisinin tahliye edilmediğinden bahisle eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. İddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı, başkaca bir

kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı görüldüğünden başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir (B. No: 2012/695, 12/2/2013, § 15). Başvurucunun kanuni tutukluluk süresinin aşıldığına

ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası açısından

değerlendirilmesi gerekir.

25. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı

veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi;

toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol

tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede

tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan

tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya

giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir

kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…”

26. Adalet Bakanlığı, başvurucunun beş yıldan fazla tutuklu

bulundurulduğu iddialarına ilişkin olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin

(Sözleşme) 5. maddesi kapsamında tutmanın hukuki sayılabilmesi için birinci

fıkranın (a) ve (f) bentleri arasındaki istisnalardan birinin karşılanması

gerektiğini, tutmanın bu anlamda hukuki olduğu anlaşıldıktan sonra,

Sözleşmenin, “kanunda düzenlenmiş bir

prosedürün” izlenip izlenmediği dâhil olmak üzere, esas ve usul

kurallarına uyma yükümlülüğünü ulusal hukuka bıraktığını, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM), Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamında sanığın birden fazla

suç nedeniyle tek bir davada yargılandığı durumlarda, tutukluluk süresini tek

bir tutukluluk olarak değerlendirebileceğini belirtmiştir.

27. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra,

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

28. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde temel hak ve

hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu

sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır. Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

sınırlanabileceği durumların şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü,

Anayasa’nın 13. maddesindeki temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla

sınırlanabileceğine dair kural ile uyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

43).

29. Kişi hürriyeti ve güvenliğine ilişkin sınırlamaların,

kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak

idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler

esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19.

maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı

korumak olup, maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek

sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması

gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan

hürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı

gereğince, başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 44).

30. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,

ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki

yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek

uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam üç yılı geçemeyeceği

belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin

azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40).

31. Somut olayda başvurucu 24/5/2005 tarihinde gözaltına

alınmıştır. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen hükümleri

uyarınca tutukluluk için öngörülen azami sürenin aşıldığını belirterek tahliye

talebinde bulunmuştur. Bu talep mahkemece 1/10/2012 tarihinde reddedilmiş ve

itiraz mercii de ret kararını hukuka uygun bulmuştur.

32. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği

sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya

hukuki hatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz.

Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması

da derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya

Anayasa’ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça

keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların

bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun

getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Dolayısıyla incelemenin bu çerçevede yapılması

gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 48).

33. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinde soruşturma ve

kovuşturma evrelerinde kişilerin tutulabileceği azami kanuni süreler

düzenlenmiştir. Madde metninde, ağır ceza mahkemesinin görevine giren ve

girmeyen işler bakımından bir ayrıma gidilmiştir. Bireyler hakkındaki birden

fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden

yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde bu soruşturma ve

kovuşturmaların belli bir bütünlük içinde yürütüleceği göz önüne alındığında,

uygulanan bir tutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı

açısından sonuç doğuracağı açıktır. Bu nedenle azami tutukluluk süresinin

kişinin yargılandığı dosya kapsamındaki tüm suçlar açısından en fazla beş yıl

olması gerektiği anlaşılmaktadır. Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından

aynı dosya kapsamındaki her bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı

hesaplanması kabul edilemez. Suç ve sanık sayısı, davanın karmaşık olması gibi

etkenler tutukluluk süresinin makul olup olmadığı konusundaki değerlendirmede

ele alınabilecek faktörler olup kanuni tutukluluk süresinin belirlenmesinde

esas alınmaları mümkün değildir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 49).

34. Diğer taraftan, Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

tutuklulukta makul süreyi güvence altına almıştır. Dolayısıyla kanunla

tutukluluk süresi için getirilen üst sınırlar makul sürenin aşılmadığı istisnai

durumlar için geçerli olabilir ve hiçbir şekilde kişinin bu süre doluncaya

kadar tutulabileceği anlamına gelmez. Aksine, üst sınırın aşılmadığı durumlarda

dahi, somut olaylarda tutukluluk makul süreyi aşmışsa, anayasal hakkın ihlal

edildiği sonucuna varılacaktır (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 50).

35. Anayasa’nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. Bu kapsamda makul sürede yargılanma herkese tanınan bir

haktır. Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması da Anayasa’nın

141. maddesinde yargıya bir görev olarak yüklenmiştir. Azami tutukluluk

süresinin, suç sayısı gerekçesiyle uzatılması muhtemel özgürlük ve güvenlik

ihlallerine ilave olarak, makul sürede yargılanma hakkı açısından da olası

ihlallere zemin hazırlayabilecek niteliktedir. Böyle bir uygulama, özgürlük ve

güvenlik ihlalini neredeyse otomatik, makul sürede yargılanma hakkının ihlalini

ise potansiyel hale getirebileceğinden kabul edilemez (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 51).

