İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Azize Arı Başvurusu (B. No: 2016/724)

1. Başvuru, terör olaylarından doğan zararların tazmin edilmesi

Başvuru No2016/724Tarih16 Ocak 2020Okuma15 dk · 3.042 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Azize Arı Başvurusu

Karar tarihi
16 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/724
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.042 kelime·15 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olaylarından doğan zararların tazmin edilmesi

isteminin eşin mahkûmiyet hükmünden dolayı reddedilmesi nedeniyle adil

yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Ev hanımı olan başvurucu 1946 doğumlu olup Diyarbakır'ın

Dicle ilçesinde ikamet etmektedir.

9. Başvurucu Dicle ilçesinin Taşağıl köyünde meydana gelen terör

olayları nedeniyle 27/12/1993 tarihinde köyden göç etmek zorunda kalmıştır.

10. Başvurucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında uğradığı

zararların karşılanması talebiyle 20/9/2004 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar

Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Başvurucu talep dilekçesinde; köyün

boşaltılması sırasında babadan kalma kargir ev ile samanlığın tahrip olduğunu,

üzüm bağı ile meyve bahçesinin zarar gördüğünü ve hayvanlarının telef olduğunu

iddia etmiştir.

11. Komisyon, başvurucunun uğradığı zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamına girmediği gerekçesiyle 23/3/2008 tarihinde başvuruyu reddetmiştir.

Komisyon, başvurucunun eşinin terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan

mahkûmiyeti bulunması nedeniyle 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci

fıkrasının (f) bendi gereğince talebi reddettiğini belirtmiştir.

12. Başvurucu, ret işleminin iptali ve uğradığı zararların

tazmini için 2/7/2008 tarihinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu;

kendisi hakkında bir mahkûmiyet kararı olmadığını, tapusu olmayan taşınmazların

kendisine değil de eşine ait olduğunun iddia edilemeyeceğini ve mal rejimi

hükümlerine göre de mal varlığının sadece eşine ait olamayacağını belirtmiştir.

13. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 17/3/2009 tarihinde

davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Komisyon tarafından

düzenlenen 30/9/2005 tarihli keşif tutanağında başvurucuya ait ev, ahır, arazi

ve meyve ağaçları bulunduğu yönünde tespit yapıldığı, 26/4/2006 tarihli kolluk

tutanağında ise ev ve arazinin başvurucunun eşine ait olup başvurucunun tapulu

arazisi olmadığı ve belirtilen arazinin hazine arazisi olduğunun tespit

edildiği belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucunun eşinin terör örgütüne yardım ve

yataklık suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini belirterek başvurucunun

eşinin 3/9/2007 tarihli muvafakatname ile terörden zarar gören mal varlığının

başvurucu adına tespit edilmesine muvafakat ettiğine işaret etmiştir. Bu

kapsamda değerlendirme yapan Mahkeme, başvurucuya ait mal varlığı

bulunmadığını, başvurucunun eşine ait mal varlığının başvurucu adına tespiti

yoluna gidildiğini, başvurucunun eşinin de terör örgütüne yardım ve yataklık

suçundan cezalandırılması nedeniyle 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci

fıkrasının (f) bendi uyarınca başvurucunun talebinin reddi kararında hukuka

aykırılık bulunmadığını belirtmiştir.

14. Karar başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu

temyiz dilekçesinde; terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan eşinin mahkûm

olduğunu, kendisi hakkında bir mahkûmiyet olmadığını, tespit edilen mal

varlığının eşine değil kendisine ait olduğunu ve mal rejimi hükümlerine göre de

söz konusu mal varlığının mülkiyetinde bulunduğunu iddia etmiştir.

15. Danıştay Onbeşinci Dairesi (Daire) 16/4/2015 tarihinde

kararı onamış; başvurucunun karar düzeltme istemini de 15/10/2015 tarihinde reddetmiştir.

16. Nihai karar 17/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 11/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

18. 5233 sayılı Kanun'un "Amaç" kenar başlıklı 1.

maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir."

19. 5233 sayılı Kanun'un "Kapsam"

kenar başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek

kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması

hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.

Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun kapsamı

dışındadır:

...

f) 3713 sayılı Kanunun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamındaki suçlar ile terör olaylarında yardım ve yataklık

suçlarından mahkûm olanların bu fiillerinden dolayı uğradığı zararlar."

