İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Deniz Gebeş Başvurusu (B. No: 2014/12862)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Başvuru No2014/12862Tarih13 Temmuz 2016Okuma38 dk · 7.513 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Deniz Gebeş Başvurusu

Karar tarihi
13 Temmuz 2016
Başvuru Numarası
2014/12862
R.G. Tarih ve Sayı
2/11/2016 - 29876
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.513 kelime·38 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı

Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın

reddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 7/8/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 28/5/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 15/7/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 21/7/2015

tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1998 ile 2001 yılları arasında Deniz Lisesini

dereceyle bitirmiş, 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı

Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 12. maddesine göre muvazzaf subay

olarak yetiştirilmek üzere Genelkurmay Başkanlığının izni ile gönderildiği

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Sahil Güvenlik Akademisinde Silahlı Kuvvetler

hesabına 2001 ile 2005 yılları arasında eğitim almış, dereceyle mezun olarak

30/8/2005 tarihinde teğmenliğe naspedilmiş ve Sahil Güvenlik Komutanlığı

emrinde göreve başlamıştır.

8. Başvurucu, ABD Sahil Güvenlik Komutanlığında eğitimde

bulunduğu dönemde TSK'nın ve Türk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıyla

bağdaşmayacak bazı ortamlarda bulunduğu ve bu ortamlarda ahlaka aykırı

nitelikte fotoğraflar çektirdiği iddiasıyla ilgili olarak hakkında yapılan

tahkikat kapsamında ilk olarak 2006 yılında, sonrasında 25/10/2008

tarihinde Sahil Güvenlik Komutanlığı karargahına mülakat maksadıyla çağrılmış;

ilkinde Sahil Güvenlik Komutanı, ikincisinde Sahil Güvenlik Personel Başkanı

tarafından hakkındaki iddialarla ilgili olarak başvurucunun bilgisine

başvurulmuştur.

9. Söz konusu iddialar çerçevesinde yapılan tahkikat neticesinde

Sahil Güvenlik Komutanı tarafından 5/11/2008 tarihinde

başvurucu hakkında uyarı disiplin cezası verilmiştir. Disiplin cezasının

gerekçesi şöyledir:

"...

Amerika Birleşik Devletleri'ndeki öğreniminiz sırasında, Türk Silahlı

Kuvvetlerinin ve Türk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacak

bazı ortamlarda bulunduğunuz, bunları belgeleyen fotoğraflar çektirdiğiniz, bu

fotoğrafları kişisel bilgisayarınıza kaydederek Türkiye'ye getirdiğiniz ve

akabinde bazı arkadaşlarınızla paylaştığınız anlaşılmıştır. Ayrıca;

fotoğraflarda yer alan ve Türk Silahlı Kuvvetlerince benimsenen ahlak

anlayışına uygun olmayan bazı görüntülerin de bulunduğunuz ortama göre normal

kabul edilmesi gereken görüntüler olduğunu savunduğunuz tarafımdan müşahede

edilmiştir.

Sizi, ilgili Yönetmeliğin 86'ncı maddesinde tarif edilen ahlak

anlayışını benimsemek üzere çaba sarf ermeniz için uyarır, aksi halde gerekli

yasal işlemin başlatılacağını hatırlatırım."

10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/1003

sayılı soruşturma kapsamında emekli bir subayın evinde yapılan aramalarda el

konan dijital veriler içinde başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilerin yer

aldığı bir dosyanın bulunması üzerine iki subay tarafından başvurucunun

ifadesine başvurulmuştur. 29/9/2010 tarihli ifade

tutanağına göre başvurucuya, söz konusu dijital dosyada yer alan fotoğrafların

kendisine ait olup olmadığı, nerede, ne zaman ve kim tarafından çekildiği, özel

hayata ilişkin bu fotoğrafların herhangi bir kişiyle paylaşılıp paylaşılmadığı,

başkalarınıneline nasıl geçmiş olabileceği, söz

konusu fotoğrafların kimler tarafından ve neden saklanmış olabileceği, el konan

belgelerde kendisi hakkında eş cinsel olduğunu belirten notların kim tarafından

tutulmuş olabileceği, fotoğraflar nedeniyle şantaja maruz kalıp kalmadığı

hususlarında sorular sorulmuştur. Belirtilen sorulara verilen

cevaplarda ise başvurucu, fotoğrafların 2001 ile 2005 yılları arasında öğrenci

olarak bulunduğu ABD'de arkadaşları ile eğlence amaçlı olarak çekildiğini ve

bir kısmının kendisine bir kısmının da Amerikalı öğrencilere ait olduğunu,

fotoğraflarda çıplak çıkan kişiler arasında olmadığını, eğlence esnasında

çekilen fotoğrafları kimseyle paylaşmadığını, yalnızca kendi bilgisayarına

kopyaladığını, subay temel eğitimi aldığı 2005 ile 2006 yıllarında kendisini

kıskanan kişiler tarafından fotoğraflarının bir şekilde ele geçirilmiş

olabileceğini, hakkında tutulan notlarda yer alan ahlaksız bir yaşam sürdüğüne

ve eş cinsel olduğuna ilişkin ifadelere kesinlikle katılmadığını, bu ifadeleri

hakaret olarak kabul ettiğini, söz konusu fotoğraflarının her atama döneminde

ilgili komutanlıklara gönderilmesi nedeniyle sicilinin bozulduğunu, notların kim

tarafından tutulduğunu bilmediğini, şantaja maruz kalmadığını ve özel hayatını

ilgilendiren bu fotoğrafları ele geçiren, hakkında notlar hazırlayan ve bunları

başkalarına gönderen kişilerin tamamından şikâyetçi olduğunu ifade etmiştir. Başvurucu,

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinde yürütülen yargılamada katılan sıfatıyla yer

almıştır.

11. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 23/3/2012 tarihli ve 60/10 72/16 sayılı yazısı ile 23/3/2012

tarihli ve 60/11 72/17 sayılı ihbar konulu yazılarından anlaşıldığı üzerebaşvurucu hakkında İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu

Başkanlığına ekinde birtakım görüntülerin bulunduğu ihbar mektupları

ulaştırılmıştır. Söz konusu ihbar mektupları ve ekleri araştırılmak üzere

anılan yazılarla birlikte Sahil Güvenlik Komutanlığına gönderilmiş; verilen

cevapta ihbar mektubu ekinde gönderilen fotoğrafların incelendiği, başvurucunun

bir kadınla cinsel ilişki hâlinde olmayan ancak aralarında bir ilişki olduğunu

doğrulayacak nitelikte fotoğraflarının bulunduğu ve bazı erkeklerle ahlak dışınitelikte çıplak fotoğraflar çektirdiğinin tespit

edildiği, yapılan tahkikat sonucunda söz konusu fotoğraflar nedeniyle

başvurucunun 5/11/2008 tarihinde uyarı disiplin

cezasıyla cezalandırıldığının anlaşıldığı, bu nedenle aynı hususlara ilişkin

olarak mükerrer bir işlem yapılmadığı ifade edilmiştir.

12. Müteakiben Genelkurmay Adli Müşavirliğinden gönderilen yazı

ile başvurucunun ABD Sahil Güvenlik Akademisinde yabancı bir kız öğrenci ile

okul binasında ilişkiye girdiği ve eş cinsel olduğu iddialarının TSK'nın

itibarını sarsacak nitelikte olması nedeniyle başvurucu hakkında TSK'dan ayırma

işlemi yapılmasının uygun olacağı değerlendirmesinde bulunulmuştur.

13. Sahil Güvenlik Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyon

tarafından başvurucunun durumu 10/9/2012 tarihinde

görüşülmüş ve başvurucunun durumunun 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği'nin mülga 91.

maddesinin (e) fıkrası kapsamında olmadığı değerlendirilerek sicil yolu ile

TSK'dan ilişiğinin kesilmemesinin uygun olacağına, bu hususun komutan tasvibine

sunulmasına oyçokluğuyla karar verilmiştir. Anılan karar Sahil Güvenlik

Komutanı tarafından tasvip edilmeyerek o tarihte kıdemli üsteğmen rütbesinde

bulunan başvurucunun ilişiğinin kesilmesi yönünde karar alınmış ve hakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir.” sicili

düzenlenmiştir. Genelkurmay Başkanı tarafından Sahil Güvenlik Komutanının

kararı doğrultusunda işlem yapılması uygun görülmüş ve İçişleri Bakanı,

Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan 3/12/2012

tarihli ve 2012/11 sayılı üçlü kararname ile resen emekliye sevk edilmek

suretiyle ayırma işlemi tamamlanmıştır.

14. Başvurucu, gerek Deniz Lisesini gerekse ödüllendirilerek

gönderildiği ABD Sahil Güvenlik Akademisini dereceyle bitirdiğini, 2005 ve 2006

yıllarındagerçekleştirilen Subay Temel Kursu ile

Sahil Güvenlik Temel Eğitimi'ni de birincilikle tamamladığını, 2005 yılında

başladığı subaylık mesleğinde sicil notları ortalamasının tam nota yakın çok

iyi seviyede gerçekleştiğini, sekiz ayrı takdir ve ödül belgesi ile taltif

edildiğini, hakkında verilmiş iki ayrı uyarı disiplin cezası dışında bir ikaz

ya da ceza belgesinin bulunmadığını, ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki eğitimi

sürecinde çekilen ve bilgisayarında muhafaza ettiği yaklaşık bin beş yüz

fotoğraf içinden kimliği belirsiz kişilerce çalınan ve hakkında olumsuz imaj

oluşturmak için kullanılan on bir fotoğraf nedeniyle 2006 yılından itibaren

kimi zaman bilgisine başvurulduğunu, kimi zaman da hakkında soruşturmalar

açıldığını, söz konusu fotoğrafların kendisi tarafından 2006 yılında

silinmesine rağmen her atama döneminde servis edildiğini hatta Sahil Güvenlik

Komutanlığına e-posta vasıtasıyla gönderildiğini, bu nedenle 2008 yılında uyarı

disiplin cezası ile cezalandırıldığını, söz konusu fotoğraflarla ilgili olarak

kamuoyunda "askerî casusluk, şantaj ve fuhuş davası" olarak bilinen

davada mağdur sıfatıyla ifade verdiğini ve kendisinin mağdur sıfatının

yargılamayı yapan Mahkemece tespit edildiğini, uyarı cezası aldıktan sonraki

dört yıl süre boyunca gemi komutanı olarak görev yapmasına, bu görevlerinde iki

kez takdir belgesi ile taltif edilmesine ve başka hiç bir neden bulunmamasına

rağmen çalınan ve sürekli servis edilen fotoğraflara dayanılarak hakkında

TSK'dan ayırma işlemi tesis edildiğini, söz konusu fotoğrafların öğrenci olduğu

dönemde sosyal ortamlarda çekilen eğlence amaçlı fotoğraflar olduğunu,

birçoğunun kendisi tarafından çekilmediğini, arkadaşları tarafından çekilen ve

elektronik ortamda oluşturulan ortak havuzda toplanan fotoğrafları kendi

bilgisayarına kopyaladığını, söz konusu fotoğrafların subaylık dönemine değil

askerî öğrencilik dönemine ait olduğunu, paylaşıma açmadığı hâlde özel hayatına

saygı gösterilmeden bir şekilde bilgisayarından alınarak sürekli olarak

aleyhine kullanılan fotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesilmesinin ölçüsüz ve

hukuka aykırı bir işlem olduğunu zira fotoğrafların yasak delil mahiyetinde

olduğunu, eş cinsel olduğu yönündeki ithamın kesinlikle gerçek dışı olduğunu,

öğrenci olarak bulunduğu ABD'de Amerikan kültürü içinde yaşamak ve sosyal

ilişkilerde bulunmak durumunda kaldığını, örneğin eğitim aldığı Sahil Güvenlik

Akademisinde bulunan duş alanlarının perde ya da duvarla birbirinden

ayrılmaması gibi Türk kültür ve anlayışı ile bağdaşmayan bazı geleneklerin

Amerikan kültüründe normal karşılandığını, fotoğrafların öğrenci olarak içinde

yaşadığı kültüre özgü olan bu tür farklı durumlarda ya da bulunmak durumunda

kaldığı bazı sosyal ortamlarda çekildiğini, iddia edilenin aksine öğrencilik

hayatı dâhil olmak üzere bir Türk askerinin taşıması gereken tüm değerleri

taşıdığını ve korumaya çalıştığını, arkadaş ortamlarının verdiği samimiyetle ve

gençliğin verdiği heyecanla çekilmiş ancak hiçbir ahlak dışı niyetin

bulunmadığı fotoğraflar nedeniyle tesis edilen işlemin kanunlara ve hukukun

genel ilkelerine aykırı olduğunu, üstelik özel hayata ilişkin söz konusu

fotoğrafların hukuka aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delil

niteliği taşıdığını, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen

bu durumun dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük

yönünden hukuka aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka

aykırı olduğunu belirterek ayırma işleminin iptali talebiyle İçişleri Bakanlığı

aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde 25/1/2013 tarihinde dava açmıştır.

15. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde, her

askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği, ahlak

olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icra

edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin yürütülmesinde

zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmaz

olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdir

yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, ayrıca ceza soruşturmasında

kullanılamayan bir kısım delilin disiplin soruşturmasında kullanılabileceği, bu

nedenlerle dava konusu ayırma işleminde hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı

belirtilmiş; ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

16. Başvurucu vekili tarafından sunulan 21/3/2013

tarihli dilekçe ile söz konusu belgelerin incelettirilmesine izin verilmesi

talep edilmiş, AYİM Genel Sekreterliğinin 17/5/2013 tarihli kararıyla

başvurucunun bu talebi reddedilmiştir. Başvurucu 20/5/2013

tarihinde ret kararına itiraz etmiş, AYİM Birinci Dairesinin 21/5/2013 tarihli

ve E.2013/177 sayılı ara kararı ile itiraz kabul edilerek söz konusu belgelerin

başvurucu (davacı) vekiline incelettirilmesine karar verilmiştir. Başvurucu

vekilinin 23/5/2013 tarihinde söz konusu belgeleri

incelediğine dair tutanak düzenlenmiştir. Başvurucu vekili, daha sonra sunduğu

dilekçeleriyle anılan gizli belgelere karşı beyanda bulunmuştur.

17. AYİM Başsavcılığı, başvurucunun iyi

ahlak sahibi olma vasfını yitirmiş olduğuna ilişkin değerlendirmenin imzasız

ihbar mektuplarıyla gönderilen bazı fotoğraflara dayandırıldığını ancak bu

fotoğrafların başvurucunun şahsi bilgisayarında muhafaza ettiği kişisel veriler

arasından kimliği belirsiz kişilerce ve başvurucunun rızası hilafına ele

geçirilerek ihbar mektuplarına eklendiğini, bu nedenle özel hayata ait olan

kişisel verilerin hukuka aykırı biçimde ele geçirilmiş olması karşısında bu

fotoğrafların hukuki bir değer taşımadığını, idari işleme ve üstelik en ağır

disiplin yaptırımı olan statüden çıkarma cezasına meşru bir gerekçe teşkil etmesinin

hukuken mümkün olmadığını, söz konusu fotoğrafların hukuka uygun bir şekilde

elde edildiği kabul edilse dahi tesis edilen işlemin ölçülü olmadığını,

fotoğrafların çekildiği dönemde başvurucunun henüz öğrenci olması ve

fotoğrafların davacının mezuniyetinden iki yıl sonra ele geçirilmesi karşısında

başvurucunun en ağır disiplin yaptırımı olan statü dışına çıkarma cezası ile

cezalandırılmasının ölçülülük ilkesini ihlal edecek nitelikte olduğunu, ayrıca

başvurucu hakkında 2008 yılında söz konusu fotoğraflar nedeniyle uyarı disiplin

cezası verildiğini, fotoğrafların sürekli olarak imzasız ihbar mektuplarıyla

idarenin değişik birimlerine gönderilmesinin başvurucunun aleyhine olacak

şekilde işlem tesis edilmesi yönünde baskı oluşturulması çabası içerdiğini, ilk

kez 2006 yılında elde edilen ve 2008 yılında uyarı cezasına konu edilen

fotoğraflara dayanılarak başvurucunun ahlaki yönden asker kişi olma vasfını

yitirdiği gerekçesiyle 2012 yılında ayırma işlemi tesis edilmesinin sebep ve

amaç unsurları yönünden hukuka aykırı olduğunu ve ölçülü olmadığını belirterek

ayırma işleminin iptaline karar verilmesi yönünde düşünce bildirmiştir.

