İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/7536 Tarih:

Cuma Gürses Başvurusu (B. No: 2013/7536)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

CUMA GÜRSES BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7536)

Karar Tarihi: 31/3/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör nedeniyle hısımlarının kaçırılması,

yaralanması, ölmesi durumları dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233

sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında

Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar ve

mülkiyet haklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu terör nedeniyle hısımlarından kaçırılan, yaralanan,

öldürülenlerin olduğunu beyan ederek bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

7. Başvurucu, yerleşim yerinde birden fazla Cuma Çiftçi olması

nedeniyle Çiftçi olan soyadını Gürses olarak değiştirdiğini beyan etmiştir.

8. Başvurucu 1/9/2007 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna

(Komisyon) başvurmuştur.

9. 28/1/2011 tarihli ve 2011/1-904 sayılı Komisyon kararında,

terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanması talebiyle yapılan başvuruda

dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca başvurucunun yaşadığı Sason ilçesi Taşyuva köyünün boşaltılmadığı, kişiye yönelik bir tehdit

ve saldırı olmadığından talebin reddine karar verilmiştir.

10. Belirtilen ret işlemi aleyhine 14/4/2011 tarihinde başvurucu

tarafından açılan iptal davasında 23/11/2011 tarihli Batman İdare Mahkemesi

kararı ile başvurucunun yaşadığı yerleşim yerinin boşalan ya da boşaltılan

yerlerden olmadığı, 1987 ile 2000 yılları arasında ilgili yerleşim yerinde

geçici köy korucusu ile gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk

sisteminin bulunduğu, köy korucu aileleri dışında köyde yaşamın devam ettiği,

1990-2000 yılları arasında köyde muhtarlık seçiminin yapıldığı, yerleşim yeri

halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı

uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle

anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya

yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233

sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanak

bulunmadığından bahisle davanın reddine hükmedilmiştir.

11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/6/2012 tarihliilamı ile Taşyuva köyüne yönelik inceleme yapılması gerekirken sehven

Geçitli köyüne ilişkin inceleme yapıldığı belirtilerek İlk Derece Mahkemesi

kararı bozulmuştur.

12. Danıştayın bozma kararları üzerine

Batman İdare Mahkemesi 19/9/2012 tarihli kararıyla başvurucunun ikamet ettiği Taşyuva köyünün yerleşik bir nüfusunun olması, köyde yerel

ve genel seçimlerin yapılması ve başvurucunun vekilince sunulan tutanaktan daha

sonra İlçe Jandarma Komutanlığınca her bir köy ve mezrada yapılan inceleme,

resmî kurumlardan alınan bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildikten sonra

hazırlanan çizelgede başvurucunun ikamet ettiği yerleşim yerinin tamamen

boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması, başvurucuya yönelik herhangi bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı

gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.

13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 8/5/2013 tarihliilamı ile kararın usul ve

hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın

bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına

karar verilmiş ve onama kararı başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu11/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge

rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine

göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü

derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört

katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci

derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara

intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin köy halkına “Köy korucusu ol

ya da köyü terk et.” şeklinde

yaptığı baskı ve zorlamanın Mahkemece dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar

tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmış olduğunu

belirten belgeler ile terör örgütü mensuplarınca hısımlarının kaçırılmasına,

yaralanmasına ve öldürülmesine dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen

boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da

saldırısının bulunmamasına dayanılarak sunduğu belgelerin

değerlendirilmediğini, idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını

ve bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine

savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.

