İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Aysun Toka Başvurusu (B. No: 2013/2364)

1. Başvurucu, iş sözleşmesine dayalı

Başvuru No2013/2364Tarih7 Mart 2014Okuma24 dk · 4.737 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Aysun Toka Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/2364
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.737 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, iş sözleşmesine dayalı

olarak çalıştığı iş yerinde işveren ve iş arkadaşları ile yaşadığı sorunlar

nedeniyle Cumhuriyet Savcılığına yaptığı suç duyurusundan ve iş sözleşmesinin

feshi nedeniyle açmış olduğu işe iade davasından bir sonuç alamadığını ve

davanın yaklaşık 3 yıl 4 ayda tamamlandığını belirterek Anayasa’da düzenlenen

adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu tarafından 1/4/2013

tarihinde Bakırköy 1. Asliye Hukuk Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir

4. İkinci Bölüm tarafından 24/7/2013

tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 3/9/2013 tarihli görüş yazısı 10/9/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığının görüşüne karşı bir

beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, iş sözleşmesine dayalı olarak İstanbul

Bahçelievler Sağlık Grup Başkanlığına bağlı Hürriyet Sağlık Ocağında 4/1/2007 tarihinde, veri hazırlama ve giriş elemanı

pozisyonunda alt işveren olan bir şirkette çalışmaya başlamıştır.

8. Başvurucu, iş sözleşmesi devam ederken ihaleyi alan

değişik şirketlerde çalışmış ve en son 2009 yılının Temmuz ayında Marmara

Temizlik Hizmetleri Gıda Bilgi Reklam ve Org. San. Tic. Ltd. şirketinde

çalışmaya başlamıştır.

9. Başvurucu, Hürriyet Sağlık Ocağında çalışırken uyumsuz

davranışları bulunduğu ileri sürülerek Şirinevler Sağlık Ocağında

görevlendirilmiş, daha sonra söz konusu davranışlarının devam ettiği iddiasıyla

Hekimbaşı İsa Efendi Sağlık Ocağında görevlendirilmiştir. Son iş yerinde

verilen işleri yapmadığı ve işyerinde huzursuzluk çıkardığı iddiasıyla iş sözleşmesi

feshedilmiştir.

10. İş sözleşmesinin feshedilmesinden sonra başvurucu, 28/9/2009 tarihinde, iş sözleşmesinin feshinin

geçersizliğine ve işe iadesine karar verilmesi istemiyle Bakırköy 11. İş

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

11. Mahkeme, 3/11/2009 tarihindeki

ilk duruşmada, davalı tarafa tanık listesi sunması için yirmi günlük kesin süre

vermiş, sonrasında yapılan 4/12/2009, 31/12/2009 ve 26/1/2010 tarihli üç

duruşmada davacı tarafın tanıklarını dinlemiş, davalı tarafın tanıklarına

tebligat çıkarmış, davalı şirkete tebligat çıkarıldığı fakat tanığa ayrıca

tebligat çıkarılmadığının bildirilmesi üzerine doğrudan tanık K. M.’ye tebligat çıkarılmasına ve mahal emniyet müdürlüğünce

zorla getirme emri yazılmasına ve talimat giderlerinin davalı tarafından

ödenmesi için süre verilmesine karar vermiştir. Mahkeme, usulüne uygun

tebligata rağmen gelmeyen tanık K. M.’nin zorla

getirilmesi yazısına müzekkere pulu sunulması için kesin süre vermiş aksi halde

tanık dinlenilmesinden vazgeçileceği ihtarlarını yapmış ve 4/1/2010

tarihinde Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğüne ve 29/1/2010 tarihinde Eyüp

Alibeyköy Şehit Atıf Ödül Polis Merkezi Amirliğine ihzar müzekkeresi yazmıştır.