36. Diğer yandan, özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin

sınırlamaların kanunla yapılması ve sınırlamanın şekil ve şartlarının da

kanunda açıkça belirtilmesi gerekir. Kanunun metni, bireylerin, gerektiğinde

hukuki yardım almak suretiyle, tutuklama nedenlerini ve sürelerini belli bir

açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kaleme alınmış

olmalıdır. Dolayısıyla uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçları

bakımından yeterli derecede öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte, kanun

metninin tüm sonuç ve etkileri göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden, aranan

açıklığın ölçüsü, söz konusu metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile

hitap ettiği kitlenin statü ve büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak

belirlenebilir. Bu özelliklere sahip kanunun aynı zamanda kolaylıkla

erişilebilir olması da gerekir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 52).

37. 5271 sayılı Kanun’daki azami tutukluluk süresinin ağır

cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami beş yıl olduğu, bu haliyle

düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır. Ancak derece mahkemelerinin

kanuni tutukluluk süresinin aynı dosya kapsamındaki her suç için ayrı ayrı

hesaplanması gerektiği yönündeki yorumu, bireylerin tutuklu olarak

yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve öngörülemez bir şekilde uzatmaya

elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden fazla suç isnadı olması halinde

azami tutukluluk süresi her biri için ayrı ayrı hesaplandığında kişinin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre öngörülemez bir şekilde uzayacaktır.

Bu durumun başvurucu açısından öngörülebilir olmadığı açıktır. Bir hukuk

devletinde henüz suçluluğu sabit hale gelmemiş bir bireyin mahkemenin

benimsediği yorum nedeniyle belirsiz bir süre boyunca özgürlüğünden yoksun

bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 53).

38. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse, bu

kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına

bağlı olarak tutuklu olma” kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni

ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma haline dönüşmektedir

(B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen süreler

tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde bulundurulamaz. Ancak bozma

kararı sonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya

dönüşeceğinden ilk derece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate

alınacaktır.

39. Somut olayda başvurucu, 24/5/2005 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı verdiği 19/4/2010 tarihi

arasında “bir suç isnadına bağlı olarak”

tutulmuştur.

40. Mahkemenin 19/4/2010 tarihli kararı yapılan temyiz

incelemesi neticesinde Yargıtay tarafından 29/6/2011 tarihinde bozulmuştur. İlk

derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile Yargıtayın bozma kararı arasında geçen sürede başvurucu, “ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak”

tutulmuştur. Başvurucu, Yargıtayın bozma kararı

sonrasında yeniden “bir suç isnadına bağlı

olarak” tutulmaya devam edilmiş ve başvurucunun ilk derece

mahkemesince tutuklu olarak yargılandığı 24/5/2005-19/4/2010 ile

29/6/2011-11/12/2013 tarihleri arasında “bir

suç isnadına bağlı olarak” tutulma süresi 7 yıl 4 ayı geçmiştir.

41. Başvurucunun, “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulduğu sürenin beş yılı aşan kısmının

hukuki dayanağı bulunmayıp bu tarihten sonraki tutukluluk hali Anayasa’nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen “kanunîlik” şartına uymamaktadır.

42. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

43. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

44. Başvuruda, Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Bununla birlikte İstanbul 12. Ağır Ceza

Mahkemesince 11/12/2013 tarihinde başvurucunun tahliyesine ve adli kontrol

hükümlerinin uygulanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.

45. Başvuru kapsamında ihlalin sonlandırılmasına karar verilmesi

ve 100.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiştir. Bu aşamada ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılabilecek bir işlem bulunmamaktadır. Kişi hürriyeti ve güvenliğine

yönelik müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki

manevi zararın varlığı ile somut olayın özellikleri dikkate alınarak

başvurucuya takdiren 9.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

46. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 başvuru harcı ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ayrıca ödenmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Kanun’da

öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun kanun

önünde eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının ayrıca

incelenmesine yer olmadığına,

D. Başvurucuya kişi

hürriyeti ve güvenliğine yönelik müdahale ve yalnızca ihlal tespitiyle telafi

edilemeyecek ölçüdeki manevi zararın varlığı nedeniyle takdiren

9.000 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

E. Başvurucu tarafından

yapılan 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın

tebliğinden sonra başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren

dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona

erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın ilgili mahkemesine

bildirilmesine,

20/3/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Cemalettin METİN Vekili : Av. Mehmet Engin YÜCEL Av. Esen YÜCEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/776, 20 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal
  16. B. “Kanun’da
  17. C. Başvurucunun kanun
  18. D. Başvurucuya kişi
  19. E. Başvurucu tarafından
  20. F. Ödemenin kararın
  21. G. Kararın ilgili mahkemesine
  22. M. Emin KUZ
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/776
Tarih
20 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Murat Ildırar Başvurusu (B. No: 2012/391)
  • Tahir Gökatalay Başvurusu (B. No: 2013/1780)
  • Mahmut Sarıdağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6261)
  • Oğuzhan Kozacıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/2379)
  • Celalettin Aşçıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/1436)
  • Vesim Parlak Başvurusu (B. No: 2012/1034)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.