İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kuddis Büyükakıllı Başvurusu (B. No: 2014/3941)

1. Başvuru, yaşlılık aylığının başvurucunun üniversitede çalışmaya

Başvuru No2014/3941Tarih5 Ekim 2017Okuma29 dk · 5.815 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Kuddis Büyükakıllı Başvurusu

Karar tarihi
5 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/3941
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.815 kelime·29 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yaşlılık aylığının başvurucunun üniversitede çalışmaya

başlaması üzerine kesilmesi ve ödenen yaşlılık aylıklarının da faiziyle

birlikte geri istenilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu kimya mühendisi olup 1973-2001 yılları arasında

özel sektörde çeşitli kuruluşlarda çalışmıştır. Başvurucunun yaşlılık aylığı

tahsis talebini değerlendiren Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından (SGK) başvurucuya

1/11/1998 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı tahsis edilmiştir.

9. Başvurucu 27/11/2001 tarihinde Mersin Üniversitesi Tarsus

Meslek Yüksekokulunda (Üniversite) sözleşmeli öğretim görevlisi olarak

çalışmaya başlamıştır. Başvurucunun yaşlılık aylığı almaya başladıktan sonra

tekrar çalışmaya başladığı dönemde SGK tarafından başvurucuya yaşlılık aylığı

ödenmesine devam edilmiştir.

10. 1/1/2005 tarihinde yürürlüğe giren 28/12/2004 tarihli ve

5277 sayılı 2005 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nun 25. maddesinin (f) fıkrasının

ikinci paragrafıyla herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya

yaşlılık aylığı alanların, kanunda sayılan kamu kurum ve kuruluşlarında

herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalışmaları durumunda emeklilik veya

yaşlılık aylıklarının kesilmesini zorunlu kılan yasal düzenleme yapılmıştır.

11. Söz konusu düzenlemenin bütçe kanunuyla ilgisinin

bulunmadığı gerekçesiyle iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine itiraz yoluna

başvurulması üzerine Anayasa Mahkemesince henüz iptal istemi hakkında bir karar

verilmeden 21/4/2005 tarihli ve 5335 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 29. maddesiyle ilgili

düzenleme yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yürürlükten kaldırılan düzenlemede

yer alan hükümler aynı Kanun'un 30. maddesinde yeniden düzenlenmiştir. Anayasa

Mahkemesince sonradan verilen 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105

sayılı kararla, kanun koyucu tarafından yürürlükten kaldırılan 5277 sayılı

Kanun'un 25. maddesinin ilgili kısmı, bütçe kanunuyla düzenlenmesi yasak olan

konuları içerdiği gerekçesiyle iptal edilmiştir.

12.5335 sayılı Kanun'un ilgili düzenlemeyi içeren 30. maddesinin

ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali için

tekrar Anayasa Mahkemesine başvurulmuş, ancak Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007

tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararıyla düzenlemenin Anayasa'ya aykırı

olmadığı belirtilerek iptal istemi reddedilmiştir.

13. SGK tarafından Mersin Üniversitesi Rektörlüğüne yazılan

12/8/2009 tarihli yazı ile yaşlılık aylığı almakta olup da Üniversite

bünyesinde çalışmaya devam edenlerin bildirilmesi istenilmiştir. Rektörlüğün

14/9/2009 tarihli cevap yazısında başvurucunun öğretim görevlisi olarak

çalıştığı bildirilmiştir.

14. SGK başvurucuya 1/1/2005-19/10/2009 tarihleri arasında

toplam 36.711,96 TL yaşlılık aylığı ödemesi yapıldığını tespit etmiştir.

Kurumun 20/11/2009 tarihli iç yazışması ile başvurucuya yaşlılık aylığı

ödenmesinin durdurularak 1/1/2005-18/11/2009 tarihleri arasında ödenen aylıkların

iadesi gerektiği bildirilmiştir.

15. SGK tarafından başvurucuya 10/12/2009 tarihli borç bildirme

belgesi gönderilmiştir. Bu belgede başvurucunun 36.711,96 TL borç ile bu borca

ait 19/1/2010 tarihine kadar 8.381,03 TL işlemiş faiz borcu olmak üzere toplam

45.097,49 TL tutarında borcunun bulunduğu belirtilmiştir.

16. Başvurucu bunun üzerine aylık kesme işleminin iptali ve

borçlu olmadığının tespiti istemleriyle SGK aleyhine 7/12/2009 tarihinde Mersin

2. İş Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 8/11/2012 tarihinde davanın kabulü

ile başvurucunun borçlu olmadığının tespitine ve kurumun aylık kesme işleminin

iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun çalıştığı

Üniversitenin özel bütçeli idare olduğuna vurgu yapılmıştır. Mahkemeye göre yaşlılık

aylığı almakta olanların özel bütçeli kamu kurumlarında çalışmalarına kanunen

bir engel bulunmamaktadır. Mahkeme ayrıca üniversitelerde ders verenler

yönünden aylık kesme zorunluluğunun bulunmadığı gerekçesine de dayanmıştır.

17. Davalı SGK hükmü temyiz etmiştir. Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin (Daire) 3/5/2013 tarihli ilamıyla hükmün bozulmasına karar

verilmiştir. Bozma ilamında, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik

veya yaşlılık aylığı alanların, bu aylıkları kesilmeksizin kamu kurumlarında

çalıştırılamayacaklarına dair düzenlemenin 1/1/2005 tarihinden başlamak

suretiyle yürürlükte olduğu belirtilmiştir. Daire bu sebeple başvurucunun,

uyuşmazlık konusu olmayan dava dışı kamu kurumunda dava konusu dönemde

çalışmasının getirilen kanuni düzenlemelere aykırı olduğunu kabul etmiştir.

18. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 22/10/2013 tarihinde davanın

reddine karar vermiştir. Kararda ayrıca başvurucudan alınmak üzere SGK yararına

4.288,21 TL tutarında vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

19. Başvurucu bu arada 13/2/2011 tarihli ve6111 sayılı Bazı

Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık

Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun kapsamında yapılandırma talebinde bulunmuştur.

29/5/2013 tarihli yapılandırmaya göre ana parasının 44.927,43 TL olduğu

belirtilen 51.666,54 TL'nin 18 eşit taksitte ve taksitlerin her biri 2.870,36

TL olmak üzere başvurucunun aylığından kesilmesi öngörülmüştür. Son taksit

tarihi 31/3/2016 olarak belirlenmiştir.

20. Başvurucu ayrıca, davanın reddine ilişkin hükmü de temyiz

etmiş ancak Dairenin 23/1/2014 tarihli ilamıyla hükmün düzeltilerek onanmasına

karar verilmiştir. Onama ilamında, başvurucunun vekâlet ücreti dışındaki diğer

temyiz itirazları reddedilmiştir. Daire, uyuşmazlığın niteliğine göre başvurucu

aleyhine maktu vekâlet ücretine hükmedilebileceğini belirterek, vekâlet ücreti

yönünden hükmü düzelterek onamıştır.

21. Nihai karar başvurucu vekiline 20/2/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

22. Başvurucu 17/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülga

ikinci paragrafı şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik

veya yaşlılık aylığı alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil

daireler, katma bütçeli idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il

özel idareleri, belediyeler ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve

işletmeler, sosyal güvenlik kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel

kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu

iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları ile müessese ve

işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait olan diğer

ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya görevde çalıştırılamaz ve görev

yapamazlar. ”

24. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2006 tarihli Resmî Gazete'de

yayımlanan 28/12/2005 tarihli ve E.2005/146, K.2005/105 sayılı kararının ilgili

kısmı şöyledir:

"Bu

durumda, diğer yasalarla düzenlenmesi gereken konuların bütçe yasasıyla

düzenlenmesi Anayasa'nın 87., 88., 89., 161. ve 162. maddelerine aykırılık

oluşturduğundan itiraz konusu kuralların iptali gerekir.

VI-SONUÇ

28.12.2004 günlü, 5277 sayılı '2005 Malî Yılı

Bütçe Kanunu'nun 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci ve üçüncü paragraflarının

Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 28.12.2005 gününde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi."

25.5335 sayılı Kanun’un 29. maddesi şöyledir:

"...

c) 28.12.2004 tarihli ve 5277 sayılı Kanunun

25 inci maddesinin (f) fıkrası ile 30 uncu maddesi ve 37 nci

maddesinin (e) ve (i) fıkraları,

...

Yürürlükten kaldırılmıştır."

26. 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinin ikinci ve dördüncü

fıkraları şöyledir:

“Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya yaşlılık aylığı

alanlar bu aylıkları kesilmeksizin; genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli

idareler, döner sermayeler, fonlar, belediyeler, il özel idareleri, belediyeler

ve il özel idareleri tarafından kurulan birlik ve işletmeler, sosyal güvenlik

kurumları, bütçeden yardım alan kuruluşlar ile özel kanunla kurulmuş diğer kamu

kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların

bağlı ortaklıkları ile müessese ve işletmelerinde ve sermayesinin %50'sinden

fazlası kamuya ait olan diğer ortaklıklarda herhangi bir kadro, pozisyon veya

görevde çalıştırılamaz ve görev yapamazlar.

Bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri;

...

f) Yaş

haddini aşmamış olmaları kaydıyla her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim

kurumlarında ders ücreti karşılığı ders görevi verilenler (üniversitelerde ders

ücreti karşılığı ders görevi verilenler hakkında yaş haddini aşmamış olmaları

kaydı aranmaz.),

...

Hakkında uygulanmaz. ”

27. Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007 tarihli ve E.2005/52,

K.2007/35 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava konusu kural, emekli veya yaşlılık aylığı

almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile

kuralda belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması durumunda emekli

aylığının kesilmesine ilişkindir.

Buna göre, kişinin sosyal güvenlik hakkı

ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Kural, sadece

belirtilen yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece

emekli aylığının kesilmesini öngörmektedir. Bu durumda da sosyal güvenliğin

sosyal riskler karşısında asgari yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadan

kalkmamaktadır. Kişi, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal

güvenlik sisteminin sağladığı emekli veya yaşlılık aylığından, belirtilen

kurumlarda çalışarakdaha iyibir yaşam elde etmedüşüncesiyle kendi isteği ile

vazgeçmektedir.

Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanın

herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmiş, Devlete, çalışanların yaşam

düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,

çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam

yaratmak için gerekli önlemleri almak ödevi verilmiştir. Devlet, kişinin

çalışma hakkını kullanabilmesi için iş alanında gerekli önlemleri alacak ve

sınırlamaları kaldırarak görevini yerine getirecek, birey de çalışarak topluma

yük olmaktan kurtulacaktır.

Devletin herkese iş verme, herkesi işe

yerleştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Ancak, Devlet olanakları ölçüsünde,

yeterli örgütler kurarak iş bulmayı kolaylaştırıp sağlamak için gerekli

önlemleri almakla yükümlüdür. İşsizliği önlemek amacıyla yapacağı çalışmalarla

Devlet, öncelikle kamu sektöründe iş vermek yolunu izleyecek, bu nedenle de

yasal düzenlemeler yapacaktır. Buna göre, Devlet işsizlere de iş imkanı sağlayacak istihdam tedbirlerini almak zorundadır.

Sosyal güvenlik kurumlarından emekli veya yaşlılık aylığı almakta iken kendi

isteği ile belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlayanların emekli veya

yaşlılık aylıkların kesilmesinin, özellikle öğrenimlerini tamamlayıp iş arayan

gençlere iş bulma amacı dikkate alındığında daha büyük sorunların çözümüne

yönelik düzenlemeler olduğu anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, sosyal güvenlik

kurumundan emekli veya yaşlılık aylığı almakta olanların, kuralda sayılan kurum

ve kuruluşlarda kendi istekleri ile yeniden çalışmaya başlamaları ve

karşılığında aylık almaları nedeniyle, yaşlılık veya emekli aylıklarının

kesilmesini öngören dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 49. ve 60. maddelerine

aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir."

28. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık SigortasıKanunu'nun 96. maddesinin (a) ve (b) bendi şöyledir:

"Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe

bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak

sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu

kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun

kapsamındaki her türlü ödemeler;

a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından

doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık

sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,

b) Kurumun hatalı işlemlerinden

kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş

yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten

itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık

sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,

...

itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan

alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere

göre geri alınır. "

B. Uluslararası Hukuk

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin kural olarak

mülkiyeti edinme hakkını içermediğini kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD],

B. No: 65731/01-65900/01, 12/4/2006, § 53). Bununla birlikte AİHM, modern demokratik

devletlerde birçok bireyin, yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı

ya da bir bölümünde sosyal güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı

olduklarını belirtmektedir. AİHM bu sebeple birçok hukuk sisteminin, bireylerin

belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek

onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevede, öngörülen bazı koşulların

yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda hak

tanıyan düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM bu bağlamda, ister

önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın, iç hukuka göre

sosyal yardım alma hakkının bulunduğu durumlarda, bu ekonomik menfaatlerin 1

No.lu ek Protokol'ün 1. maddesi kapsamında olduğu sonucuna varmıştır (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05,

15/9/2009, §§ 38-39).

30. AİHM'e göre mülkiyet hakkına konu bir menfaatin sonradan

ortadan kaldırılması, en azından ortadan kaldırıldığı ana kadar bu menfaatin

Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamında mülk olarak

değerlendirilmesini engellemez (Beyeler/İtalya,

B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 105). Öte yandan AİHM, uyuşmazlık konusu menfaate

hak kazanmanın şarta bağlandığı, ancak bu şartın yerine getirilmediği

durumlarda ise söz konusu menfaatin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilemeyeceği görüşündedir (Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya

[BD], B. No: 42527/98, 12/7/2011, §§ 82-83).

31. AİHM, sosyal güvenlik sisteminin düzenlenmesi ve bu kapsamda

hangi yardımların veya ödemelerin yapılacağı ya da ne kadar yapılacağı

hususunda devletlerin geniş bir takdir yetkileri olduğunu kabul etmektedir (Stec ve diğerleri/Birleşik Krallık, § 53).

AİHM, sosyal adaletin önemine dikkat çekmekle birlikte bunun, kural olarak kamu

makamlarının -kendi ihmallerinden kaynaklansa bile- hatalı işlemlerini geri

almasına engel teşkil etmeyeceğinin altını çizmektedir. AİHM'e göre aksi karara

varılması, haksız zenginleşme yasağına aykırılık oluşturur. Bu durum, aynı

zamanda sosyal güvenlik sistemine katkı payı ödeyen ve özellikle katkı payı

ödedikleri hâlde kanuni koşulları taşımamaları nedeniyle bundan yararlanamayan

diğer bireylere haksızlık oluşturur. Son olarak bu durum sınırlı kamu

kaynaklarının kamu yararına uygun olmayan alanlara harcanması sonucunu doğurur(Moskal/Polonya,

§ 73).

32. Öte yandan AİHM'e göre "iyi yönetişim ilkesi" kamu

yararı kapsamında bir konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin uygun

zamanda, uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmesini

gerektirir (Beyeler/İtalya, §

120). Bu bağlamda eski bir “yanlışlığı” düzeltme ihtiyacı, iyi niyetli

kişilerin resmî mercilerin meşru işlemleri sonucu kazanılmış haklarına

orantısız şekilde müdahale sonucuna da yol açmamalıdır (Pincová ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No:

36548/97, 5/11/2002, § 58; Moskal/Polonya,

§ 73).

33. AİHM, Fabian/Macaristan

([BD], B. No: 78117/13, 5/9/2017) kararındayaşlılık aylığının kesilmesinin

mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiğini kabul etmiştir. Ayrımcılık yasağı

kapsamında mülkiyet hakkının değerlendirildiği bu başvuru, bir kamu

kuruluşundan emekli olan başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle

yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkindir. AİHM kararında özel ve kamu

sektörlerinden emekli olanlar ile kamu sektöründen emekli olanların kendi

aralarında farklı uygulama yapılarak kamu sektöründen emekli olan bazı

kişilerin yaşlılık aylıklarından kesinti yapılmasının, müdahalenin taşıdığı

meşru amaç dikkate alındığında ölçüsüz olmadığı sonucuna varılmıştır (Fabian/Macaristan, §§ 112-134).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 5/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu özel sektörde uzun yıllar çalışarak primlerini

ödemek suretiyle yaşlılık aylığına hak kazandığını, ancak yaşlılık aylığının

oldukça düşük olması nedeniyle daha sonra 2001 yılında Üniversitede öğretim

görevlisi olarak çalışmaya başladığını belirtmiştir. Başvurucu göreve başladığı

tarihten sonra yapılan kanun değişiklikleri sonucu yaşlılık aylığının

kesildiğini ve 2005 ile 2009 yılları arasında ödenen yaşlılık aylıklarının da

faiziyle birlikte geri istenildiğini ifade etmiştir. Hâlbuki başvurucu, mevcut

kanunlara güvenerek çalışmaya başladığını ve yaşamını da buna göre idame

ettirdiğini öne sürmüştür. Başvurucuya göre yaşlılık aylığı kesilmeden öğretim

elemanı olarak çalışması önünde kanunî bir engel de bulunmamaktadır. Başvurucu

bu kapsamda, 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesinde üniversiteler için istisnai

nitelikte bir hüküm getirilmiş olduğunu, ayrıca üniversitelerin "özel

bütçeli idareler" kapsamında olduğunu belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak

adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

36. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu mülkiyet hakkının ihlali iddiası

yanında ayrıca adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

Ancak başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi ve daha önce ödenen yaşlılık

aylıklarının da faiziyle birlikte geri istenilmesinden kaynaklanan

şikâyetlerinin, özü itibarıyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasına ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun söz konusu iddialarının

mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

39. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak

değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar

ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikri hakların yanı

sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir

(Mahmut Duran ve diğerleri, B.

No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).

40. Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve

ekonomik değerleri koruyan bir temel haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi

olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,

15/4/2014, § 36). Ayrıca gelecekte elde edileceği iddia edilen bir gelirin

mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Sultan Tokay ve diğerleri, B. No:

2013/1122, 26/6/2014, § 42). Buna karşın mülkiyet hakkı, bireylere bir tür

sosyal güvenlik ödemesi alma hakkı içermemekle birlikte, yürürlükteki

mevzuatta, önceden prim ödeme şartıyla veya şartsız olarak sosyal yardım alma

hakkı şeklinde bir ödeme yapılması öngörülmüş ise yargısal içtihatlara paralel

olarak ilgili mevzuatın aradığı şartları yerine getiren bireyin mülkiyet hakkı

kapsamına giren bir menfaatinin doğduğu kabul edilmelidir (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166,

25/6/2015, § 36). Ayrıca mülkiyet

hakkının belli şartlar altında ortadan kaldırılması, onun en azından ortadan

kaldırılıncaya kadar "mülk" olarak

kabul edilmesine engel teşkil etmez (Bülent

Akgül, B. No: 2013/3391, 16/9/2015, § 56).

41. Somut olayda SGK tarafından başvurucunun yaşlılık aylığı

tahsis talebi kabul edilerek başvurucuya 1/11/1998 tarihinden itibaren geçerli

olmak üzere aylık tahsisi yapılmıştır. Ancak başvurucunun almakta olduğu

yaşlılık aylığı, başvurucunun Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışması

nedeniyle 5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümleri uyarınca kesilmiştir. SGK ayrıca

başvurucuya 1/1/2005-18/11/2009 tarihleri arasına ilişkin olarak ödenen

yaşlılık aylıklarının yasal faiziyle birlikte başvurucudan tahsili cihetine gidilmiştir.Dolayısıyla başvurucunun almakta olduğu yaşlılık

aylığının Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında mülk olduğunun kabulü gerekir

(AİHM kararları için bkz. §§ 29-33).

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

42. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme olanağı veren bir

haktır (Mehmet Akdoğan ve Diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin, mülkünü kullanma,

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması, mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

43. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle "mülkten barışçıl yararlanma hakkı"na yer

verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin

çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarak mülkiyet

hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle, aynı zamanda

"mülkten yoksun bırakma"nın şartlarının genel çerçevesi de

çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum

yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin

kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın

diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân

tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten

yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel

biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§§ 55-58).

44. Somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan iki ayrı

müdahale bulunmaktadır. Bunlardan ilki, başvurucuya ödenmekte olan yaşlılık

aylığının kesilmesidir. İkincisi ise başvurucuya daha önce ödenen yaşlılık

aylıklarının yasal faiziyle birlikte tahsil edilmesidir.

45. Başvurucunun yeniden çalışmaya başlamasıyla yaşlılık aylığı

kesilmekle birlikte, mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilecek sosyal

güvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamakta ve emeklilik statüsü zarar

görmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilen yerlerde çalışıldığı ve

karşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılık aylığının kesilmesi

öngörülmektedir. Üstelik mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin türü

belirlenirken sonucu yanında ayrıca müdahalenin amacının da dikkate alınması gerekmektedir.Buna göre başvurucunun yaşlılık aylığının

kesilerek kanuna aykırı ödendiği tespit edilen sonraki yaşlılık aylıklarının

tahsil edilmesi şeklindeki müdahale, mülkiyeti kaybettirme amacı

taşımamaktadır. Sosyal güvenlik sisteminin korunması amacıyla kamu kurumlarında

çalışanların emeklilik aylığı alması yasaklanarak bu alan düzenlenmiştir. Bu

durumda, söz konusu müdahalenin "mülkiyetin kamu yararına kullanımının

kontrolü veya düzenlenmesi" biçimindeki üçüncü kural kapsamında

incelenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

i. Kanunilik

46. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet

hakkının ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği belirtilmek

suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gereği

ifade edilmiştir. Öte yandan temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesi de "hak ve

özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğini" temel bir ilke olarak

benimsemiştir (Mehmet Arif Madenci,

B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 69).

47. Dolayısıyla Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet

hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt, kanuna dayalı olma

ölçütüdür.

48. Öte yandan kanunun varlığı kadar kanun metninin ve

uygulamasının da bireylerin davranışlarının sonucunu önceden öngörebilecekleri

kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer ifadeyle kanunun kalitesi

de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının tespitinde önem arz etmektedir

(Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B.

No: 2013/1301, 30/12/2014, § 56).

49. Başvuru konusu olayda ihtilaf konusu, başvurucunun özel

bütçeli kuruluşlardan olan Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışmaya

başlaması nedeniyle kendisine ödenmekte olan yaşlılık aylığının kesilip

kesilemeyeceği hususuna ilişkindir.

50. 5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının mülga

ikinci paragrafında, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik veya

yaşlılık aylığı alanların bu aylıkları kesilmeksizin genel bütçeye dâhil

daireler ve katma bütçeli idareler ile maddede sayılan diğer kurum ve

kuruluşlarda çalıştırılamayacakları ve görev yapamayacakları hüküm altına

alınmıştır. Anayasa Mahkemesince bu hüküm iptal edilmekle birlikte 5335 sayılı

Kanun'un 30. maddesinin ikinci fıkrası ile aynı hükme yeniden yer verilmiştir.

Bu hükmün Anayasa'ya aykırılığı talebi ise Anayasa Mahkemesinin 3/4/2007

tarihli ve E.2005/52, K.2007/35 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

51. Başvurucu ilk olarak, özel bütçeli idareler arasında sayılan

üniversitelerin 5335 sayılı Kanun'un 30. maddesi kapsamında olduğunu belirtmektedir.

10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu 1/1/2005

tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiş olup bu Kanun ile "katma bütçe"

kavramı kaldırılmış ve bunun yerine özel bütçeli idarelere yer verilmiştir.

Daha önce katma bütçeli idareler arasında sayılan üniversiteler de anılan Kanun

ile bu defa özel bütçeli idareler arasında sayılmıştır.

