İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Cengiz Turgut Başvurusu (B. No: 2016/7508)

1. Başvuru bir tablonun suça konu olmamakla birlikte yanıltıcı

Başvuru No2016/7508Tarih4 Temmuz 2019Okuma29 dk · 5.878 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Cengiz Turgut Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2016/7508
R.G. Tarih ve Sayı
31/7/2019 - 30848
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.878 kelime·29 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru bir tablonun suça konu olmamakla birlikte yanıltıcı

nitelik taşıdığı gerekçesine dayalı olarak müzede alıkonulması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1973 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.

9. Beyanına göre yaklaşık yedi yıl önce İstanbul’da eski eşya

satan bir pazardan satın aldığı tabloyu dört yıl kadar evinin duvarında asılı

tutan başvurucu, A.K.G. ve A.K., A.K.G.ye ait araçla tabloyu da yanlarına

alarak 15/1/2015 tarihinde Ordu’ya gitmişlerdir. Başvurucu ayrı bir araçla,

diğer şahıslar ise A.K.G.ye ait araçla aynı gün Tokat’a doğru yola

çıkmışlardır.

10. Tokat İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla

Mücadele Şube Müdürlüğü 15/1/2015 tarihinde İstanbul’dan Tokat’a çok değerli

tarihi bir tablo getirilerek pazarlanacağı yönündeki ihbar üzerine A.G.K.ya ait 34 EN 7596 plaka

sayılı aracı saat 16.45’te Tokat ili girişinde durdurmuştur. Tokat Cumhuriyet

Başsavcılığınca verilen arama kararı doğrultusunda yapılan aramada anılan tabloya

el konulmuştur. Bu tablonun özellikleri tutanakta şu şekilde belirtilmiştir:

“1 adet 44x64 cm ebatlarında kahverengi arka

yüzünde arma ve Mexico P997168 ibareleri bulunan, ön

yüzünde metal plaka üzerinde Vincent Van Gogh 1882 Orphan

Men Standingi ibareleri bulunan kaşe ve farklı

ebatlarda 8 adet mühür bulunan tablo”

11. El konulan tablo hakkında Gaziosmanpaşa Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Başkanlığından rapor alınmıştır.

Bölüm Başkanı tarafından düzenlenen ekspertiz raporunda özetle;

i. İncelenen eserin tuval üzerinde yapılan yağlı boya bir resim

ve ahşap çerçeve olarak iki ayrı parçadan oluştuğu ve resmin çerçevesiz

boyutlarının 55x45 santimetre, resme ait ahşap çerçevenin boyutlarının ise

64,5x45 santimetre olduğu belirtilmiştir.

ii. Dikey bir kompozisyona sahip olan tabloda tam boyut tasvir

edilen bastonlu palto ve şapka giymiş yaşlı bir erkek figürünün yer aldığı,

resimde başka bir objenin ise bulunmadığı açıklanmıştır.

iii. Tuval bezinin arka yüzünde okunamayan çeşitli mühürlerin

bulunduğu, çerçevenin uzun kenarlarından birinde yapıştırılmış kağıt parçası üzerinde “Dalhem Museum, orphan Man Standing, Ultra-Violet Rays”

ibaresinin ve resmin sağ alt köşesinde “Vincent”

imzasının yer aldığı ifade edilmiştir.

iv. Ayrıca tuval bezinin arka yüzünde mühürlerin basıldığı yerde

dikdörtgen bir çerçeve içinde yazılar bulunan bir damganın göze çarptığı, tablo

hakkında Amsterdam Van Gogh Müzesi ve Hermitage

Müzesi ile yapılan yazışmalardan bir sonuç elde edilemediği, eserin orjinal olup olmadığının özel bir laboratuvarda kimyasal

çalışmalarla yapılacak incelemeyle belirlenebileceği görüşü bildirilmiştir.

12. Bu defa Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi

Resim Bölüm Başkanlığından söz konusu tablo ile ilgili bir uzman raporu

alınmıştır. Bu raporda özetle;

i. Vincent Van Gogh’a atfedilen bu resmin gerçek bir Vincent Van

Gogh resmi olmadığına dair çok sayıda emarelerin bulunduğu, Van Gogh’un ayakta

duran Orphan Man adlı deseninden yararlanılarak

yapılmış bu çalışmada Van Gogh’un tarzının taklit edildiği belirtilmiştir.

ii. Resimdeki figürün çevresinin tuş şeklinde çalışılırken

figürün kendisinin daha düz boyama şeklinde resmedildiği, iki farklı boyama

yapısının ise Van Gogh’un üslubunda görülmediği açıklanmıştır.

iii. Ayrıca Van Gogh’un resimlerindeki her elemanda, figürde ve

objede Van Gogh’un tavrının belirgin bir şekilde hissedildiği, gerek teknik,

fırça ve boya kullanımı gerekse de resimsel üslup açısından bu çalışmanın Van

Gogh’a ait olmadığı belirtilmiştir. Tabloyu inceleyen komisyona göre bu tablo

değeri olmayan bir çalışma niteliği taşımaktadır.

13. Yapılan soruşturma neticesinde Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı

(Cumhuriyet Başsavcılığı) 1/3/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde, hazırlanan uzman raporuna göre tablonun Van

Gogh’a ait olmadığı ve değeri olmayan bir çalışma niteliğini taşıdığı

belirtilerek şüpheli başvurucu, A.K.G. ve A.K.ye isnad

edilen suçun kanuni unsurlarının oluşmadığı ve olayda başkaca bir suç unsuruna

da rastlanılmadığı açıklanmıştır. Bununla birlikte el konulan sahte tablonun

20/4/2009 tarihli ve 272063 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi,

Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 9. Maddesinin

birinci fıkrasına göre müzede alıkonulması için Tokat Sulh Ceza Hâkimliğinden

talepte bulunulmasına karar verilmiştir.

14. Cumhuriyet Başsavcılığı 3/3/2016 tarihinde söz konusu

tablonun müzede alıkonulması talebinde bulunmuş, Tokat Sulh Ceza Hâkimliği aynı

tarihli kararla bu talebi reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, müsadere veya el

koyma kararı verilebilmesi için suç veya suç şüphesinin bulunması gerektiğine

vurgu yapılmıştır. Hâkimlik, talebin dayanağı olan Yönetmelik maddesinin idari

bir işlem niteliğinde olduğunu, buna göre Cumhuriyet Başsavcılığı veya Müze

Müdürlüğü tarafından Yönetmelik gereği sahte olduğu tespit edilen söz konusu

tablonun alıkonulabileceğini belirterek talebin usule ve kanuna uygun olmadığı

sonucuna varmıştır.

15. Cumhuriyet Başsavcılığının karara karşı yaptığı itiraz Zile

Sulh Ceza Hâkimliğince 9/3/2016 tarihinde kabul edilmiştir. Kararın

gerekçesinde, tablo hakkında alınan ilk raporda ve Kültür ve Turizm Bakanlığı

Güzel Sanatlar Müdürlüğünce kesin bir yargıya varılamayıp ancak Mimar Sinan

Güzel Sanatlar Üniversitesinden alınan ikinci rapora göre tablonun Van Gogh’a

ait olmadığı ve bir değerinin bulunmadığının anlaşılabildiği vurgulanmıştır.

Hâkimliğe göre söz konusu tablonun bir suç unsuru teşkil etmese dahi sahte veya

taklit eserlerin yanıltıcı niteliği sebebiyle ve herhangi bir suçta

kullanılmaması için ilgili Yargıtay içtihadına göre müsaderesi gerekmektedir.

Buna göre itirazı kabul eden Hâkimlik itiraza konu kararı kaldırmış ve tablonun

müsaderesi ile gereği yapılmak üzere Tokat Müze Müdürlüğüne gönderilmesine

karar vermiştir.

16. Nihai karar başvurucu vekiline 25/3/2016 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 18/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

18. 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu’nun “Korunması

gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları” kenar başlıklı 23. Maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“ Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıkları

şunlardır:

G) (Değişik: 17/6/1987 – 3386/9 md.) Jeolojik,

tarih öncesi ve tarihi devirlere ait, jeoloji, antropoloji, prehistorya,

arkeoloji ve sanat tarihi açılarından belge değeri taşıyan ve ait oldukları

dönemin sosyal, kültürel, teknik ve ilmi özellikleri ile seviyesini yansıtan

her türlü kültür ve tabiat varlıkları;

Her çeşit hayvan ve bitki fosilleri, insan

iskeletleri, çakmak taşları (sleks), volkan camları (obsidyen), kemik veya madeni her türlü aletler, çini,

seramik, benzeri kab ve kacaklar, heykeller, figürinler, tabletler, kesici, koruyucu ve vurucu silahlar,

putlar (ikon), cam eşyalar, süs eşyaları (apirüs),

yüzük taşları, küpeler, iğneler, askılar, mühürler, bilezik ve benzerleri,

maskeler, taçlar (diadem), deri, bez, apirüs, parşümen veya maden

üzerine yazılı veya tasvirli belgeler, tartı araçları, sikkeler, damgalı veya

yazılı levhalar, yazma veya tezhipli kitaplar, minyatürler, sanat değerine haiz

gravür, yağlıboya veya suluboya tablolar, muhallefat

(religue’ler), nişanlar, madalyalar, çini, toprak,

cam, ağaç, kumaş ve benzeri taşınır eşyalar ve bunların parçaları,

…”

19. 2863 sayılı Kanun’un “Yönetim

ve gözetim” kenar başlıklı 24. Maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Devlet

malı niteliğini taşıyan korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat varlıklarının

Devlet elinde ve müzelerde bulundurulması ve bunların korunup

değerlendirilmeleri Devlete aittir. Bu gibi varlıklardan gerçek ve

tüzelkişilerin ellerinde bulunanlar, değeri ödenerek Bakanlık tarafından satın

alınabilir.”

20. 2863 sayılı Kanun’un 25. Maddesinin “Müzelere alınma” kenar başlıklı

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Dördüncü

maddeye göre Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirilen taşınır kültür ve tabiat varlıkları

ile 23 üncü maddede belirlenen korunması gerekli

taşınır kültür ve tabiat varlıkları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından

bilimsel esaslara göre tasnif ve tescile tabi tutulurlar. Bunlardan Devlet

müzelerinde bulunması gerekli görülenler, usulüne uygun olarak müzelere

alınırlar.

Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat

varlıklarının tasnifi, tescili ve müzelere alınmaları ile ilgili kıstaslar,

usuller ve esaslar yönetmelikte belirlenir.

…

Tasnif ve tescil dışı bırakılan ve müzelere alınması

gerekli görülmeyenler, sahiplerine bir belge ile iade olunurlar. Belge ile iade

olunan kültür varlıkları üzerinde, sahipleri her türlü tasarrufta

bulunabilirler. Bir yıl içinde sahipleri tarafından alınmayanlar, müzelerde

saklanabilir veya usulüne uygun olarak Devletçe satılabilir.”