18. AYİM Birinci Dairesinin 25/2/2014

tarihli ve E.2013/177, K.2014/178 sayılı kararı ile dava oyçokluğuyla

reddedilmiştir. AYİM'in ret gerekçesi şöyledir:

“… davacı hakkındaki

ayırma işleminin; Subay Sicil Yönetmeliğinin 92'nci maddesinin (b) fıkrasında

öngörülen usule uygun olarak; Kuvvet Personel Başkanlığınca başlatıldığı,

durumunun Sahil Güvenlik K.lığı bünyesindeki

Komisyonda incelenip değerlendirildiği, alınan Sahil Güvenlik Komutanı onayına

göre hakkında 11.9.2012 tarihinde ayırma sicil belgesi düzenlenip nihayetinde

İçişleri Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanının imzaladığı kararname ile işlemin

tesis edildiği, dolayısıyla dava konusu işlemde yetki ve unsurları yönünden

hukuka aykırılık bulunmadığı saptanmıştır

İşlemin diğer unsurları yönünden yapılan incelemeye ilişkin olarak:

Kamu hizmetinin iyi bir şekilde yürütülmesi için bir vasıta olan

idarenin, bu hizmetin iyi yürümesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile

donatılmasının zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini

yürütecek olan ajanlarını alırken bir takım özelliklere sahip olmasını araması

tabii olduğu gibi; statüye alındıktan sonra da bunları verimli bir biçimde

kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkanı kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu

hizmetinin yürütülmesine zararlı olacak ajanlarını bünyesi dışına çıkarması da

doğaldır. İşte Silahlı Kuvvetlerden ayırma işlemi de, bu amaçla askeri idareye

mevzuatla tanınmış bir yetkidir. Ne var ki, bu yola başvururken çok dikkatli

olunması, kriterlerin titizlikle tespit edilmesi,

personeli çalışmaya yöneltebilecek, çeki düzen verebilecek uygun vasıta ve

yöntemler mevcutken (disiplin cezası, atama, sicil, teşvik ve yönlendirme vb.)

statü dışına çıkarılma gibi sonuçları çok ağır bir yola başvurulmaması

gerektiği, aksi halde bu davranış biçiminin kamu yararına ve hukuka aykırı

düşeceği izahtan varestedir.

İç Hizmet Yönetmeliğinin 86'ncı maddesinin ikinci fıkrasının (h) alt

bendinde de, her askerde bulunması lazım gelen ahlaki ve manevi vasıflardan

"iyi ahlak sahibi olmak" vasfı; "Askerin ahlakı ve yaşayışı

kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,

yalancılıktan, borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlaksız kimselerle,

düşük kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün

fenalıklardan sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mani olurlar,

yaşayışı, sıhhati, azim ve cesareti bozar, namusu lekeler, manevi şahsiyeti

öldürür ve her biri ayrı ayrı cezaları üstüne çeker." şeklinde

tanımlanmıştır. Görüldüğü üzere her asker şahıslar için ahlaki değerlerin ve

(özel hayatını da kapsayan) yaşam biçiminin özel bir önemi bulunmaktadır. Bu

değer ve vasıflardan yoksun olan ya da büyük bir noksanı olan asker kişilerin

statüde tutulmalarının Kurumu olumsuz yönde etkileyeceği açıktır.

Bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu işlem

değerlendirildiğinde; davalı idarece 1602 sayılı AYİM Kanununun 52'nci maddesi

kapsamında savunma ekinde gizlilik dereceli olarak gönderilen bilgi ve belgeler

ile özlük sicil dosyasından; davacının 2001-2005 yılları arasındaki ABD Sahil

Güvenlik Akademisindeki öğrenimi sırasında TSK'nın ve Türk halkının sahip

olduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacak ortamlarda bulunduğu, bu ortamlarda

hemcinsleriyle uygun olmayan bazı fotoğraflar çektirdiği, yine aynı okulda

öğrenci olan yabancı bir bayanla cinsel ilişki halinde olmayan ancak aralarında

bir ilişki olduğunu doğrulayacak nitelikte fotoğraflarının bulunduğu, davacının

söz konusu resimleri ve bulunduğu ortamları normal şekilde karşıladığı,

eylemlerinin; TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareket teşkil

ettiği göz önüne alınarak tesis edilen ayırma işleminde takdir yetkisinin

objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı-birey yararı dengesi

gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı, özellikle davacının cinsel

eğilimi noktasında farklı değerlendirmelere sebebiyet verebilecek fotoğraflar

dikkate alındığında, davacının bu durumunun daha önce amirlerince

değerlendirilerek "uyarı" ile yetinilmesinin davacı hakkında ayırma

işlemi başlatılmasına engel bir durum olmadığı, zira bu tür fotoğrafların

aleniyete intikal olması nedeniyle ileriki aşamalarda gündeme getirilmesinin

olağan bir durum olduğu, dolayısıyla TSK'nın itibarının sarsılacağı konusunda

yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu, dolayısıyla tesis edilen

işlemde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı sonucuna varılmıştır. ...

Açıklanan nedenlerle hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine ... karar verildi ."

19. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy

yazısında aşağıdaki gerekçeye yer verilmiştir:

“Dava konusu ayırma işlemine gerekçe gösterilen fotoğrafların ahlaken

tasvibi mümkün olmamakla beraber; bu fotoğrafların davacının 2001-2005 yılları

arasında ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki askeri öğrencilik döneminde, tesis

edilen ayırma işleminden yaklaşık 7-8 yıl kadar önce çekilmiş oldukları ve

subaylık statüsüne girdikten sonraki bir tarihe ait olmadığı; esasen bu

fotoğraflar nedeniyle davacının 5.11.2008tarihinde savunması alınarak Sahil

Güvenlik Komutanı tarafından "uyarı" disiplin cezası ile

cezalandırılmış olduğu, bu uyarı cezasından sonra davacının benzer fotoğraf, tutum

ve davranışları sürdürdüğüne dair herhangi bir delil, bilgi, belge ve iddianın

söz konusu olmadığı; ayrıca bahse konu fotoğrafların davacının bulundurmakta

olduğu bilgisayarından davacının bilgi ve dahili

olmaksızın başka kişilerce suç teşkil edecek şekilde ve hukuka aykırı bir

şekilde elde edilmiş olduğu ve ilgili kişiler hakkında kişisel verileri hukuka

aykırı olarak ele geçirme ve özel hayatın gizliliğini ihlal suçlarından dolayı

ceza kovuşturması yapıldığı ve bu itibarla Anayasa'nın 38/6 maddesi uyarınca

kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği

anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, TSK disiplinine aykırı veya ahlaki yönden

kınanmayı gerektiren her bir davranışın niteliği ve niceliği nazara alınmadan

her durumda ilgilinin TSK'dan çıkarılmasını gerektirdiğini ileri sürmek de

mümkün değildir. Diğer bir ifadeyle oranlılık, elverişlilik ve gereklilik alt

ilkelerini kapsayan "ölçülülük" ilkesine de uygun hareket

edilmelidir. Bu yönüyle yapılan değerlendirmede de, yaklaşık sekiz yıllık

hizmet safahatı bulunan davacının sicil notları ortalamasının tam nota yakın

"çok iyi" seviyede gerçekleşmiş ve toplam sekiz adet takdirname ile

taltif edilmiş olması nedeniyle başarılı bir personel olduğu gözetildiğinde

disiplin ve ahlaki zafiyetinin kamu hizmetinde istihdamını imkansız

kalacak vahamet düzeyinde olmadığı, bu bağlamda durumunun normal sicil

işleminde değerlendirilmesi vb. orantılı yaptırım uygulanması olanağı varken

hakkında tesis edilen ayırma işleminde birey ve kamu yararı dengesi

gözetilmediği, takdir yetkisinin "ölçülülük" ilkesi (özellikle bu

ilkenin alt ilkesi olan gereklilik ilkesi) ile bağdaşmayacak şekilde objektif

kullanılmadığı; dolayısıyla dava konusu işlemin "hukuki güvenlik",

"idari istikrar" ve "ölçülülük" ilkelerine aykırı bir

şekilde tesis edilerek hukuka uyarlı olmadığı sonucuna varılarak işlemin

iptaline karar verilmesi gerekirken aksi yönünde oluşan sayın çoğunluk kararına

katılamadım."

20. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi, aynı

Dairenin 1/7/2014 tarihli ve E.2014/431, K.2014/676

sayılı kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiş ve karar 16/7/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. 7/8/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

22. 926 sayılı Kanun’un "Harb Okulları" kenar başlıklı 12.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“...

İhtiyaç duyulan sınıflarda muvazzaf subay yetiştirilmek üzere

Genelkurmay Başkanlığının izni ile Silahlı Kuvvetler hesabına yabancı devlet

harp okullarında askeri öğrenci okutulabilir. Bunlar öğrenime başladıkları

tarihten itibaren ilk bir aylık intibak süresini geçirdikten sonra kendilerine

yapılmış olan masrafları ödeseler dahi öğrencilikten ayrılamazlar. Bu öğrencilerin

harçlıkları Bakanlar Kurulu kararı ile tespit olunur.

...

Yabancı devlet harp okullarından mezun olanların subaylığa nasıpları,

bu Kanunun 35 inci maddesinin (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri

hükümleri saklı kalmak kaydıyla aşağıdaki esaslara göre yapılır.

a) Türk harp okullarında öğrenim gören emsallerinden daha önce mezun

olanlar, emsalleri ile birlikte teğmen nasbedilirler.

b) Türk harp okullarında öğrenim gören emsallerinden sonra mezun

olanlar, okulu bitirdikleri ayın sonundan geçerli olmak üzere teğmenliğe nasbedilirler. Bunların nasıpları emsallerinin nasıp

tarihine götürülür.

Yabancı devlet harp okullarında yetişen ve subay nasbedilenler,

harp okulu kaynaklı subaylarla aynı haklara sahip olurlar ve sınıflandırmaya

tabi tutulurlar.

...”

23. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitli

Nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden Ayrılacak Subaylar İçin Yapılacak İşlem”

kenar başlıklı 50. maddesinin mülga (c) bendi şöyledir:

“Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde

kalmaları uygun görülmeyen subayların hizmet sürelerine bakılmaksızın

haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri uygulanır.

Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkında sicil belgelerinin nasıl

ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği, inceleme ve sonuçlandırma

ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı subay sicil

yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi subaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura

tarafından incelenmesi Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı

Kuvvetlerden ayırma işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”

24. 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanan Subay Sicil

Yönetmeliği’nin (Subay Sicil Yönetmeliği) işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma” kenar

başlıklı mülga 91. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“... Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlaki

durumları gereği Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalmaları, bulunduğu rütbeye veya

bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile anlaşılıp uygun

görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın emeklilik işlemi

yapılır:

...

e.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde

bulunması.

...”

25. Subay Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma

sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı

mülga 92. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde

yapılır,,

a) Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin

düzenlenmesinde; süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel

nitelikler hariç olmak üzere diğer niteliklere işaret konulmaz.

Sicil üstleri, sicil belgelerinin temel

nitelikler ve son bölümündeki kendilerine ait olan kanaat hanelerine bu

Yönetmeliğin 91 inci maddesindeki disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan

hangisine göre kesin kanaate vardıklarını belirttikten sonra "Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir" kanaatini

yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden sıralı sicil

üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra Kuvvet

Komutanlıkları Personel Başkanlıklarına, jandarma subaylarının sicillerini

Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığına, general ve amiral sicillerini

Genelkurmay Personel Başkanlığına gönderirler.

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle hakkında ayırma sicil belgesi

düzenlenen bir subay hakkında bu görüşe katılmayan sicil üstü, niteliklere

işaret koymaksızın sicil belgesinin kendisine ait olan kanaat hanesine,

gerekçeli olarak "Silâhlı Kuvvetlerde Kalması

Uygun Değildir Kanaatine Katılmıyorum" kanaatini yazar ve imza eder.

Kuvvet Komutanlıkları veya Jandarma Genel

Komutanlığı Personel Başkanlığına gelen bu siciller, ilgili şubelerce

karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve

bunlar Kuvvet Komutanlığı veya Jandarma Genel Komutanlığı karargâhında; Kurmay

Başkanının başkanlığında personel, istihbarat, harekât başkanları, personel ve

tayin dairesi başkanları ve gerekli gördükleri şube müdürleri ile kıdem,

personel yönetim şube müdürleri, adlî müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden

oluşan komisyona sevk edilir. Bu

komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli

belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir

değerlendirme yapılır. Gerekirse sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri

alınır; bilgi, belge isteğinde bulunulabilir.

Komisyon, yapmış olduğu inceleme ve değerlendirme sonucunda almış

olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet Komutanı veya Jandarma Genel Komutanının

onayına sunar ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı veya

Jandarma Genel Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin sicilleri,

mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri

değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı veya Jandarma Genel Komutanı

tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay Başkanlığına gönderilir.

Genelkurmay Başkanlığına gelen bu emeklilik istemleri, personel başkanlığınca

adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askeri Şûra kararına sunulup

sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine sunulur.

Genelkurmay Başkanı tarafından durumları Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesi

gerekli görülenlerin hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra toplantısında

gündeme alınarak, hakkında kesin karara varılır ve işlemleri tamamlanır.

Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada görüşülmesine gerek

görmediği subayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel

Komutanlığına iade edilir. Bu gibi subaylar hakkında, Kuvvet Komutanı veya

Jandarma Genel Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır. Yüksek

Askerî Şûra tarafından durumları incelenen subaylardan, göreve devam etmesi

kararı verilenler hakkında yapılan işlemler ve sıralı sicil üstlerince düzenlenen

sicil belgeleri, mazbata edilerek personelin şahsî dosyasına konur ve bu

gibilerin görev yerleri değiştirilir.

...”

26. 22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 17. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni hallerini daima nezaret ve

himayesi altında bulundurur…”

27. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber ahlak ve maneviyatın

yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi ahlaklı olmak, üste itaat,

hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve atılganlık, icabında hayatını

hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi geçinmek, birbirlerine yardım,

intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden kaçınmak, sıhhatini korumak,

sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

28. 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Yönetmeliği'nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Asker,

kendisinden beklenen vazifeleri hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve

kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzımgelen ahlakî ve mânevi vasıflar

şunlardır:

...

(h) İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve yaşayışı kusursuz ve

lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan, yalancılıktan borçtan

ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp kalkmaktan,

hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker.

...”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 13/7/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu; TSK tarafından gönderildiği ve 2001 ile 2005

yılları arasında bulunduğu ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki eğitimi sürecinde

sosyal ortamlarda çekilen ve bilgisayarında muhafaza ettiği kişisel

fotoğrafların kimliği belirsiz kişilerce çalındığını ve imzasız ihbar

mektuplarıyla birlikte aleyhine işlem tesis edilmesi amacıyla sürekli olarak

idareye gönderildiğini, bu nedenle idare tarafından farklı tarihlerde bilgisine

başvurulduğunu ve 2008 yılında uyarı disiplin cezası ile cezalandırıldığını,

fotoğrafları rızası dışında çalan ve elinde bulunduran kişiler hakkında

şikâyetçi olduğunu ve yargılamayı yürüten Mahkemece mağdur sıfatının tespit

edildiğini, 2005 yılında başladığı subaylık mesleğinde sicil notları

ortalamasının tam nota yakın çok iyi seviyede gerçekleştiğini, sekiz ayrı

takdir ve ödül belgesi ile taltif edildiğini, paylaşıma açmadığı hâlde özel

hayatına saygı gösterilmeden bilgisayarından alınarak aleyhine kullanılan

fotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, arkadaş ortamlarında ve gençlik

heyecanıyla çekilmiş ancak hiçbir ahlak dışı niyetin bulunmadığı fotoğraflar

nedeniyle tesis edilen işlemin kanunlara ve hukukun genel ilkelerine aykırı

olduğunu, üstelik özel hayata ilişkin söz konusu fotoğrafların hukuka aykırı

yöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delil niteliği taşıdığını,

takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkate

alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını, ayırma işlemine

mesnet olan ve 1602 sayılı Kanun'un 52. maddesi kapsamında Mahkemeye gönderilen

belgelerin bir nüshasının tarafına verilmesini istemesine rağmen kendisine bu

belgeleri inceleme imkânı verilmediğini, hukuka aykırı delillere dayanan ayırma

işleminin iptal edilmesi talebinin reddedildiğini, yargılamanın adil

yürütülmediğini ve özel hayatının gizliliği ilkesine saygı gösterilmediğini

belirterek Anayasa’nın 20., 36. ve 38. maddelerinde

güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı ile adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özel

hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edildiği ve bu

bilgilere dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edildiği şikâyetinin

Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

33. Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” kenar başlıklı 20.

maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve

eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde

görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma

kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup, bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de, diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Özpınar/Türkiye,

B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45). Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

35. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp, bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

36. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını

mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

37. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle kaçınılmaktadır

(Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

38. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).

39. Anayasa’nın 20. maddesinde, herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;

E.1986/24, K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin

Varlığı

40. Başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan

ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu

süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve

ilişkilerinin en önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel

yaşamına ait unsurlar gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının başvurucunun

özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

41. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel

hayatın gizliliği hakkı açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı

anlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada Anayasa’nın 13.

maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

42. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

43. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları dikkate

alınarak uygulanması zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede, yer alan başta

yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20.

maddesinde yer verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi

gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

44. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

45. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

46. Başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminin 926 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (c) fıkrası ile Subay

Sicil Yönetmeliği'nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. ve 92. maddeleri

temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun

özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir dayanağının mevcut

olduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanun hükümlerine dayandığı

anlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterli bir hukuki temele sahip

olduğu görülmektedir.

47. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

48. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı; kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların

hiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211

sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış; disiplinin muhafazası

ve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

49. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi, belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §

41).

50. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplinin

korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla

millî güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

51. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili

olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması

ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, §

42).

52. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, hakkın özüne dokunulmamalı,

sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık

bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına

özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

53. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

54. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, § 45).

55. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

56. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47). Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin

hukuka uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel

hayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki

etkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi

üzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.

57. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010,

§ 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B.

No: 28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan;

B. No: 59532/00, 29/7/2004, § 68).

58. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin

değerlendirilmesi sonucunda başvurucu hakkında, bir kısım iddialar içeren

isimsiz ihbar mektupları alınması üzerine farklı tarihlerde birden fazla kez

idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda ilk

olarak 2006 yılında başvurucunun bilgisine başvurulduğu ancak bu tarihte

hakkında bir işlem yapılmadığı, söz konusu fotoğrafların 2008 yılında yeniden

ihbar mektubuna konu edilmesi üzerine başvurucunun uyarı disiplin cezası ile

cezalandırıldığı, hakkında yeni bir ihbar mektubunun gönderildiği 2012 yılına

kadar başvurucunun TSK'daki görevine üsteğmen rütbesinde devam ettiği, bu

süreçte askeri öğrencilik döneminde çekilen özel hayatına ilişkin fotoğrafların

rızası dışında ele geçirildiği ve atama dönemlerinde aleyhine kullanıldığı

iddiasıyla mağdur sıfatıyla ifade verdiği ve sorumlular hakkında şikâyetçi

olduğu, 2012 yılında İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına yapılan

isimsiz ihbar üzerine yeniden idari tahkikat başlatıldığı, oluşturulan Komisyon

tarafından başvurucunun durumunun Subay Sicil Yönetmeliği'nin mülga 91.

maddesinin (e) fıkrası kapsamında olmadığı değerlendirilerek sicil yolu ile

TSK'dan ilişiğinin kesilmemesi yönünde görüş hazırlandığı ancak onaya sunulan

görüşün Sahil Güvenlik Komutanı tarafından uygun görülmeyerek başvurucu

hakkında “Silahlı Kuvvetlerde Kalması Uygun

Değildir.” sicili düzenlendiği ve üçlü kararname ile ayırma

sürecinin tamamlandığı anlaşılmaktadır.

59. Hakkındaki iddialarla ilgili olarak 29/9/2010 tarihinde

verdiği ifadede başvurucu,fotoğrafların

2001 ile 2005 yılları arasında öğrenci olarak bulunduğu ABD'de arkadaşları ile

eğlence amaçlı olarak çekildiğini ve bir kısmının kendisine bir kısmının da

Amerikalı öğrenci arkadaşlarına ait olduğunu, fotoğraflarda çıplak çıkan

kişiler arasında olmadığını, hakkında tutulan notlarda yer alan ahlaksız bir

yaşam sürdüğüne ve eş cinsel olduğuna ilişkin ifadelerin kesinlikle doğru

olmadığını, bu ifadeleri hakaret olarak kabul ettiğini, söz konusu

fotoğrafların her atama döneminde ilgili komutanlıklara gönderilmesinin

aleyhine ceza verilmesi yönünde idareye baskı oluşturma amacı taşıdığını, bu

nedenle sicilinin bozulduğunu ve özel hayatını ilgilendiren bu fotoğrafları ele

geçiren, hakkında notlar hazırlayan ve bunları başkalarına gönderen kişilerin

tamamından şikayetçi olduğunu belirtmiştir.

60. Başvurucu, paylaşıma açmadığı hâlde

özel hayatına saygı gösterilmeden bilgisayarından alınarak aleyhine kullanılan

fotoğraflar nedeniyle ilişiğinin kesildiğini, söz konusu fotoğrafların hukuka

aykırı yöntemlerle ele geçirilmesi nedeniyle yasak delil niteliği taşıdığını,

takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkate

alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülü olmadığını ve özel hayatına

ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis

edildiğini ileri sürmüştür.

61. AYİM Birinci Dairesinin 25/2/2014

tarihli ve E.2013/177, K.2014/178 sayılı kararında iddialar değerlendirilmiş;

başvurucunun ABD Sahil Güvenlik Akademisindeki öğrenimi sırasında TSK'nın ve

Türk halkının sahip olduğu ahlak anlayışıyla bağdaşmayacak ortamlarda

bulunduğu, bu ortamlarda hemcinsleriyle uygun olmayan bazı fotoğraflar

çektirdiği, yine aynı okulda öğrenci olan yabancı bir bayanla cinsel ilişki

hâlinde olmayan ancak aralarında bir ilişki olduğunu doğrulayacak nitelikte

fotoğraflarının bulunduğu, başvurucunun söz konusu fotoğrafları ve bulunduğu

ortamları normal şekilde karşıladığı, eylemlerinin TSK'nın itibarını sarsacak

şekilde ahlak dışı hareket teşkil ettiği dikkate alınarak tesis edilen ayırma

işleminde takdir yetkisinin objektif ölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu

yararı-birey yararı dengesi gözetilerek ve ölçülü bir şekilde kullanıldığı,

başvurucunun mevcut durumunun daha önce amirlerince değerlendirilerek

"uyarı" ile yetinilmesinin hakkında ayırma işlemi başlatılmasına

engel teşkil etmediği zira bu tür fotoğrafların alenileşmesi nedeniyle ileride

gündeme getirilmesinin olağan bir durum olduğu dolayısıyla TSK'nın itibarının

sarsılacağı konusunda yapılan değerlendirmelerin hukuka uygun olduğu

gerekçesiyle dava reddedilmiştir.

62. Kamu görevlisi ve TSK askeri personeli olarak belirli bir

sorumluluk taşıyan başvurucu, bu görevi kabul etmek suretiyle görevinden

kaynaklanan disiplin ve tutum istemine kendi iradesiyle dâhil olmuştur. Bu durum,kişinin hak ve

özgürlüklerine herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamaları beraberinde

getirmektedir. Zira kamu yararı, kamu görevlilerinden uymaları gereken meslekî

ve etik kurallar açısından tam bir uyum beklemektedir. Özellikle mesleki yaşamı

ile bağlantısı olabilecek bazı özel hayat unsurları açısından, başvurucunun

mesleki ve etik kurallara aykırı davranışlarının kamu görevlilerinin ve bu bağlamda

kamu hizmetinin saygınlığı üzerinde belirli bir etkiye sahip olabileceği

açıktır. Ancak her ne kadar hakkında isimsiz ihbar mektupları

gönderilen başvurucunun askeri öğrencilik döneminde çekilen fotoğraflarından

haberdar olan idare tarafından disiplin hukuku açısından bir değerlendirme

yapılabileceği belirtilmiş ve yargı kararlarının gerekçelerinde başvurucunun

taşıdığı asker sıfatına vurgu yapılmış ise de somut başvuruya konu eylem ve

davranışların başvurucunun mahremiyet alanında cereyan eden ve rızası ile

alenileştirildiğine dair bir bulgu bulunmayan özel yaşam eylemlerine ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

63. Başvurucu 2006 yılında başlayan,

farklı tarihlerde yeniden açılan, 2008 yılında uyarı disiplin cezası ile

karşılanan ve 2012 yılında ayırma cezası verilmesi ile sonuçlanan idari

tahkikat sürecinde, meslekî hayatına ilişkin olmayan, yalnızca özel hayatını

ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakılmış ve ayırma işleminin bu

işleme konu fotoğrafların çekilmesinden en az yedi yıl sonra tesis edilmesi

nedeniyle sürekli olarak ceza tehdidi altında yaşamıştır. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen

iddiaların görevinin ifasıyla değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen

özel yaşam eylemleri ile ilgili olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ihtilaf konusu

tahkikatın kapsamı mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu

bağlamda idarenin ve yargısal makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun

ahlaka aykırı unsurlar içerdiği ileri sürülen fotoğraflar çektirdiği, söz

konusu fotoğrafların bir şekilde ele geçirilmesi ve TSK'ya iletilmesi suretiyle

işlenen fiillerin asker sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede ahlak dışı

hareketler kapsamında olduğu tespitlerine yer verildiği ve karar sonuçlarının

bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak başvuruya konu disiplin işlemi ile

yargısal sürece konu edilen davranışların esasen mesleki faaliyet ile ilgisi

olmayan mahremiyet alanına dâhil özel yaşam eylemleri olduğu

değerlendirilmektedir.

64. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,

başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması

gerekir.

65. Başvurucunun söz konusu özel

yaşamına ilişkin gerek ayırma kararında gerekse yargı kararlarında isnat edilen

eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair karar gerekçelerinde

yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı gibi anılan eylemlerin

TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı, ayırma

işlemine dayanak olarak kabul edilen tahkikata konu fotoğrafların hukuka aykırı

biçimde ele geçirilerek kasıtlı olarak ve süreklilik arz edecek şekilde idareye

isimsiz ihbar mektuplarıyla gönderildiği konusunda ileri sürülen iddialara

ilişkin olarak bir araştırma yapılmadığı, hukuka aykırı delillerin yürütülen

disiplin soruşturmasında geçerli delil olarak kabul edilemeyeceği ve hukuka

aykırı delillere dayanılarak işlem tesis edilemeyeceği hususunun gözetilmediği,

2006 yılında elde edilen, 2008 yılında uyarı cezasına konu edilen fotoğraflara

dayanılarak 2012 yılında ayırma işlemi tesis edildiğini ve mağdur sıfatının İstanbul

11. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildiğini belirten başvurucunun söz konusu

fotoğrafların hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu hususunda ileri sürdüğü

gerekçelerin irdelenmediği, ayrıca anılan hususlar öncelikle

değerlendirildikten sonra isnat edilen disiplin suçuna konu eylemler ile

tahkikat neticesinde verilen ayırma cezası dikkate alınarak hizmet geçmişi

olumlu olan, ödül ve başarı belgeleri bulunan başvurucu hakkında Anayasa’nın

20. maddesi çerçevesindeki bireysel yararı ile kamunun yararı arasında adil ve

ölçülü bir dengenin gözetilmesi hususunda bir değerlendirme yapılmadığı,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve bu hususta gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

66. Yukarıda belirtilen tahkikat süreci

ile idari ve yargısal makamların karar gerekçeleri göz önünde

bulundurulduğunda, başvurucuya verilen ayırma cezası kapsamında, sınırlandırma

ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan

bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı ve başvurucunun özel

hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu anlaşılmakla, başvurucunun

Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

67. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin “Kararlar” kenar

başlıklı (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

68. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

69. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

71. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 13/7/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y. : Serruh KALELİ Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Kadir ÖZKAYA Raportör Yrd. : Fatih ALKAN Başvurucu : Deniz GEBEŞ Vekili : Av. Namık ÖZTÜRK

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12862, 13 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, özel
  12. B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45). Bu açıdan
  13. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  14. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12862
Tarih
13 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • Ayhan Altay Başvurusu (B. No: 2014/19583)
  • Murat Soydan Paksoy ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1999)
  • Süleyman Demirbaş Başvurusu (B. No: 2014/1549)
  • Mehmet Çintosun Başvurusu (B. No: 2014/1741)
  • Mahmut Üçüncü Başvurusu (B. No: 2014/1017)
  • Vedat Şorli ve Bilal Şorli Başvurusu (B. No: 2014/10459)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.