2. Yargıtay İçtihadı

20. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10/9/2019 tarihli ve

E.2019/2880, K.2019/7226 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... dava evrakı ile

yargılama tutanakları münderecatına, dava konusu taşınmazla ilgili talep tapu

iptal ve tescil isteğine ilişkin olduğuna, mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya

da mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve

artık değere katılma alacak hakları doğduğuna ve kural olarak, eşlerden birine

ait mal varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz

konusu olamayacağına, mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da

mirasçılarına tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkı olduğuna, bu kuralın

istisnaları 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 226/2. maddesinde (alacaklı eşin

tasfiyeye konu paylı malda üstün yararını kanıtlaması) ve 240. maddesinde (aile

konutu veya eşyanın söz konusu olması) tahdidi olarak belirtildiği ..."

21. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 18/3/2019 tarihli ve

E.2018/676, K.2019/2839 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...TMK'nin 202 ve devamı maddeleri

gereğince, edinilmiş mallara katılma rejiminin tasfiyesine ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

Mal rejimi sona erdiğinde eşlerin ya da

mirasçılarının tasfiye davası sonucunda katkı payı, değer artış payı ve artık

değere katılma alacağı hakları doğar.Kural olarak, eşlerden birine ait mal

varlığında, diğer tarafın mülkiyet veya başka ayni hak talebi söz konusu

olamaz. Mal rejiminin tasfiyesi isteğinde bulunan eşe ya da mirasçılarına

tanınan hak ayni olmayıp, şahsi alacak hakkıdır (07.10.1953 tarihli ve 8/7

YİBK, 4721 sayılı TMK mad. 227/1, 231, 236/1). TMK'nin 239/1. fıkrasında;

'katılma alacağı ve değer artış payı ayın veya para olarak ödenebilir…'

denilmektedir.226/3. maddede ise "Eşler karşılıklı borçları ile ilgili

düzenleme yapabilirler" hükmüne yer verilmiştir. Anılan kanuni

düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi, borcun ayın olarak ödenmesi borçlu eşe

tanınmış bir haktır. Başka bir anlatımla, tasfiye alacaklısı ayrık durumlar

hariç ayni hak isteğinde bulunamaz, ancak borçlu eş isterse, mal rejiminin

tasfiyesine ilişkin dava sonuçlanıncaya kadar borcunu ayın olarak ödemeyi kabul

edebilir.

Açıklanan bu kuralın istisnaları 4721 sayılı

Türk Medeni Kanunu'nun 226/2. maddesinde (alacaklı eşin tasfiyeye konu paylı

malda üstün yararını kanıtlaması) ve 240. maddesinde (aile konutu veya eşyanın

söz konusu olması) tahdidi olarak belirtilmiştir. Temyize konu davadaki somut

olayda açıklanan istisnai durumlar mevcut değildir."

B. Uluslararası Hukuk

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derece

mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak özerk bir yorum esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02,

29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye

[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya

[BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).

24. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin

mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Van der Mussele/Belçika [GK], B. No:

8919/80, 23/11/1983, § 48; Slivenko ve

diğerleri/Letonya [BD], (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B.

No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

25. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında

bir mülk ile ilişkili olması

durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da

içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde

edilebileceği yönündeki en azından bir meşru

beklenti de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No:

44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi

Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83. Meşru

beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B.

No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik

Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika,

B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).

26. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya,

§ 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti (k.k.), [BD], B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç

hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık

olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal

mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda meşru bir beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97,

4/3/2003, §§ 29-33).

27. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir

düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına

dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi

Vakfi/Türkiye (k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

28. Olağanüstü hâl bölgesinde köylülerin zorunlu tahliyesine ve

uzun yıllar sonra da dönüşlerine izin verilmemesi ile ilgili Doğan ve diğerleri/Türkiye (B. No:

8803/02, 29/6/2004) başvurusunda hükûmet, bazı başvurucuların taşınmazlarla

ilgili malik olduklarını gösterir tapu senedi sunmadığını savunmuş; AİHM ise

başvurucuların ulusal hukuka göre mülkiyet hakkını gösterir tapu senedine sahip

olup olmadıklarının belirlenmesine gerek olmadığını belirtmiştir. AİHM,

başvurucuların 1994 yılına kadar Boydaş köyünde yaşadıkları göz önüne

alındığında başvurucular tarafından yürütülmüş olan ekonomik faaliyetlerin

Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk teşkil edeceğini açıklamıştır (Doğan ve diğerleri/Türkiye, § 139).