19. Başvurucu; ayrıca kararın yeterli gerekçe ihtiva etmediğini,

sunduğu belgeler dikkate alınmadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak

karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve gerçeği

yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynı yerleşim yerinden

önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi

yönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma

ve inceleme yapılmayarak davanın reddine karar verildiği, bu nedenle makul ve

objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde

karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve mal güvenliğini

sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun

kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle

zararının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene

dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı

başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucuların ihlal

iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiyle

reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvuruda

bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve

yargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak

davanın reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep

bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde karar alındığını belirterek

Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

24. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

28. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge, deliller nazara

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usuleilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı

anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmiştir (Mesude Yaşar, §§

74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

32. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiasının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, Mahkeme kararında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece Mahkemeleri

kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

36. Somut başvurunun incelenmesinde başvurucunun talebinin 5233

sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında Derece

Mahkemelerince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığının

çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamında

değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu

etkilediği iddia edilen istemin tartışılarak reddedildiği (bkz. §§ 10-13), İlk

Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak

suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetiminden geçerek kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiası hakkında farklı karar verilmesini

gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi olan 10/9/2007 tarihi ile nihai karar tarihi olan 8/5/2013 tarihi

arasında geçen 5 yıl 7 aylık yargılama süresinde uyuşmazlığın karara bağlanması

konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek

bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin makul

olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

terör örgütü mensuplarınca hısımlarının kaçırılması, yaralanması ve öldürülmesine

dair özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen

boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

44. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya

açık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas

yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep

Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi

istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy

korucularının kalması” şeklinde

nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına

dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim

yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik

şartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında

maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini

benimsemişlerdir (Mesude Yaşar,

§§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84,

85).

47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§

45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki

takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya

özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir

değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude

Yaşar, § 93; Cahit Tekin,

§ 88).

48. Başvurucunun; hısmı olduğunu iddia

ettiği kişilerin terör örgütünce kaçırıldığı, yaralandığı, öldürüldüğübu

nedenlerle güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği, bu çerçevede oluşan

zararının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri

sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evraklarını

Derece Mahkemelerine ibraz ederek yerleşim yerini terör olaylarından

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki özel durumunun

dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların

başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya

kişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur

arasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,

25/12/2012, § 21)

50. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayı

mağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalinin

mağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilen

duygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerin

varlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,

§ 98; İpek/Türkiye, B. No:

25760/94, 17/2/2004, § 181).

51. Başvurucunun yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olay

sonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle

başvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesinde temel teşkil eden özel

bağ ve algının yoğunluğu konusunda başvurucunun açıklamada ve kanıtlamada

bulunması gerekmektedir (Sahibe Çelik ve

Necla Çelik, B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).

52. Anayasa Mahkemesinin 27/5/2015 tarihli yazısı ile

başvurucudan başvuru formunda ileri sürdüğü; kaçırıldığını, yaralandığını veya

öldüğünü iddia ettiği kişiler ile arasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair

iddialarını ispat etmeye yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunması

istenmiştir.

53. 22/6/2015 tarihli cevap dilekçesinde başvurucu, belirttiği

kimselerle uzaktan hısım olduğu dışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.

54. Bu çerçevede başvurucunun aralarında hısımlık ilişkisi olan

kişilerin kaçırılması, yaralanması veya öldürülmesi iddiası hakkında Anayasa

Mahkemesi tarafından başvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun;

hısımları olduğunu iddia ettiği kişiler ile arasındaki akrabalık ilişkisine

değinmekle yetindiği, akrabalarının başına geldiği iddia edilen olay

neticesinde kendisinde oluşan algı, bu algının oluşmasında temel teşkil eden

özel nedenler ve algının yoğunluğu konusunda yeterince açıklıkta beyanının

bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu tespitler karşısında başvurucunun talebinin 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip

etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına

girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.

55. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

56. Başvurucu, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlama

yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmektedir.

57. Başvuru formu incelendiğinde başvurucu, Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde 5233 sayılı Kanun kapsamında

tanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunu iddia etmiş; idari

yargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar ve

aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal ettiklerini beyan

etmiştir.

58. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği

hususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama

sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirmeler neticesinde

başvurucunun delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve

yargılamaya etkin olarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu

saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerince adil

yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş

olduğundan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca

değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü

Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, § 43).

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Gökçe GÜLTEKİN

Başvurucu

:

Cuma GÜRSES

Vekili

:

Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7536, 31 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası