İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hayrettin İçyer ve Nurettin İçyer Başvurusu (B. No: 2014/3420)

1. Başvurular, terör nedeniyle hısımlarının yaralanması,

Başvuru No2014/3420Tarih28 Eylül 2016Okuma21 dk · 4.275 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hayrettin İçyer Ve Nurettin İçyer Başvurusu

Karar tarihi
28 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/3420
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.275 kelime·21 dk okuma·30 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular, terör nedeniyle hısımlarının yaralanması,

kendilerinin de kullanımında olan mallara zarar verilmesi durumları dikkate

alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların

reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet haklarının; ret

işlemlerine karşı açılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,

makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 12/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvuruların Komisyonlara sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Komisyonlarınca muhtelif tarihlerde,

başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Komisyonlarınca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından muhtelif tarihlerde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin önceki

kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurular hakkında görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

7. Anayasa Mahkemesi tarafından 2014/3432 başvuru numaralı

dosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2014/3420 başvuru numaralı

dosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2014/3420 başvuru numaralı dosya

üzerinden yürütülmesine ve 2014/3432 numaralı bireysel başvuru dosyasının

kapatılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, terör olayları nedeniyle hısımları Ş.İ. ile M.İ.nin yaralandıklarını, kardeşleri E.İ. adına kayıtlı

olmakla birlikte ailelerinin ortak kullanımında olan traktöre örgüt

mensuplarınca zarar verildiğini, arazilerinin su ihtiyacını karşılamakta

kullandıkları müşterek su motorunun terör örgütü üyelerince yerleştirilen

bombanın patlaması sonucunda hasar gördüğünü beyan etmiş ve bu özel

durumlarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek

zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.

10. Başvurucular, ekli tablonun D sütununda belirtilen

tarihlerde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması

talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

11. Ekli tablonun E sütununda tarih ve sayıları belirtilen

Komisyon kararlarında, terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması

talebiyle yapılan başvurularda dosyaların incelenmesi sonucunda kolluk raporları

doğrultusunda başvurucuların Sason ilçesi Yücebağ

köyünü terk etmedikleri, hâlen burada yaşamaya devam ettikleri anlaşıldığından

taleplerinin reddine karar verilmiştir.

12. Belirtilen ret işlemleri aleyhine ekli tablonun F sütununda

belirtilen tarihlerde başvurucular tarafından açılan iptal davalarında, ekli

tablonun G sütununda tarihleri gösterilen Batman İdare Mahkemesi kararları ile Yücebağ beldesi Yıldız Mahallesi, Barış Mahallesi,

Karşıyaka Mahallesi'nin boşalan ya da boşaltılan yerlerden olmadığı ancak Alaçayır, Uğurlar, Tuzaksız ve Golagado mezralarının 1994/1995-2000 yılları arasında

tamamen boşaldığı; 1987 ile 2000 yılları arasında Yücebağ

beldesinde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği,

beldede koruculuk sisteminin olduğu, köy korucu aileleri dışında köyde 105

hanenin bulunduğu; köy nüfusunun 1990 yılında 2.031, 1997 yılında 1.232, 2000

yılında 2.796 kişi olduğu, 1990 ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlık

seçiminin yapıldığı, Yücebağ beldesindeki ilköğretim

okulunun 1993 ile 1994 yıllarında güvenlik sebebiyle kapalı olduğu ve diğer

yıllarda ilköğretim okulunun eğitim ve öğretime açık olduğu, Yücebağ beldesi halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla

da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen

boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının

yaşanmamış olması ve başvuruculara yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece

karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davaların reddine

hükmedilmiştir.

13. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun H sütununda

gösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesinin

ilamları ile kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen

temyiz nedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek hükümlerin onanmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucuların karar düzeltme istemi, ekli tablonun I

sütununda belirtilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci

Dairesinin ilamları ile reddedilmiştir.

15. Karar düzeltme isteminin reddi kararları başvuruculara

18/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucular 13/3/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

18. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

taleplerin ve akabinde açtıkları davaların reddedildiğini, yerleşim yerindeki

sağlık ocağı ile okulun güvenlik nedeniyle kapatılması, dosyadaki zarar

tespitine ilişkin raporlar ve terör örgütü mensuplarınca köyde yol kesilmesi,

çatışmaya sebebiyet verilmesi, öldürme ve yaralama eylemlerinin

gerçekleştirilmesi ile 1993 yılında terör örgütü mensuplarınca köye roket ve uzun

namlulu silahlarla saldırılmasının ve terör örgütü mensupları tarafından

başvurucular ile hısımlarının tarlalarının su ihtiyacında kullandıkları su

motorunun bomba ile infilak ettirilmesine, hısımları Ş.İ. ve M.İ.nin yaralanmasına, başvurucular ve hısımlarının ortak

kullanımında olan traktöre zarar verilmesine dair özel durumlarının dikkate

alınmaksızın köyün tamamen boşaltılmamış olduğu soyut gerekçesine ve

şahıslarına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına

dayanılarak sundukları belgelerin değerlendirilmediğini, idare tarafından

sunulan belgelerin dikkate alındığını, sunulan bu belgeler tebliğ edilmemek

suretiyle kendilerine savunma yapma imkânı tanınmadan karar verildiğini ve bu

kararın adil olmadığını belirtmişlerdir.

19. Başvurucular ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sundukları belgeler dikkate alınmaksızın idarece sunulan belgelere

dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde

çelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, aynı

yerleşim yerinden önceki bir tarihte başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun

tazminat ödenmesi yönünde karar verdiği hâlde yargı mercilerince bu kararlar

konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak davalarının reddine karar verildiğini,

bu nedenle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahıslarına

tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldıklarını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet haklarından yoksun kaldıklarını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı

hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı

Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca

taleplerinin reddedildiğini, ayrıca yaptıkları başvuru hakkında yürütülen

işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,

10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmişler ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucular 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davaların

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §

16). Başvurucular, Mahkemece verilen ret kararları neticesinde idarenin can ve

mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini, terör örgütü

üyeleri tarafından kendilerinin de ortak kullanımında olan su motoru ve

traktöre zarar verildiğini, mağduriyetleri hakkında bir giderim sağlanması

imkânının kendilerine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan ihlal

iddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu

verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden

ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucuların diğer ihlal iddiaları aşağıdaki

başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

21. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

giderim taleplerinin mukim oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu

gerekçesiyle reddedildiğini ancak aynı yerleşim yerinden başvuruda bulunanlar

hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini ve yargı

mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarak

davalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebep

bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını belirterek

Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

23. Somut başvurular açısından yapıldığı iddia edilen

ayrımcılığın hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı,

belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt

sunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucular, idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemelerin tarafsız olmadığını iddia

etmişlerdir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

27. Somut başvurular açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucular sundukları bilgi, belge, deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendilerine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemeleri tarafından davalarının reddine

karar verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların

eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle başvurucuların ilgili belgeler ve içeriklerine en geç

İlk Derece Mahkemesi kararıyla vakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların,

temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan

tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu,

başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında

Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan belgeler

değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik ve

beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin, §§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucuların usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucuların çelişmeli yargılanma ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdükleri

giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

34. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında ekli tablonun I

sütununda her bir başvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama

sürelerinde uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir

yön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul süreyi aştığını

ileri sürdükleri yargılamaların uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal

saptanmadığından başvuruların bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iv. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvurunun, hısımları Ş.İ.nin 2/7/1993 tarihinde ve

hısımları M.İ.nin 9/10/1995 tarihinde terör örgütü

üyelerince yaralanması noktasındaki özel durumları dikkate alınmaksızın mukim

oldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten

hareketle Mahkemece reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, terör

örgütü üyelerince hısımlarının mağdur edilmesi noktasındaki özel durum dikkate

alınmaksızın karar verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa

Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınan objektif ölçütün ihdas edilmesi

zorunluluğundan hareket eden yargısal makamların, kişiden kişiye değişebilen

bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy

korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu

görerek ve güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış

olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını

sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan hareket ederek

5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak

bulunmadığı ilkesini benimsediği tespit edilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 89-90; Cahit

Tekin, §§ 84-85). Bu nesnel ölçütün uygulanmasının yanında

başvurucunun yakınının mağduriyeti halinde başvurucunun anılan olaydan kaynaklı

özel durumunun incelenmemesi, Kanun’un amacının yanı sıra yakını terör örgütü

mensuplarınca mağdur edilen başvurucunun, terör olaylarından kaynaklanan

güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip etmediği konusundaki maddi

vakıanın tespitine de uygun görülmemiş; başvurucunun hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 93, 94; Cahit Tekin, §§ 88, 89).

40. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş ve

kendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabulü için yaşanan olay sonucunda

duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiyle başvurucuda

oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özel bağ ve algının

yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmaması hâlinde ise yerleşim

yerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya

ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı sonucuna varılmış;

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik, B. No: 2013/4899, 20/1/2015, §§

40-52).

41. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazısı ile başvuruculardan,

başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye yönelik hısımları

olduğu belirtilen ve mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucular

arasında şahsi ve özel bağa dair elverişli delilleri Mahkemeye sunmaları

istenmiştir.

42. Başvurucular 17/9/2015 tarihli dilekçeleri ile bu kişiler

ile aralarındaki şahsi ve özel bağı belirtmeksizin sadece hısım olduklarını

iddia ederek anılan kişilerin yaralandığını beyan etmişlerdir.

43. Somut başvurular açısından başvurucuların bu kişiler ile

aralarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi

veya belge sunmadıkları, anılan kişilerin isimlerini zikrederek

yaralandıklarını belirtilmekle yetindikleri, mağdur olduğu beyan edilen

kişilerin başına geldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucularda oluşan

algı, bu algının oluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının

yoğunluğu konusunda başvurucuların yeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığı

tespit edilmiştir. Bu tespit karşısında başvurucuların talebinin, terör

eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle

yerleşim yerlerini terk edip etmedikleri noktasında nesnel ölçütten farklı bir

karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı

anlaşılmış; bu nedenle farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

görülmemiştir.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvuruların

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

45. Başvuru formları ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucular, terör örgütü üyelerince oluşturulan düzeneğin

11/11/1994 tarihinde patlaması ile kardeşleri E.İ. adına kayıtlı olmakla

birlikte ailelerinin ortak kullanımında olan traktöre zarar verildiğini, ayrıca

örgüt mensuplarınca tuzaklanan bombanın 2/7/1993 tarihinde infilak etmesi ile

arazilerinin su ihtiyacını karşılamakta kullandıkları müşterek su motorunun

hasar gördüğünü; bu özel durumlarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle

köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını beyan etmiş ve bu iddiaları hakkında

hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davalarının reddedildiğini belirtmişlerdir.

47. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve

AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli

karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 38).

48. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

49. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma

hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde

anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın

niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir

yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm

Pazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 26).

50. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §

53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesinde

tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gereken

hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması, gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,

B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).

51. AİHM’e göre mahkemeler ve yargı mercileri verdikleri

kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçe gösterme yükümlülüğünün

kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konu olayın içinde bulunduğu

şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952,19/2/1998, §

42).

52. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddi

olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve

hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hüküm

arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veya

haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk

denetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün

hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta

gösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).

53. Somut olaylarda başvurucular, terör örgütü mensuplarınca

yerleştirilen bombalı düzeneklerin patlaması sonucunda ailelerinin ortak

kullanımında olan su motorunun ve traktörün zarar gördüğünü, anılan iddiaları

hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın yargılama mercilerincekarar

verildiğini iddia etmişlerdir.

54. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda,Komisyon kararlarında (bkz. § 11)

başvurucunun iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit

edilmiştir.

55. İdare Mahkemesi kararlarında (bkz. § 12), başvurucuların

ailelerinin ortak kullanımında olduğunu iddia ettikleri su motoru ve traktörün

zarar gördüğü yönündeki iddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme

yapılmayarak davalarının reddine karar verilmiş, kanun yolu merciince de İlk

Derece Mahkemesi kararları onanmıştır (bkz. §§ 13, 14).

56. Başvurucular, kardeşleri E.İ. adına kayıtlı olup ailelerinin

ortak kullanımında olduğunu iddia ettikleri traktörün zarara uğradığı konusunda

delil olarak olay yeri tespit tutanağı ve ifade tutanağı sunmuşlardır. Uzman

jandarma I. kademeli çavuş, jandarma çavuş, jandarma er ve geçici köy korucusu

unvanlarını haiz altı görevli tarafından düzenlenen 11/11/1994 tarihli olay

yeri tespit tutanağının ve uzman jandarma I. kademeli çavuş tarafından alınan

şoför A.A.ya ait 11/11/1994

tarihli ifade tutanağının incelenmesinden olayların meydana geliş şeklinin izah

edildiği tespit edilmiştir.

57. Başvurucular, tarlalarının su ihtiyacında kullandıkları ve

ailelerinin ortak kullanımında olduğunu iddia ettikleri su motoruna terör

örgütü üyelerince zarar verildiği iddiaları konusunda delil olarak Sason İlçe

Jandarma Komutanlığı tarafından hazırlanan terör olayı vukuat raporunu

sunmuşlardır. Jandarma binbaşı rütbesini haiz görevli tarafından düzenlenen

2/7/1993 tarihli raporun incelenmesinden geçici köy korucusu Ş.İ.nin tarlasını sulamak üzere su motorunu çalıştırması

ile su motoruna ait anahtar takım torbasının altına terör örgütü mensuplarınca

tuzaklanan savunma el bombasının infilak etmesi neticesinde patlamanın

gerçekleşmesi hakkında izahatlarda bulunulduğu tespit

edilmiştir.

58. Başvurucular, zarar gören traktör ve su motorunun

ailelerinin ortak kullanımında olduğunu iddia etmişlerdir. Başvurucular

tarafından, terör örgütü mensuplarınca traktör ve su motoruna zarar verildiği

iddiası hakkında olay yeri tespit tutanağı, ifade tutanağı ve vukuat raporu

sunulduğu (bkz. §§ 56, 57), bu belgelerde anılan malların kimlerin kullanımında

olduğuna dair bir kayıt bulunmamakla birlikte başvurucuların zarar gören mülkün

ailelerinin ortak kullanımında olduğu iddialarını destekleyici tek delilin

başvurucuların yargılama aşamasında ve bireysel başvuru formlarında sundukları

beyanların olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların, ailelerinin geçimini temin

için tarımla uğraşıyor olmaları ihtimali karşısında başvurucuların kendilerinin

de kullanımında olduğunu iddia ettikleri su motoru ve traktöre terör örgütü

mensupları tarafından zarar verildiği, anılan olay sonucu başvurucuların

yerleşim yerlerini terk ettikleri iddiaları hakkında inceleme yapılmaksızın

hüküm kurulması nedeniyle kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna

varılmıştır.

59. Başvurucuların kendilerinin de kullandıklarını beyan ettiklerisu motoru ve traktöre terör örgütü üyeleri

tarafından zarar verildiği, bu olaydan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle

köylerini terk ettikleri konusunda başvurucuların olay tarihindeki geçim

kaynağı imkânları, aynı iddialarla başvurucuların diğer aile fertleri

tarafından yapılan başvuruların bulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate

alınarak başvurucuların beyan edilen mal varlığı üzerinden yarar sağladıkları,

bu mal varlığına verilen zarar sonucunda yerleşim yerini terk ettikleri

iddiaları hakkında inceleme yapılması gerekirken bu yapılmadan davalarının

reddine karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar

haklarının ihlal edilmesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

60. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli

karar haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

61. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

62. Başvurucular, başvuru formlarında belirttikleri maddi

tazminat miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.

63. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

64. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

65. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

66. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,

B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman

İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN

ÖDENMESİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucular

:

1. Hayrettin

İÇYER

2. Nurettin

İÇYER

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Sıra

1

2

A

Başvuru

Numarası

2014/3420

2014/3432

B

Başvurucu

ve

T.C.

Kimlik No

Hayrettin İçyer

Nurettin İçyer

C

Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt

Numarası

3/7/2006

10.321

3/7/2006

10.323

D

Komisyon Karar Tarihi ve Numarası

18/3/2011

2011/1-1234

18/3/2011

2011/1-1235

E

Dava

Tarihi

28/4/2011

28/4/2011

F

Yerel Mahkeme

Karar Tarihi

25/11/2011

25/11/2011

G

Temyiz Yolu Karar Tarihi

31/1/2013

31/1/2013

H

Karar Düzeltme Yolu Karar Tarihi

3/12/2013

3/12/2013

I

İdari ve Yargısal Süreçte Geçen Toplam Süre 7 yıl 5 ay 7 yıl 5 ay

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3420, 28 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
  12. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. F. 1.800 TL vekâlet ücretinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN
  14. G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yıldırım
  17. Özgüldür
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Oduncu
  21. İçyer
  22. İçyer
  23. Bozkurt
  24. A
  25. B
  26. C
  27. D
  28. E
  29. F
  30. G
  31. H
  32. I
  33. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3420
Tarih
28 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Aysel Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/6927)
  • Sabri Memur Başvurusu (B. No: 2014/5777)
  • Eyyüp Baran Başvurusu (B. No: 2014/8060)
  • Aydın Davut Başvurusu (B. No: 2014/5641)
  • Özgür Murat Engin Başvurusu (B. No: 2014/7806)
  • Hatice Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/9788)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.