29. AİHM her ne kadar başvurucuların tapuda kayıtlı taşınmazları

bulunmamaktaysa da atalarından kalan araziler üzerinde yapılan evlere sahip

oldukları veya babalarına ait evlerde yaşadıkları, dedelerinden kalan topraklar

üzerinde zirai faaliyette bulundukları, köye ait mera, otlak ve orman gibi

umumi arazi üzerinde aksi iddia edilmemiş hakları bulunduğu ve geçimlerini

besicilik ile ağaç kesiminden kazandıklarını ifade ederek bütün bu ekonomik

kaynakları ve bunlardan elde edilen geliri mülk

olarak nitelendirmiştir (Doğan ve

diğerleri/Türkiye, §

139).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 16/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu, eşi ile mal rejimi sözleşmesi yapılmamış olması

nedeniyle tüm mal varlığının edinilmiş mal rejimi hükümlerine tabi olacağını ve

bu nedenle eşiyle birlikte terörden zarar gören mal varlığının 1/2 oranında

maliki olduğunu belirtmiştir. Suç oluşturacak bir eylemi olmadığını ifade eden

başvurucu, eşinin mahkûmiyeti nedeniyle zararının karşılanmamasının adil

yargılanma hakkı ile suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu suç ve cezada kanunilik ilkesinin

de ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de eşinin mahkûmiyeti nedeniyle uğradığı

zararların tazmin edilmemesine ilişkin karar yönündeki şikâyetlerin esas

itibarıyla hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından,

başvurucunun bu kapsamdaki şikâyetlerinin adil yargılanma hakkının ihlali

iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

33. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

34. Anayasa Mahkemesi benzer konuda verdiği kararlarda, derece

mahkemelerinin kanun koyucunun hukuki ve teknik izaha girmeksizin genel olarak

yardım ve yataklık suçu işleyen kişiler ile terör suçundan mahkûm olan kişileri

5233 sayılı Kanun hükümlerinden faydalandırmamayı amaçladığı, Kanun'un sadece

mağdur olan kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesi yolunda uygulanması

gerektiği, terör örgütüne yardım ve yataklıktan hüküm giymiş kişilerin terör

örgütünün ve terörün gelişmesine ve büyümesine sebebiyet verdiğinin tartışmasız

olduğu, dolayısıyla bu kişilere devlet tarafından tazminat ödenmesinin Kanun'un

amacına aykırılık teşkil ettiği yönündeki gerekçelerinin bariz takdir hatası ve

açık bir keyfîlik içermediği sonucuna ulaşmış; başvuruların açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Abdulkadir Güneş, B. No: 2013/4347,

30/3/2016, §§ 29-35; Abdurrahman Ete,

B. No: 2013/5489, 30/3/2016, §§ 24-30; Hamit

Yıldız ve Halit Yıldız, B. No: 2013/7720, 30/3/2016, §§ 19-26).

35. Somut olayda Mahkeme başvurucuya ait mal varlığı

bulunmadığını ve söz konusu mal varlığının başvurucunun eşine ait olduğunu

tespit ederek, başvurucunun eşinin terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan

cezalandırılmış olması nedeniyle tazminat talebini reddetmiştir.

36. Yargılama sürecinde delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanması -kural olarak- derece mahkemelerinin takdirindedir.

Ancak bu takdir yetkisi sınırsız olmayıp derece mahkemelerinin kararlarının

açıkça keyfî olmaması veya bariz bir takdir hatası içermemesi gerekir. Somut

olayda, Mahkeme dosya kapsamında yaptığı değerlendirme sonucunda mal varlığının

başvurucunun eşine ait olduğunu tespit etmiştir. Bu kapsamda Mahkeme kararının

açıkça keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği söylenemez.

37. Başvurucu ayrıca eşinin mahkûmiyeti bulunduğu gerekçesiyle

tazminat talebinin reddedilmesinden şikâyetçi olmuştur. Şikâyete konu Mahkeme

kararının dayanağı olan hükmün 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ikinci

fıkrasının (f) bendinde düzenlendiği, buna göre belirli, ulaşılabilir ve

öngörülebilir nitelikteki söz konusu hukuk kuralının somut olayda kamu

makamlarınca uygulandığı dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda derece mahkemeleri

kararlarının bariz takdir hatası ve açık bir keyfîlik içermediği

anlaşılmaktadır.

38. Sonuç olarak hukuk kurallarının yorumlanmasına ve delillerin

değerlendirilmesine ilişkin olan başvurunun bu kısmı yukarıda belirtilen

içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir.

39. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

40. Başvurucu, eşinin mahkûmiyeti nedeniyle zararın tazmin

edilmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

41. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Genel İlkeler

42. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.

maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin olup

olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu, B. No:

2013/539, 16/5/2013, § 31).

43. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu

bağlamda mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynî ve fikrî

hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının

kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve

diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

44. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilen

mülkiyet hakkı kavramından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bu alanlarda

kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargı içtihatlarından

bağımsız olarak özerk bir yorum ile ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, § 51).

45. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma beklentisi -kişinin bu konudaki

menfaati ne kadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı

içinde değildir. Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut

bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli

durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye

yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da

yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet

Şentürk [GK], B. No: 2014/13478, 25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, §§ 52-54).

46. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıp

belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu

gösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynî menfaatle ilgili hukuki bir

işleme dayanan yeterli derecede somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,

20/3/2014, § 28;Mehmet Şentürk, §

42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşru

beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia

edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümleri

ve yargı kararları ile yapılmaktadır (Üçgen

Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri

sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir

(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, §

37).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

47. Başvuruya konu somut olayda, başvurucu terör nedeniyle

köyünden göç ettiğini belirterek köyde kalan mal varlığından kaynaklanan

zararının tazmin edilmesini talep etmiştir. Ancak bu talebi mal varlığının

başvurucunun eşine ait olması, eşinin de terör örgütüne yardım ve yataklık

suçundan mahkûm olması nedeniyle tazminat hakkının bulunmadığı gerekçesiyle

reddedilmiştir.

48. Başvurucu, edinilmiş mallara katılım rejimi gereğince eşine

ait mal varlığının 1/2'sinin kendisine ait olduğunu iddia etmiş ve bu kapsamda

terör olaylarından doğan zararının tazmin edilmemiş olmasından yakınmıştır.

Başvurucu söz konusu mal varlığının kendi ekonomik faaliyetleri veya katkısı

sonucu elde edildiğini ise ileri sürmemiştir. Dolayısıyla somut olay

başvurucunun iddiası ile sınırlı olarak değerlendirilecektir.

49. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu

kapsamındaki mal rejimi hükümlerinin uygulanabilmesi için evliliğin sona ermiş

olması gerekmektedir. Ayrıca mal rejimi tasfiyesi ile bir eşin diğer eşten

talebinin konusunu yine eşe karşı ileri sürebileceği şahsi ve parasal bir hak

oluşturacaktır.

50. Somut olayda başvurucunun evliliği sona ermediğinden

başvurucu yönünden mal rejimi hükümlerinin uygulanması bu aşamada mümkün

değildir. Kaldı ki yukarıda da belirtildiği gibi mal rejiminin tasfiyesi

hâlinde dahi başvurucu eşine karşı ileri sürebileceği bir alacak hakkı elde

etmiş olacaktır. Bu nedenle başvurucu açısından mal rejimi hükümlerinden doğan

ekonomik bir değerin varlığı söz konusu değildir.

51. Mahkeme zarar gören mal varlığının başvurucunun eşine ait

olduğu tespitinde bulunmuştur. Başvurucu söz konusu davada kendisini vekil ile

temsil ettirmiş, yargılamada iddia ve itirazlarını dile getirebildiği gibi

delillerini sunabilme imkânı da bulabilmiştir. Tarafların ilk elden delillerini

değerlendirebilme imkânına sahip olan derece mahkemelerinin söz konusu

kararlarının ise açıkça keyfî veya bariz bir takdir hatası içermediği

görülmektedir.

52. Son olarak başvurucunun meşru bir beklentisi olduğunu

gösteren bir kanun hükmü veya yerleşik yargı içtihadı gibi somut bir temele

dayanmadığı görülmektedir. Başvurucu ayrıca iddialarını destekler nitelikte

aksi kanıtlanmadıkça doğru sayılan bir delil (prima

facie evidence) de sunmamıştır. Buna göre somut olayda başvurucunun

Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir

mülkünün veya somut ve yeterli bir hukuki temele dayalı olarak mülkiyeti elde

etme yönünde meşru bir beklentisinin bulunduğunu kanıtlayamadığı

anlaşılmaktadır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

16/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Kamber Ozan TUTAL Başvurucu : Azize ARI Vekili : Av. Neymetullah GÜNDÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/724, 16 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adil Yargılanma
  11. B. No: 2013/5489, 30/3/2016, §§ 24-30; Hamit
  12. B. Mülkiyet Hakkının
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/724
Tarih
16 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • G.o. Başvurusu (B. No: 2016/2470)
  • Mustafa Boz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/12972)
  • Mehmet Fidan Başvurusu (B. No: 2016/10906)
  • Murat Çakmak Başvurusu (B. No: 2015/19011)
  • Halise Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1170)
  • Aynur Gök ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3042)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.