21. 2863 sayılı Kanun’un 65. Maddesinin birinci fıkrasında,

korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarının

yıkılması, bozulması, tahribi veya zarar görmesine kasten yol açılması; ikinci fıkrasında

Kanun’a aykırı olarak yıkma veya imar izni verilmesi; dördüncü fıkrasında ise

izin almaksızın veya izne aykırı tadilat veya tamirat yapılması suç olarak

düzenlenmiştir. Bu Kanun’un 66. Maddesinde usulsüz belge verilmesi ile ilan ve

tebligat yapılması; 67. Maddesinde haber verme sorumluluğuna ve kültür varlığı

ticaretine aykırı hareket edilmesi; 68. Maddesinde yurt dışına çıkarma yasağına

aykırı hareket edilmesi; 69. Maddesinde tetkik ve kontrole muhalefet edilmesi;

70. Maddesinde aynı Kanun’un 24. Maddesine aykırı hareket edilmesi; 71. Maddesinde

kazı, sondaj ve araştırmaya ilişkin hükümlere aykırı hareket edilmesi; 73. Maddesinde

özel müze ve koleksiyonculara ilişkin hükümlere aykırı hareket edilmesi; 74. Maddesinde

de izinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapılması suç olarak düzenlenmiştir.

22. 2863 sayılı Kanun’un “Elkoyma ve müzeye teslim” kenar başlıklı 75. Maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Bu

Kanun kapsamında kalan suçlar nedeniyle elkonulan

taşınır kültür ve tabiat varlıkları müzeye teslim edilir.”

2. Yönetmelik

Düzenlemeleri

23. Yönetmelik’in “Tasnif ve

tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat varlıkları” kenar başlıklı 9.

Maddesi şöyledir:

“(1) Değerlendirme Komisyonu tarafından,

korunması gerekli görülmeyerek tescil dışı bırakılan kültür ve tabiat

varlıkları, sahiplerine bu Yönetmeliğin ekinde yer alan Ek-1 sayılı Tescil Dışı

Taşınır Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi ile iade edilir. Ancak yanıltıcı

nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen tescil dışı bırakılan

kültür varlıkları müzede alıkonulur. Müzeyi yanıltmak amacıyla sahte kültür

varlığı getirdiği tespit edilenler hakkında suç duyurusunda bulunulur.

(2) Mahkemeler tarafından iade edilmesine

karar verilen sahte kültür varlıkları için müze müdürlüklerinin

bilgilendirilmesi amacıyla masrafları getiren tarafından karşılanması kaydıyla

varlığın bilgi ve görüntülerini içeren yeteri kadar malzeme temin edildikten sonra

tescil dışı bırakılan varlık sahibine iade edilebilir.”

3. Yargıtay Kararları

24. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 8/2/2018 tarihli ve E.2016/624,

K.2018/1237 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… İmitasyon ve yanıltıcı özelliği haiz

eserlerin de 2863 sayılı Kanunun 75. Maddesi uyarınca müzeye teslimine karar

verilmesi gerektiği gözetilmeksizin sanığa iadesine dair hüküm tesisi kanuna

aykırı[dır.]…”

25. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10/11/2016 tarihli ve

E.2015/4752, K.2016/12616 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… 2863 sayılı Kanunun 23. Maddesi kapsamında

tasnif ve tescile tabi taşınır kültür varlıkları ile yanıltıcı özelliği haiz

taklit eserlerin, aynı Kanunun 75. Maddesi uyarınca Müze Müdürlüğü’ne teslimine

karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin, 5237 sayılı TCK’nın 54. Maddesi

uyarınca müsaderesine hükmedilmesi kanuna aykırı[dır.]…”

26. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 22/2/2016 tarihli ve

E.2015/2728, K.2016/2579 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… Tarafsız arkeolog bilirkişi tarafından

düzenlenen raporun sonuç kısmında, dava konusu objenin profesyonel bir taklit

olduğunun belirtilmesi karşısında, yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada

dolaşımı mümkün görülmeyen sahte sikkenin Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve

Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları hakkındaki

yönetmelik hükümleri gereğince işlem yapılmak üzeremüzeye

teslimi yerine, sanığa iadesine karar verilmesi kanuna aykırı[dır.]…”

27. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 10/11/2015 tarihli ve

E.2015/14128, K.2015/17385 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… 30/05/2014 tarihli bilirkişi raporunda

incelenen ve imitasyon olduğu belirlenen 10 adet varlığınpiyasayı

yanıltıcı özellikleri nedeniyle başka bir suçta kullanımlarını engellemek

amacıyla Müze Müdürlüğü’ne teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin,

sahiplerine iadesine karar verilmesi kanuna aykırı[dır.]…”

28. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26/5/2015 tarihli ve

E.2014/17239, K.2015/8988 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… 2863 sayılı Kanun kapsamında bulunan

eserlerin anılan Kanunun 75. Maddesi uyarınca Müze Müdürlüğü’ne teslimine,

kültür varlığı niteliğini haiz bulunmayan varlıkların ise sahte ve piyasayı

yanıltıcı olmamak kaydıyla sahibine iadesine karar verilmesi gerektiği

gözetilmeksizin, suça konu varlığın akıbetiile ilgiliherhangi bir hüküm tesis edilmemesi kanuna aykırı[dır.]…”

29. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 25/12/2014 tarihli ve

E.2014/4307, K.2014/26637 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“… Yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada

dolaşımı uygun görülmeyen taklit sikkelerin, Korunması Gerekli Taşınır Kültür

ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve Müzelere Alınmaları Hakkında

Yönetmelik hükümleri gereğince işlem yapılmak üzere müzeye teslimine karar

verilmesi gerektiği gözetilmeksizin sanıklara iadesine hükmedilmesi kanuna

aykırı[dır.]…”

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. Maddesi şöyledir:

“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mülkiyet

hakkını güvence altına alan Sözleşme’nin anılan maddesinin ilk ve en önemli

koşulu, kamu makamları tarafından mülkiyet hakkına yapılan herhangi bir

müdahalenin hukuka dayalı olması gerekliliğidir (Iatridis/Yunanistan [BD], B. No: 31107/96, 25/3/1999, § 58). Bu

maddenin birinci paragrafının ikinci cümlesi, devletlere yalnızca hukukun öngördüğü koşullar dâhilinde

mülkiyetten yoksun bırakma yetkisi vermiş; ikinci paragraf ise devletlere ancak

hukuk kuralları uygulanarak mülkiyeti kamu yararına kontrol etme yetkisi

tanımıştır. AİHM, hukuka dayalı olma ilkesini yalnızca bu maddede yer alan hükümlerden

çıkarmamaktadır. Kararlarda sıklıkla demokratik bir toplumun temel ilkelerinden

biri olan hukukun üstünlüğü ilkesinin Sözleşme’nin bütün maddeleri için geçerli

olduğu ifade edilmektedir (Iatridis/Yunanistan, § 58).

32. AİHM’e göre hukukilik ilkesi,

müdahalenin ilk olarak iç hukukta bir temelinin olması gerektiği anlamına

gelmektedir (Shchokin/Ukrayna, B. No: 23759/03-37943/06,

14/10/2010, § 51). AİHM, Sözleşme’de geçen hukuk ya da hukuka aykırı terimlerine sadece iç hukuka atıfta bulunmakla

kalmayıp aynı zamanda bu terimlerin hukukun üstünlüğü ile ilgili olduğunu

belirtmektedir. Buna göre uygulanan iç hukuktaki düzenlemelerin hukukun

üstünlüğü ilkesiyle de uyumlu olması gerektiği ifade edilmektedir (James ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK],

B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 67). Hukuka dayalı olma ilkesi, ayrıca iç hukukta

uygulanan kanun hükümlerinin yeterli derecede erişilebilir, belirli ve

öngörülebilir olmasını da içermektedir (Beyeler/İtalya

[BD], B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 109; Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42; Spaček, s.r.o./Çek Cumhuriyeti,

B. No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61).

33. Beyeler/İtalya kararına

konu olayda başvurucu bir koleksiyoncudan müzayedeci aracılığıyla ünlü ressam

Vincent Van Gogh’un bir tablosunu satın almıştır. Bu satış ilgili mevzuat

çerçevesinde kamu makamlarına bildirilmiş ancak ilgili bakanlık iki aylık

zamanaşımı süresi içinde ön alım hakkını kullanmamıştır. Ancak başvurucunun bu

tabloyu yurt dışına satması engellenmiş ve kamu makamlarınca ön alım hakkı

çerçevesinde bu tablo satın alınmıştır. AİHM, İtalyan kanunlarına ve somut

olaydaki uygulamalara işaret ederek ön alım hakkı kullanılmadan önce bu tablo

yönünden mülkiyet hakkı kapsamında başvurucunun bir menfaatinin olduğunu ve

tablonun satışından ön alım hakkının kullanıldığı tarihe kadar bu tablonun

maliki olduğunun kamu makamlarınca tanındığını vurgulamıştır (Beyeler/İtalya, § 105).

34. AİHM, olayın karmaşıklığı ve başvurucunun hukuki durumunun

müdahalenin belirli bir kategori içinde değerlendirilmesini önlediğini

belirterek müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural

çerçevesinde incelemiştir (Beyeler/İtalya,

§ 106). AİHM, somut olayda zamanaşımı süresinden sonra da ön alım hakkının

kullanılmasının müdahaleyi kanunilik ölçütü yönünden öngörülemez ve keyfî

olmasına yol açtığını belirtmiştir. Bununla birlikte AİHM müdahalenin

sonuçlarını ölçülülük bağlamında incelemeyi tercih etmiştir (Beyeler/İtalya, §§ 109, 110). Kararda,

kültürel mirasın korunması yönündeki meşru amaca vurgu yapılmakla birlikte kamu

makamlarının zamanında harekete geçmemesi ve piyasa değerinin altında tabloyu

satın alması nedeniyle başvurucunun mülkiyet hakkı ile müdahalenin taşıdığı

kamu yararı arasındaki adil dengenin bozulduğu sonucuna varılmıştır (Beyeler/İtalya, §§ 117-122).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 4/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu satın aldığı ve bulundurulması kanunen yasak da

olmayan tablosunun müsaderesine karar verildiğinden yakınmaktadır. Başvurucu

müsadere kararının hukuka uygun olmadığı gibi mülkiyet hakkının korunmasının

gerekliliklerine de uygun olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca söz

konusu tablonun müsaderesini gerektirir bir durumun da söz konusu olmadığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

37. Anayasa’nın “Mülkiyet

hakkı” kenar başlıklı 35. Maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

39. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa’nın

35. Maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip

olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

40. Anayasa’nın 35. Maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Somut

olayda başvuruya konu tablonun ekonomik bir değerinin olduğu açık olup bu

tablonun başvurucuya ait olduğu konusunda da bir tartışma bulunmamaktadır.

Dolayısıyla somut olay bağlamında başvurucunun Anayasa’nın 35. Maddesi

anlamında mülkünün mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

41. Anayasa Mahkemesi daha önce bir eşyanın müzeye teslim

edilerek alıkonulmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiş

ve müdahaleyi niteliği gereği mülkiyetin kamu yararına kullanımının kontrolü

veya düzenlenmesine ilişkin kural çerçevesinde incelemiştir (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 46-48). Somut olayda ise başvurucunun tablosunun müsadere edilerek müzeye

teslimine karar verilmiştir. Müsadereye karar verilmesi mülkten yoksun bırakma

sonucuna yol açtığı için mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmektedir. Bununla

birlikte tablonun yanıltıcı niteliği gerekçe gösterilerek suçta kullanılmasını

ve yeni suç işlenmesini önlemek amacıyla müsadere edildiği gözetildiğinde

başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin mülkiyetin kamu yararına

kullanımının kontrolüne ilişkin kural kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

42. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Anayasa’nın 35. Maddesinde, mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş; bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 62).

i. Genel İlkeler

44. Anayasa’nın 35. Maddesinin ikinci fıkrasında, mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesi de hak ve özgürlüklerin ancak kanunla

sınırlanabileceğini temel bir ilke olarak benimsemiştir. Buna göre

mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde dikkate alınacak öncelikli ölçüt,

müdahalenin kanuna dayalı olmasıdır (Ford

Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49).

45. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

46. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir

kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa’da belirtilen usule uygun olarak kanun adı

altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Mülkiyet hakkına müdahale

edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici

işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM

tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No:

2015/17510, 18/10/2017, § 56).

47. Kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da

bireylerin davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukuki belirlilik

taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun

sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55). Bu bağlamda müdahalenin kanuna dayalı olması, iç

hukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların

bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş

Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).

48. Hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkeleri, hukuk

devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2014/183, K.2015/122,

30/12/2015, § 5). Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını; ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013; E.2010/80, K.2011/178, 29/12/2011).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

49. Başvurucu kendisine ait tablonun herhangi bir suça da konu

olmadığı hâlde müsadere edildiğinden yakınmaktadır. Somut olayda başvurucu

hakkında 2863 sayılı Kanun’a Muhalefet

suçundan yürütülen ceza soruşturması neticesinde kovuşturmaya yer olmadığına

karar verildiği görülmektedir. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun üzerine

atılı suçun unsurlarının oluşmadığı ve başka bir suça da rastlanılmadığı

gerekçesine dayanmıştır.

50. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi daha önce müsaderenin bir

suç isnadına bağlı olarak uygulandığı durumlarda yöntemince yapılan ceza

soruşturması ve kovuşturması neticesinde müsadere kararı verilebilmesi için

davanın mahkûmiyet ile sonuçlanması gerekmekle birlikte mülkün kanun dışı

yollarla ele geçirildiği veya kanuna aykırı faaliyetlerde kullanıldığı gibi

kimi durumlarda mahkûmiyetten bağımsız olarak da elkoyma

veya müsadere tedbirlerinin uygulanabileceğini kabul etmiştir (Semra Başaran, B. No: 2015/3309,

25/12/2018, § 66).

51. Ancak Anayasa Mahkemesi Genel

İlkeler bölümünde de belirtildiği üzere daha önce bireysel başvuru

kapsamında verdiği çeşitli kararlarında mülkiyet hakkına yapılacak

müdahalelerin ancak mutlak manada şeklî bir kanuna dayanması gerektiğini açık

olarak belirtmiştir (Torsan Orman San. Ve

Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13677, 20/9/2017, § 74; Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti., B.No:2014/16633, 6/12/2017, § 57). Torsan Orman San. Ve Tic. Ltd. Şti. kararında,

kanuni bir düzenleme olmadan yönetmeliğe dayalı olarak kabahate konu eşyanın

kaim bedelinin müsaderesi suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

kanunilik ölçütü yönünden ihlale yol açtığı sonucuna varılmıştır (Torsan Orman San. Ve Tic. Ltd. Şti., §§

60-78). Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti.

kararında da el konulan eşyanın, iadesine karar verilmesine rağmen kanuni bir

dayanağı olmadan yönetmelik düzenlemesi çerçevesinde başvurucuya iade

edilmemesi kanunilik ölçütü yönünden sorunlu görülmüştür (Üças Gıda Pazarlama ve Tekstil San. Ve Tic. Ltd. Şti., §§ 57,

58). Son olarak Cevdet Timur (B.

No: 2015/3742, 10/1/2019, §§ 68-81) kararında da bir kültür varlığı

koleksiyonunun devrine yol açacak şekilde koleksiyonculuk izin belgesinin iptal

edilmesine ilişkin müdahalenin kanuni dayanağı bulunmadığı için mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

52. Başvuru konusu olayda başvurucunun tablosu Zile Sulh Ceza

Hâkimliğinin kararıyla yanıltıcı nitelik taşıdığı gerekçe gösterilerek suçta

kullanılmasını önlemek amacıyla müsadere edilmiştir. Ancak müsadereye ilişkin

Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararında herhangi bir kanuni dayanak

gösterilmemiştir. Benzeri nitelikte sahte veya taklit olup yanıltıcı niteliği

gerekçesiyle el konulan eşyanın akıbeti ile ilgili olarak Yargıtay, bu eşyanın

müsadere edilemeyeceğini ancak müzede alıkonulması için müzeye teslimine karar

verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Söz konusu Yargıtay içtihadında kanuni

dayanak olarak ise 2863 sayılı Kanun’un 75. Maddesi gösterilmiştir (§§ 24-29).

Bununla birlikte anılan hükmü Kanun kapsamında yer alan suçlar nedeniyle el

konulan taşınır kültür ve tabiat varlıklarının müzeye teslimine ilişkindir.

Somut olayda ise el konulmakla birlikte sahte olduğu tespit edilen tablonun

korunması gerekli bir taşınır kültür ve tabiat varlığı niteliğinde olmadığı

kamu makamlarınca tespit edilmiş durumdadır. Bazı Yargıtay kararlarında ise

herhangi bir kanun hükmü zikredilmeden doğrudan anılan Yönetmelik’in 9. Maddesindeki

düzenleme dayanak olarak gösterilmektedir (§ 29). Kanunla düzenlenmiş olmadıkça

salt yönetmelik düzenlemelerinin mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin

kanuniliğini sağlamayacağı ise kuşkusuzdur.

53. Bireysel başvuru kapsamında 2863 sayılı Kanun hükümlerinin

yorumlanması ve buna dayalı olarak delillerin değerlendirilmesi kural olarak

derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin hukuk kurallarının

yorumuna veya delillerin değerlendirilmesine ilişkin görevi açıkça keyfîlik veya bariz takdir hatası durumları ile sınırlıdır.

Bununla birlikte yukarıda da değinildiği üzere müsadere tedbirinin Anayasa’nın

13. Ve 35. Maddelerinde öngörülen güvencelere uygun olabilmesi öncelikle şeklî

anlamda kanuni bir dayanağının olması zorunludur. Diğer bir deyişle öncelikle

mülkiyet hakkına müdahaleye imkân tanıyan yorumlanabilecek bir kanuni dayanak

mevcut olmalıdır.

54. Sahte veya taklit eserlerin yanıltıcı özellik taşımak

kaydıyla dolandırıcılık gibi suçlarda kullanılmasını önlemek amacı çerçevesinde

müzelerde alıkonulması konusunda kanun koyucunun belirli bir takdir yetkisinin

olduğu kabul edilmelidir. Ancak bu açıklamalar ışığında somut olaya

bakıldığında 2863 sayılı Kanun’da veya başka bir kanunda taşınır kültür ve

tabiat varlığı niteliğinde olmayan sahte veya taklit olduğu anlaşılan eşyanın

müzede alıkonulabilmesi veya müsadere edilebilmesine yönelik herhangi bir hükme

yer verilmediği görülmektedir. Nitekim olayda Sulh Ceza Hâkimliğinin müsadere

kararında ve konuya ilişkin Yargıtay Dairesinin kararlarında da böyle bir

kanuni dayanak gösterilememiştir. Buna göre söz konusu tablonun suç konusu

olmadığı gibi ilgili kanun hükümlerine göre bulundurulmasının da yasak olmadığı

anlaşılmaktadır.

55. Üstelik benzeri olaylara ilişkin Yargıtay içtihadında

yanıltıcı özelliği haiz eserlerin müzeye teslimine karar verilmesi gerekirken

müsadereye karar verilmesinin kanuna aykırı olduğu belirtilmiş olmasına rağmen

somut olayda Sulh Ceza Hâkimliği müsadere kararı vermiştir (ilgili Yargıtay

içtihadı için bkz. § 25).

56. Sonuç olarak başvuru konusu olayda anılan Yönetmelik’in 9. Maddesi

çerçevesinde şikâyete konu orijinal olmadığı tespit edilen tablonun yanıltıcı

özellik taşıdığı gerekçesiyle müsaderesine karar verilmiştir. Ancak belirtilen

düzenleyici işlemin tek başına müdahalenin kanuniliği unsurunu sağlamayacağı

kuşkusuzdur. Hâlbuki Anayasa’nın 35. Maddesinde bir temel hak ve hürriyet

olarak düzenlenen mülkiyet hakkının en temel güvencelerinden biri olan

müdahalenin kanuna dayalı olması ölçütü, bireyleri kamu makamlarının keyfî ve

öngörülemez müdahalelerinden korumayı amaçlamaktadır. Somut olay bakımından ise

Yargıtay içtihadına aykırı olarak müzede alıkonulma yerine müsadere kararı

verildiği anlaşılmaktadır. Mülkiyet hakkına müdahaleye yol açan yanıltıcı

özellik taşıyan eşyanın müzede alıkonulması veya müsaderesi gibi tedbirlerin

ise kanunla düzenlenmemiş olup öngörülebilir biçimde de uygulanmadığı dikkate

alındığında belirtilen kanunilik güvencesinin sağlanmadığı sonucuna

varılmıştır. Buna göre mevcut hâliyle somut olay bağlamında başvurucunun

mülkiyet hakkına yapılan müdahale Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddelerinde öngörülen

kanunilik ölçütünü karşılamamaktadır.

57. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit

edildiğinden Anayasa’nın 13. Ve 35. Maddelerinde öngörülen diğer unsurlar olan

meşru amaç ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

59. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlaledildiğine

ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetin

ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin

ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep

olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen

diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).

61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama

işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim

yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).

62. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

63. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

64. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması talebinde

bulunmuştur.

65. Anayasa Mahkemesi kanuni bir dayanağı gösterilmediği hâlde

yargı kararıyla başvurucunun tablosunun müsaderesine karar verilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla somut

başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

66. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikle

ihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlal

sonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere müsadere kararını veren Zile Sulh

Ceza Hâkimliğine (2016/166 D. İş) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

Ayrıca benzer ihlallerin önlenmesi bakımından kararın bir örneğinin Kültür ve

Turizm Bakanlığına da gönderilmesi gerekir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA ,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Zile

Sulh Ceza Hâkimliğine (2016/166 D. İş) GÖNDERİLMESİNE,

D. Kararın bir örneğinin Kültür ve Turizm Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

4/7/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOYGEREKÇESİ

Suça konu olmamakla birlikte yanıltıcı nitelik taşıdığı

belirtilen bir tablonun müzede alıkonulması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğine karar verilmiştir.

Çoğunluğun kararında, Anayasanın 35. maddesine göre mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği, müdahalenin

kanuna dayalı olmasının öncelikle şeklî bir kanunun varlığını gerekli kıldığı,

kanunun varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin

davranışlarının sonucunu öngörebileceği ölçüde hukukî belirlilik taşıması

gerektiği, bir başka deyişle müdahalenin kanuna dayalı olmasının, iç hukukta

müdahaleye ilişkin ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını

gerektirdiği belirtilerek (§§ 44-48), somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin Anayasanın 13. ve 35. maddelerinde öngörülen kanunîlik ölçütünü karşılamadığı sonucuna varılmıştır.

Kararın yukarıda belirtilen paragraflarında yer verilen genel

ilkelere katılmakla birlikte, “İlkelerin Olaya Uygulanması” başlığı altında

yapılan bazı tespitlere, özellikle de 2863 sayılı Kanunun hükümleri ile

“Korunması Gerekli Taşınır Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tasnifi, Tescili ve

Müzelere Alınmaları Hakkında Yönetmelik”in 9.

maddesinin kanunîlik ölçütü bakımından yeterli olmadığına

ilişkin değerlendirmelere (§§ 52-57) katılmıyorum.

Anayasada yer alan kanunîlik ilkesi

ile Sözleşmedeki “kanunla öngörülmüş olma” şartının aynı olmadığı, AİHM’in hukukîliği geniş

yorumlayarak yasama tasarrufları dışındaki mevzuatın ve istikrar kazanmış yargı

kararlarına dayanan ilkelerin de hukukîlik şartını

karşılayabildiğini kabul etmesine karşılık, bu konuda Anayasanın Sözleşmeden

daha geniş bir koruma sağladığı bilinmektedir.

Anayasanın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin ancak

kanunla sınırlanabileceği belirtilerek temel hak ve hürriyetlere yapılan

müdahalenin bir kanuna dayanması zorunlu kılınmakla birlikte, bu zorunluluğun

gereği olarak kanun hükümlerinin içermesi gereken asgari unsurlar, hakkı

güvence altına alan Anayasa hükmü ile Anayasada öngörülen sınırlama sebeplerine

ve koruduğu değerlerin mahiyeti ile müdahalenin niteliğine göre değişiklik

gösterebilmektedir.

Başka bir anlatımla, müdahalenin kanunî dayanağının bulunması

gerekmekle birlikte kanunîlik şartının sağlandığının

kabul edilebilmesi için aranacak kanunun niteliği yukarıda belirtilen hususlar gözönünde bulundurularak belirlenmelidir.

Anayasanın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının

ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği; üçüncü fıkrasında da

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmaktadır. Böylece Anayasanın 12. maddesinin ikinci fıkrasında yer

verilen, temel hak ve hürriyetlerin kişinin topluma ve diğer kişilere karşı

ödev ve sorumluluklarını da ihtiva ettiğine ilişkin temel ilke Anayasanın 35.

maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında özel olarak vurgulanmaktadır.

Bu çerçevede, Anayasanın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının

sınırlanmasına ilişkin kanun hükmünün içermesi gereken asgari unsurlar, yani

müdahalenin dayandığı kanunun niteliği belirlenirken -35. maddede kamu yararı

amacı dışında bir sınırlama sebebine yer verilmese de- bu sınırlama sebebinin

Anayasanın başka maddelerinde sayılan kamu düzeni, kamu güvenliği, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması ve başkalarının haklarının korunması

gibi sınırlama sebeplerini de kapsayacak genişlikte olduğu gözönünde

bulundurularak (mülkiyet hakkına örneğin Anayasanın 73. maddesine göre vergi,

resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler yoluyla yapılan bir müdahale söz

konusu değilse) ilgili kanunun genel nitelikte hükümler içermesi hâlinde de

-erişilebilir, bilinebilir ve öngörülür olma şartlarını sağlayan düzenleyici

işlemler ve yargısal içtihatlarla birlikte kanunîlik

şartının sağlandığı kabul edilmelidir.

Bu çerçevede birçok kararımızda, genel nitelikteki kanun

hükümleri (örneğin genel ifadelerle idarenin görevlerini sayan kanun hükümleri)

düzenleyici işlemlerle ve yargısal içtihatlarla birlikte değerlendirilerek kanunîlik ilkesi açısından sorun görülmemiştir (örn. olarak bkz. Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,

10/12/2015, §§ 82-98; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§

62-64; Adem Yüksel [GK], B. No: 2013/9045, §§ 67-70; Bülent Kaya [GK], B. No:

2013/2941, §§ 71-78; E. Ç. A. [GK], B. No: 2014/5671, 7/6/2018, § 48).

Yargıtay içtihadında somut başvurudakine benzer müdahalelerin

kanunî dayanağı olarak gösterilen 2863 sayılı Kanunun “El koyma ve müzeye

teslim” başlıklı 75. maddesinde bu Kanun kapsamında kalan suçlar nedeniyle el

konulan taşınır kültür ve tabiat varlıklarının müzeye teslim edileceği hükme

bağlanmakta; ilgili Yönetmeliğin “Tasnif ve tescil dışı bırakılan kültür ve

tabiat varlıkları” başlıklı 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise

“yanıltıcı nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşımı uygun görülmeyen tescil dışı

bırakılan kültür varlıkları[nın] müzede alıkonu[lacağı]”belirtilmektedir.

Esasen sözü edilen Yönetmeliğin kanunî dayanağını 2863 sayılı

Kanunun 75. maddesi değil, “Müzelere alınma” başlıklı 25. maddesi

oluşturmaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasında, “Haber verme zorunluluğu”

başlıklı 4. maddeye göre Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirilen taşınır kültür

ve tabiat varlıkları ile “Korunması gerekli taşınır kültür ve tabiat

varlıkları” başlıklı 23. maddede belirlenen taşınır kültür ve tabiat

varlıklarından Devlet müzelerinde bulunması gerekli görülenlerin usulüne uygun

olarak müzelere alınması; ikinci fıkrasında ise bunlara ilişkin usul ve

esasların yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.

Çoğunluğun kararında, Yargıtay kararlarında “sahte veya taklit

olup yanıltıcı niteliği gerekçesiyle elkonulan

eşyanın … müzede alıkonulması için müzeye teslimine karar verilmesi gerektiği”

belirtilmekte ise de bunun kanunî dayanağı olarak gösterilen 2863 sayılı

Kanunun 75. maddesinin “Kanun kapsamında yer alan suçlar nedeniyle elkonulan taşınır kültür ve tabiat varlıklarının müzeye teslimine

ilişkin” olduğu, somut olayda ise el konulan tablonun bir taşınır kültür ve

tabiat varlığı niteliğinde olmadığının kamu makamlarınca tespit edildiği, Yargıtayın bazı kararlarında ise “herhangi bir kanun hükmü

zikredilmeden doğrudan anılan Yönetmelik’in 9. maddesi”nin

dayanak olarak gösterildiği ve “Kanunla düzenlenmiş olmadıkça salt yönetmelik

düzenlemelerinin mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanunîliğini

sağlamayacağı” belirtilmektedir (§ 52).

Gerçekten de kararda aktarılan Yargıtay kararlarında, sadece

taşınır kültür ve tabiat varlıklarının değil, yanıltıcı özellikleri sebebiyle

piyasada dolaşımı uygun olmayantaklit eserlerin de

başka suçlarda kullanılmasını engellemek amacıyla 2863 sayılı Kanunun 75.

maddesi uyarınca müzeye teslimine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin

sahibine iadesine karar verilmesinin kanuna aykırı bulunduğu(§§ 24-28)

belirtilmekte ise de, anılan kararların söz konusu eserlerin sahibine iade

edilmesi veya Türk Ceza Kanununun 54. maddesine göre müsaderesine hükmedilmesi

sebebiyle verilen bozma kararları olduğu ve başka bir kararda ifade edildiği

gibi anılan Kanuna dayanılarak yürürlüğe konulan mezkûr yönetmelik hükmüne de

dayanıldığı (§ 29) anlaşılmaktadır. Kuşkusuz mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin kanunîlik şartı açısından Yargıtayın 2863 sayılı Kanunun başka bir hükmüne dayanmış

olmasının önemi bulunmamaktadır.

Müdahalenin kanunîlik şartı açısından,

2863 sayılı Kanunun kültür ve tabiat varlıklarının korunması amacıyla getirdiği

diğer düzenlemeler ile “Müzelere alınma” başlıklı 23. maddesinin konuyla ilgili

usul ve esasların yönetmelikle belirleneceğine ilişkin ikinci fıkrasının, Resmî

Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ve ilgilileri bakımından alenîleşen mezkûr Yönetmeliğin 9. maddesi ve Yargıtayın içtihadı ile birlikte değerlendirildiğinde,

müzeye alma şeklindeki müdahalenin kanuna dayandığının kabulü için yeterli

olduğu ve söz konusu tedbirin ilgililerince erişilebilir, bilinebilir ve

öngörülebilir olma şartının gerçekleştiği görülmektedir.

Böylece Yargıtay uygulamasından 2863 sayılı Kanunun hükümleri

ile söz konusu Yönetmeliğin 9. maddesinin birlikte değerlendirilerek, yanıltıcı

nitelikleri sebebiyle piyasada dolaşması uygun görülmeyen taşınır varlıkların

da -başka bir suçta kullanılmalarının engellenmesi amacıyla- müzeye teslim

edilmesine karar verilmesi gerektiği yönünde hukukî belirliliğin sağlandığı

anlaşılmaktadır.

Kanunda, kültür ve tabiat varlıkları yanında yanıltıcı

nitelikleri sebebiyle tescil dışı bırakılan kültür varlıklarının da müzede alıkonulmasını

öngören açık bir hükme yer verilmesi daha uygun olmakla birlikte, mevzuatın bu

hâliyle de -Yargıtayın yerleşik içtihadı ile birlikte

değerlendirildiğinde- ilgilerin davranışlarının sonucunu öngörebilecekleri

şekilde kanunîlik şartını sağladığı düşünülmektedir.

Diğer taraftan, somut olayda söz konusu tablonun müzede

alıkonulması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan talebin Tokat Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından reddedilmesine ilişkin itirazı kabul eden Zile Sulh

Ceza Hâkimliğince sahte veya taklit eserlerin yanıltıcı niteliği sebebiyle ve

herhangi bir suçta kullanılmaması için Yargıtay içtihadına göre “müsaderesi”

gerektiği belirtilerek itirazın kabulüne ve tablonun Tokat Müze Müdürlüğüne

gönderilmesine karar verilmişse de, “müsadere” kavramının kullanılmasının maddî

bir hata olarak değerlendirilmesi gerekir. Söz konusu Hâkimlik kararının

-Yargıtay içtihadına yaptığı atıf da dikkate alınarak- Türk

Ceza Kanununun 54. maddesine dayanılarak verilmiş bir müsadere kararı

değil, tedbir niteliğinde müzede alıkoyma kararı olduğu açıktır.

Bu sebeplerle, yukarıda açıklandığı gibi müdahalenin meşru amacı

da bulunduğundan, ölçülülük kriteri açısından bir değerlendirme yapılmadan, kanunîlik şartını sağlamadığı gerekçesiyle ulaşılan ihlal

sonucuna katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Cengiz

TURGUT

Vekilleri

:

Av. Adem SANSAR

Av. Resul

MARAŞLIOĞLU

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/7508, 4 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  13. B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. D. Kararın bir örneğinin Kültür ve Turizm Bakanlığına
  16. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Karşıoygerekçesi
  19. Yıldırım
  20. Kömürcü
  21. Topal
  22. M. Emin KUZ
  23. Seferinoğlu
  24. Turgut
  25. Maraşlıoğlu
  26. M. Emin KUZ
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/7508
Tarih
4 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Mehmet Yavuz Gürsel Başvurusu (B. No: 2016/35860)
  • Nazife Başkan Başvurusu (B. No: 2016/69236)
  • Murat Kur ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7604)
  • Ali Şafak Başvurusu (B. No: 2015/2853)
  • Delali Özdemir ve Leyla Padır Başvurusu (B. No: 2015/19218)
  • Murat Aydın Başvurusu (B. No: 2016/58533)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.