12. 19/3/2010 tarihli duruşmada mahkeme,

tanıklarından birinin dinlenilmesinden vazgeçtiğini ve diğer tanık K.M’ nin evlenip soyadının “Ö.” Olarak değiştiğini ve

İskenderun’a tayin olduğunu davalı tarafın bildirmesi üzerine İskenderun İş

Mahkemesi’ne talimat yazılmasına karar vermiş; bu karardan sonra yapılan

18/05/2010 tarihli duruşmada talimatın beklenmesine, 16/7/2010 tarihli

duruşmada talimatın tekidine, 6/9/2010 tarihli duruşmada talimatın

beklenmesine, 22/10/2010 tarihli duruşmada talimatın akıbetinin sorulmasına,

aynı talimatın yeniden yazılmasına, 26/11/2010 tarihli duruşmada talimatın

cevabının beklenmesine, 31/12/2010 tarihli duruşmada talimatın tekidine,

4/2/2011 tarihli duruşmada, duruşmada hazır bulunmayan, mazeret bildirmeyen

kendisini vekil ile de temsil ettirmeyen davacının açtığı davanın yenileninceye

kadar işlemden kaldırılmasına, 17/3/2011 tarihli duruşmada davalı tanığı K. M.’nin adresinin İskenderun İl Sağlık Müdürlüğünden

sorulmasına, 18/4/2011 tarihli duruşmada talimatın tekidine, 27/5/2011 tarihli

duruşmada talimatın cevabının beklenmesine karar verilmiştir.

13. Sonraki 24/6/2011 tarihli

duruşmada “İskenderun İş Mahkemesine yazılan

talimatın tanık adına çıkarılan davetiyenin tanınmadığından bahisle iade

olduğundan bila ikmal geldiği, talimat mahkemesi

katiplerince talimat ekinde pul ve dilekçe olmadığına dair tutanaktır ibaresi

olduğu, 4. sulh ceza mahkemesinden son celse zaptının gönderilmediği, davalı

bakanlık vekiline tebligat yapıldığı talimat mahkemesince tanığının devlet

hastanesi adresine tebligat çıkarıldığı diğer iki adresine tebligat çıkarıldığına

dair bir meşruhatın talimat evraklarında bulunmadığı anlaşıldı” ğından “…davalı Bakanlık

vekiline davalı tanığı K.Ö’nün yeni adresini tespit

edip bildirmek… tebligat pulu, eğer bildirilecek adres

mahkememiz yetki sınırları dışında ise mahal iş mahkemesine talimat yazılması

için gerekli… talimat pulunu sunmak üzere davalı

Bakanlık vekiline 15 günlük kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde bu

hususlar yerine getirilmediği takdirde bu tanığı dinletme haklarından vazgeçmiş

sayılacaklarının ihtarına” karar verilmiştir.

14. 9/9/2011 tarihli duruşmada “Bakırköy 4. Sulh Ceza Mahkemesine yazı yazılarak

2009/1118 esas sayılı dosyada sanık olan tanık K.Ö’nün

bu dosyada mevcut adresinin, yakalama evrakı infaz edilmiş ise bu adresinin

bildirilmesinin, bu konudaki evraklarının örneklerinin istenilmesine,

kendisinin bu dosyadaki adresine tebligat çıkarılmasına”, 24/11/2011

tarihli duruşmada “1- Bakırköy 4. Sulh Ceza

Mahkemesine yazı yazılarak 2009/1118 E. sayılı dosyalarında sanık konumunda

bulunan K.Ö. nün açık kimlik bilgileriyle T.C. (kimlik) numarasının yine sanık

hakkındaki yakalama emri infaz edilmiş ise yakalama emrinin infaz edilerek

savunmasının alındığı celsede bildirdiği adresinin bildirilmesinin istenmesine,

2- Tanık K.Ö’nün T.C. (Kimlik) Numarası bildirildiğinde

Mernis'ten adres araştırması yapılmasına, eğer

Bakırköy 4. Sulh Ceza Mahkemesince adresi bildirilirse bu adresten davetiye ile

celbine, dosyada davetiye masrafı olmakla yeniden alınmasına yer olmamasına”

karar verilmiştir.

15. 18/1/2012 tarihli duruşmada başvurucu

vekilinin tanık K. Ö.’nün adresinin Erzurum’da

olduğunu bildirmesi üzerine Erzurum Şenkaya Asliye Hukuk Mahkemesine tanığın

dinlenilmesi yönünde talimat yazılmış, Erzurum Şenkaya Asliye Hukuk Mahkemesi

24/2/2012 tarihli duruşmada tanık K. Ö.’nün beyanını

alarak mahal mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

16. Bunun üzerine Bakırköy 11. İş Mahkemesi 27/4/2012 tarihli duruşmada tanık beyanını esas almış ve

davalı tarafa talimat cevabına cevap vermesi için süre vermiştir. Sonrasında

yapılan 8/6/2012 ve 5/7/2012 tarihli duruşmalarda harç

eksikliği gibi yargılama giderlerinin tamamlatılması, davalı tarafın bilirkişi

talebinin incelenmesi ve başvurucunun hizmet döküm cetvelinde bulunan iş

yerlerinin açık unvan ve bilgilerinin bildirilmesi için Ticaret Sicil Memurluğu'na yazı yazılması ile (diğer delillerin

değerlendirilmesi ile) meşgul olmuş, 18/7/2012 tarihli duruşmada hâkimin yeni

göreve başlaması sebebi ile süre verilerek dosyanın incelenmesine karar

verilmiştir.

17. Nihai olarak Bakırköy 11. İş Mahkemesi 6/11/2012

tarih ve E.2009/773, K.2012/450 sayılı kararıyla davayı kabul etmiş, feshin

geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir.

18. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, 22/1/2013 tarih ve E.2012/30100, K.2013/326 sayılı kararıyla

feshin haklı bir sebebe dayandığını belirterek Bakırköy 11. İş Mahkemesinin

kararını bozarak davanın reddine karar vermiştir.

19. Başvurucu ayrıca kendisi hakkında verilen işleri

yapmadığı ve işyerinde huzursuzluk çıkardığı gerekçesiyle tutanak

düzenleyenlere ilişkin evrakta sahtecilik ve görevi kötüye kullanma nedeni ile

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

20. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Bahçelievler

Kaymakamlığından şüpheli memurlar hakkında soruşturmanın devam edebilmesi için

soruşturma izni talebinde bulunmuştur. Ancak, Bahçelievler Kaymakamlığı 13/5/2011 tarih, K.20 sayılı kararıyla bu talebi

reddetmiştir.

B. İlgili Hukuk

21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi

ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

22. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer

kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı

447. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama

usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili

hükümleri uygulanır.”

23. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve

usulü” kenar başlıklı 20. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde

sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay

içinde kesin olarak karar verir.”

24. 4857 sayılı Kanun’un “Feshin

geçerli sebebe dayandırılması” kenar başlıklı 18. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran

işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya

da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe

dayanmak zorundadır.”

25. 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin

haklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesi

şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş

sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin

feshedebilir:

I- Sağlık sebepleri

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan

haller ve benzerleri:

…

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye

kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi

doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.

…

h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri

kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.

ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması

yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı

olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve

maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba

uğratması.

III- Zorlayıcı sebepler

…

İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen

sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri

çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”

26. Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle

işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabi olup izin vermeye

yetkili merciler ve izlenecek usul 2/12/1999 tarih ve

4483 sayılı Memurlar Ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında

Kanun’da düzenlenmiştir.

27. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:

“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesine

veya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında

inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiye

bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara

karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma

izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkili

merciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için Danıştay

İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde bulunduğu bölge

idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay

içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 7/3/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/4/2013 tarih ve 2013/2364 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, açmış olduğu işe iade

davasının, davalı tarafın tanığı K. Ö.’nün önce

İskenderun’a sonra Erzurum Şenkaya’ya tayini çıktığı için ulaşılamaması

nedeniyle yaklaşık 4 yılda tamamlandığını belirterek uzun süren yargılama

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini; görev yerinin değiştirilmesine bağlı olarak asıl görevinin dışında

olan işleri yapmak durumunda bırakılmasının Anayasa’da düzenlenen zorla

çalıştırma yasağını ihlal ettiğini ve hakkında tutanak tutanlara ilişkin açılan

soruşturmanın Bahçelievler Kaymakamlığınca verilen soruşturma izni verilmemesi

kararıyla sonuçsuz bırakılmasının Anayasa’da düzenlenen etkili başvuru hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Zorla Çalıştırma

Yasağının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

30. Başvurucu, görev yerinin değişmesine bağlı olarak kendi

görevi olmayan işleri yapmaya zorlandığını, bu durumun zorla çalıştırma

yasağını ihlal ettiğini iddia etmiştir.

31. Anayasa’nın 18. maddesinin birinci fıkrasında “Hiç kimse zorla çalıştırılamaz…”

düzenlenmesine yer verilmiştir. Anayasa Mahkemesi “zorla çalıştırma” kavramını, temel insan haklarına ilişkin

uluslararası sözleşmelerden ve ilgili uluslararası otoritelerin yorum ve

uygulamalarından yararlanarak tanımlamıştır. Buna göre, zorla çalıştırmadan söz

edilebilmesi için, kişinin ceza tehdidi altında ve rızası bulunmaksızın

çalıştırılması gerekmektedir (E.2011/150, K.2013/30, K.T. 14/2/2013).

32. Bir eylemin zorla çalıştırma veya zorunlu çalışma

sayılabilmesi için: 1) Kişinin işi kendi iradesine

aykırı olarak yapması, 2) İşi yapma yükümlülüğünün “haksız” veya “baskıcı”

olması veya yapılmasının katlanılmaz sıkıntılara yol açması gerekir. Ayrıca

kişinin bu işi önceden rızasıyla yapıp yapmadığı, bir kuruma isteyerek girip

girmediği, normal yurttaşlık veya mesleki yükümlülüğünün bir parçası olan bir

hizmeti ifa edip etmediği de dikkate alınmalıdır (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 28).

33. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde somut iddia

değerlendirildiğinde; başvurucu Hürriyet Sağlık Ocağında veri giriş elemanı

olarak çalışmakta iken görev yeri değişikliği ile Şirinevler Sağlık Ocağında

görevlendirilmiş, yeni görev yerinde veri giriş elemanı unvanı ile aylık

çalışma bildirisi, hastalık istatistik formu gibi belgeler düzenlemiştir. Başvurucu

her ne kadar bu işlerin kendi görevinin dışında olduğunu iddia etmekte ise de

veri giriş elemanı olmasının sadece hasta kabul ve kayıt işlemleri yapacağı

anlamına geldiği söylenemez. Bu açıdan başvurucunun görevlendirildiği işyerinde

kendi görevi kapsamında başka işleri yapması Anayasa ve AİHS bağlamında zorla

çalıştırma olarak nitelendirilemez.

34. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen

iddianın yerinde olmadığı ve bir ihlalin bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

35. Başvurucu, aleyhine tutanak

düzenleyen kişiler hakkında görevi kötüye kullanma ve resmi evrakta sahtecilik

nedeniyle suç duyurusunda bulunduğunu fakat Bahçelievler Kaymakamlığının

soruşturma izni vermemesi nedeniyle bir sonuç alamadığını, bu uygulama

nedeniyle görev yerinin değiştiğini, iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğine

ve işe iadesine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın kesinleşmesi ile

etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu her ne kadar etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etse de başvuru özü itibariyle adil

yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

37. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hak

arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek

için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın

tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş

olması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013,

§ 21).

38. AİHM içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerin

suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak

talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(B. No: 2013/1845, 7/11/2013, § 37).

39. Hukuk sistemimiz açısından, 4/12/2004

tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girmesi ile ceza

muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup,

başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı

bulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişinin

cezalandırılmasıyla sınırlı olduğu, verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair

kararın etkilerinin ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olduğu ve başvurucunun

iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukuk yargılaması açısından bağlayıcı

bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır (B. No: 2013/2355, 7/11/2013,

§ 21).

40. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesine dayanan

ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’da güvence altına alınmış ve AİHS

kapsamında yer alan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı

anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Yargılamanın

Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası Yönünden

41. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

42. Başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine iş

mahkemesinde açtığı feshe itiraz davasının, 4857 sayılı Kanun’da belirtilen üç

aylık süreye rağmen yaklaşık 40 aylık makul olmayan bir sürede tamamlandığını

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

43. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, makul süreye ilişkin

değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin AİHM’nin yaklaşımını benimseyerek

yargılama sürecinin bütününü ele aldığını, AİHM’nin ulusal mahkemelerin yasal

süreye riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladığı ve uyguladığını

denetlemediğini, davanın başvurucu açısından taşıdığı önemi bir değerlendirme kriteri olarak ele aldığını; somut başvuruda kararın 3 yıl 4

ayda kesinleştiğini ifade ederek yargılama süresinin makul olup olmadığı

incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir.

44. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

45. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

46. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

47. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca adil yargılanma hakkı

kapsamında değerlendirilmiştir. Ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerekmektedir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 39).

48. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda iş akdi feshedilen başvurucunun feshin

geçerli olmadığını ileri sürerek açtığı davada bir iş uyuşmazlığı sorunu

bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak 4857 ve 6100 sayılı

Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku bulunmamaktadır.

49. Makul süre incelemesinde; yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması; tarafların genel olarak yargılama sürecindeki

tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki etkisi ve usuli

haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı

makamları yanında dava süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına

atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir

gecikme olup olmadığı ve yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda

gerekli özenin gösterilip gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir

an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve

niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi

gerekmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 42-46).

50. Adil yargılanma hakkı Devlete uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünen

bir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında kısa sürede bir yargı

kararı verilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten

çıkarılmak suretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun

ivedilikle açıklığa kavuşturulması gerekir. Bir birey, geçim kaynağı olmaksızın

hukuki durumunun uzun süre belirsiz bırakılması halinde, bu durumdan olumsuz

etkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususunda

yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).

51. Kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu niteliğini ve

iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin dışında özel bir

iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun uzmanı

mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanın

uzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan bu

davaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum iş

sözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan ve

bu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğu

gibi, sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek iş

organizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıyla

iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılması

hem çalışan hem de işverenin yararınadır (B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 60).

52. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini

dikkate alarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara

bağlanması için 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer

vermiştir. 4857 sayılı Kanun’un “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20.

maddesine göre iş güvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş

sözleşmesi, işveren tarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene

dayanmadığı iddiasıyla feshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren 1

aylık hak düşürücü süre içinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti

ve işe iade davası açabilmektedir. Kanun koyucu, işe iade davalarının

yukarıda bahsedilen özel önemine binaen 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi

gereğince seri muhakeme usulüyle mahkemelerce iki ay içinde; bu davaların

temyiz incelemesinin de bir ay içinde sonuçlandırılması yönünde düzenleme yapmıştır

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 61).

53. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler

kural olarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen, Kanun’un 20.

maddesinde mahkemeler için öngörülen bu süreler hak düşürücü nitelikte değildir.

İşe iade davalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre,

mahkemelere yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup, mahkemeler

bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların

geçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 62).

54. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un

30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,

bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20.

maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan

sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku

uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında da

takip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 64).

55. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

56. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerde

yer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta ve

davalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 2 hafta içinde

cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsus

olmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulünde

cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılı

Kanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosya

üzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,

tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması ve

duruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancak

istisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları da

bir aydan fazla tutulabilmektedir (B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 66).

57. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesindeki sürelerin

düzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşma

aralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi, şahitlerin dinlenmesiyle

tebligat işlemleri göz önünde bulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği

görülmektedir. Bu nedenle öngörülen süreyi aşan her yargılamanın süresinin

makul olmadığı ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği söylenemez. Bununla

birlikte işe iade davalarının başvurucu açısından taşıdığı değer ile davanın

kısa sürede bitirilmesindeki başvurucunun kişisel yararı göz önüne alındığında

bu davaların süre yönünden diğer davalarla aynı nitelikte olduğu da söylenemez

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 67).

58. Bu durumda somut başvuruda makul süre incelemesi

yapılırken işe iade davasının başvurucu için taşıdığı değer ve başvurucunun

kişisel yararı göz önünde bulundurularak yargılama sürecindeki gecikmelerin her

biri belirlenerek gecikmeye neden olan unsurlar ve bunların gecikmedeki

etkisinin tespiti ve bahsedilen makul süre kriterlerinin

toplam etkisinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, somut

işe iade davasında başvurucunun mahkemeye dilekçeyle başvurarak dava sürecini

başlattığı tarihtir. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın kesin olarak sona erme tarihidir (B. No:

2013/772, 7/11/2013, § 69).

60. Başvuru konusu olayda, iş akdi işveren tarafından

feshedilen başvurucunun 28/9/2009 tarihinde Bakırköy

11. İş Mahkemesi nezdinde açılan feshin geçersizliği ve işe iade istemli

davasında Mahkeme, yaklaşık 37 buçuk ay gibi bir süre sonunda 6/11/2012

tarihinde davanın kabulüne karar vermiş, kararın temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 22/1/2013 tarihinde kararın bozulmasına ve davanın

reddine karar vermiştir. Bu durumda iki dereceli yargılama sisteminde davanın 3

yıl 3 ay 24 gün (yaklaşık 40 ay) sürdüğü anlaşılmaktadır.

61. İlk derece Mahkemesinde 37 ay 8 gün süren yargılama

sürecinde toplam 24 duruşma yapılmıştır. Yargılama sürecine bakıldığında

(10-17) belirlenen tanığa ulaşılamaması nedeniyle meydana gelen gecikme,

yaklaşık yirmi sekiz buçuk aydır. Tanık beyanının beklendiği süreçte

gerçekleşen 27/4/2012 tarihinden önceki on beş

duruşmada İskenderun İş Mahkemesine ve Şenkaya Asliye Hukuk Mahkemelerine

talimat yazılmış, iki kez Emniyet Müdürlüklerine ihzar müzekkeresi düzenlenmiş

ve İskenderun İş Mahkemesine tekit yazısı gönderilmiştir. 24/2/2012

tarihli tanık beyanını içeren talimat cevabı Mahkemeye geldikten sonra

27/4/2012 tarihli duruşmada okunmuştur.

62. Başvurucu vekili, mazeret sunmaksızın 4/2/2011

tarihli duruşmaya katılmamıştır. Başvurucu vekilinin katılmadığı bu duruşma

tanık beyanı için talimat cevabının beklendiği sürece denk geldiğinden herhangi

bir gelişme olmamış ve bu duruşmaya katılmamanın davanın uzamasına etkisi

görülmemiştir. Bu durumda başvurucu vekilinin katılmadığı ilk duruşma nedeniyle

davanın uzamasına sebebiyet verdiği söylenemez.

63. 37 ay 8 gün süren ilk derece

mahkemesi önündeki yargılama boyunca yapılan duruşmaların ortalama bir buçuk ay

gibi bir aralıkta gerçekleştiği görülmekle birlikte tanık talebi ve belirlenen

tanığa ulaşılması için iki kez Emniyet Müdürlüklerine ihzar müzekkeresi,

toplamda on kez İskenderun ve bir kez Şenkaya Mahkemelerine talimat yazısı ve

de iki kez İskenderun İş Mahkemesine tekit yazısı gönderilmiş tüm bu işlemler,

yirmi sekiz buçuk aylık zaman zarfında tamamlanabilmiştir.

64. Davalı taraf 12/11/2012

tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuş, Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 22/1/2013

tarih ve E.2012/30100, K.2013/326 sayılı kararıyla başvurucunun uyumsuz

davranışlarının görev yeri değiştirilmesine rağmen devam etmesinin fesih için

haklı bir sebep oluşturduğu gerekçesiyle Bakırköy 11. İş Mahkemesinin kararının

kesin olarak bozulmasına hükmetmiştir. Temyiz başvurusunun yapıldığı tarih ile

Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin karar verdiği tarih olan 22/1/2013

tarihi arasında yaklaşık iki buçuk ay gibi bir süre geçmiştir. Bir başka

ifadeyle dava dosyasının temyiz aşamasında Yargıtay’a sevki ve esastan

incelemesi için geçen süre yaklaşık iki buçuk aydır.

65. Söz konusu davada talimatla tanık

beyanının alınması için yazılan müzekkerelere zamanında cevap verilmemesi ve

gereğinin yapılamaması idari ve yargısal kurumlara atfedilmesi gereken kusurlar

olup, devletin uyuşmazlıkların makul süre içinde nihai olarak

sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi ve bu amaçla mahkeme

kararlarını zamanında ve gereği gibi yerine getirecek adli ve idari organlar

kurma pozitif yükümlülüğünü yerine getiremediğini göstermektedir.

66. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

feshe itiraz davası, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı,

delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

67. İlk derece mahkemesi yargılamasında tanıkların mahkemeye

getirtilmesi ve beyanlarının alınması sorunları yaşanmış, bir tanığın adresine

ulaşılamadığından talimatla beyanının alınabilmesi yirmi sekiz buçuk ay sonunda

mümkün olmuştur. Başvuruya konu dava açısından tanık delilinin önemi de

düşünüldüğünde, bir kamu görevlisi olan tanığa ulaşma ve tanığı mahkeme önünde

hazır etme konusunda idari ve yargısal sorunlar olduğu ve bu sorunlar nedeniyle

devlete atfedilmesi gereken kusur sorumluluğunun artacağı konusunda şüphe

yoktur.

68. Söz konusu başvurunun konusu olan işe iade davasında

yargılama sürecindeki gecikme dönemleri ayrı ayrı değerlendirildiğinde, ilk

derece mahkemesince bir tanığın makul sürede duruşmada hazır edilemediği,

yazılan müzekkerelere zamanında cevap verilemediği veya yerine getirilemediği, sonuç

olarak haklı görülemeyecek derecede uzun bir süre olan yaklaşık 40 ayda

yargılamanın tamamlandığı görülmektedir. İş ilişkisinden kaynaklanan

uyuşmazlıkların özellikle de işe iade talebini içeren feshe itiraz davalarının

niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati

dikkate alındığında, 3 yıl 4 ay gibi bir sürenin makul olduğu söylenemez.

69. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

70. Başvurucu, ihlalin giderilmesi için yeniden yargılama

yapılmasını ve işe iade davası kabul olmuş olması halinde alacağı tazminat

oranı dikkate alınarak 20.000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

71. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucunun yeniden

yargılanma ve tazminat talepleri konusunda değerlendirme yapılmamıştır.

72. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

73. Başvurucu tarafından davanın 4857

sayılı Kanun gereği bitirilmesi gereken üç aylık süreden kararın kesinleştiği

tarihe kadar geçen süre için aylık asgari ücret üzerinden yapılan hesaplama

sonucu tazminat talep edilmişse de bu süreçte uzun süren yargılama ile

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar arasında illiyet bağı kuracak

bir delil sunulmamıştır. Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılanma

talebinde hukuki yarar bulunmadığından başvurucunun tazminat ve yeniden

yargılanma taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

74. Başvurucu açısından işe iade konulu

davanın başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık üç

yıl dört ay süren yargılama sürecinin uzunluğu sebebiyle başvurucuya yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında davanın

başvurucu için taşıdığı değer de dikkate alınarak takdiren

3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

75. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1- Zorla çalıştırma yasağının ihlal edildiği şikâyeti yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2- Etkili başvuru hakkının ihlal edildiği şikâyeti yönünden “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3- Yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyet yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 3.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35

harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine,

7/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Aysun TOKA Vekili : Av. Ahmet ÇAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2364, 7 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. I- Sağlık sebepleri
  9. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan
  10. III- Zorlayıcı sebepler
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence
  15. E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini
  17. G. Kararın bir örneğinin ilgili
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2364
Tarih
7 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Selçuk Emiroğlu Başvurusu (B. No: 2013/5660)
  • Tayibe Özkantaş Başvurusu (B. No: 2013/6314)
  • Yasemin Mutlu Başvurusu (B. No: 2013/1426)
  • Abdullah Ünal Başvurusu (B. No: 2012/1094)
  • Mustafa Kemal Sungur Başvurusu (B. No: 2013/2507)
  • Mehmet Emin Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/5267)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.