52. Başvurucu ayrıca bu maddenin dördüncü fıkrasının (f) bendine

göre yaşlılık aylığının kesilemeyeceğini belirtmektedir. Ancak başvurucu, bu

maddeye göre yalnızca ders ücreti karşılığı ders görevi verilen kişilerden

olduğunu belirtir herhangi bir bilgi veya belge ibraz etmemiştir. Başvuru formu

ve eklerinden anlaşıldığı kadarıyla başvurucu salt ders ücreti karşılığı ders

görevi veren kişilerden olmayıp üniversitede sözleşmeli öğretim görevlisi

olarak görev yapmaktadır.

53. Kaldı ki bireysel başvurunun ikincil doğası gereği Anayasa

Mahkemesinin görevi, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin olguların

değerlendirilmesi ve buna ilişkin hukuk kurallarının yorumlanması değildir. Bu

görev, esas itibarıyla derece mahkemelerine ait olup bu kapsamda delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması açık bir keyfîliğe veya

bariz bir takdir hatasına yol açılmadığı sürece derece mahkemelerinin takdirindedir.

54. Somut olayda ise başvurucu ihlal iddiasına konu iddialarını

derece mahkemeleri önünde de dile getirmiştir. Ancak Dairenin 3/5/2013 tarihli

bozma ilamında, maddenin dördüncü fıkrasında belirtilen istisnaî koşulların

somut olayda gerçekleşmediği belirtilmiş ve başvurucunun dava konusu dönemde

yaptığı çalışmaların 5277 ve 5335 sayılı Kanunlar kapsamında olduğu kabul

edilmiştir. İlk derece mahkemesi de bozma ilamına uymuş ve davanın reddine

karar vermiştir. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahale,

5277 ve 5335 sayılı Kanun hükümlerine dayanmaktadır. Bu Kanun hükümlerinin ise

belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir olduğu açık olduğundan müdahalenin

kanunî bir dayanağı bulunmaktadır.

ii. Meşru Amaç

55. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına

yapılan bir müdahalenin kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunması

gerekmektedir.

56. Kamu yararı, doğası gereği geniş bir kavramdır. Yasama ve

yürütme organları toplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına

olduğunu belirlemede geniş bir takdir yetkisine sahiptir. Kamu yararı konusunda

bir uyuşmazlığın çıkması hâlinde ise uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz

yargılaması yapan mahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda

oldukları açıktır. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesinde

kararların açıkça dayanaktan yoksun veya keyfî olduğu anlaşılmadıkça yetkili

kamu organlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz

konusu olamaz. Müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü,

bunu iddia edene aittir (Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, §§ 34-36).

57. Anayasa'nın 5. maddesinde kişilerin ve toplumun refah, huzur

ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak devletin temel amaç ve görevleri

arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 49. maddesine göre devlet, çalışanların yaşam

düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak,

çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam

yaratmak için gerekli önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur. Anayasa'nın 60.

maddesinde ise devletin sosyal güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alma ve

teşkilatı kurma yükümlülüğü mevcuttur.

58. Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerine bir sınır çizen

Anayasa'nın 65. maddesinde ise devletin, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa

ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri

gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceği ifade

edilmiştir. Bu maddenin gerekçesinde, mali kaynakların yeterliğinin

"Devletin kaynaklarını zorlamadan tabii bir sınır" olduğu vurgulanmaktadır.

Gerekçede, bu kaynakların zorlanması durumunda ekonomik istikrarın bozulacağı,

bunun da en fazla bu haklardan yararlananlara zarar vereceği ifade

edilmektedir. Anayasa koyucu, Anayasa'nın sosyal ve ekonomik hakların kişilere

bir "talep hakkı" vermekten ziyade, devlete mali gücüyle sınırlı bir

"ödev" yüklediğini belirtmiştir. Nitekim 65. maddenin gerekçesine

göre madde, hiç kimseye devletten

sosyal ve ekonomik hakları gerçekleştirmesini isteme hakkı vermediğini, bu

hakların devlete yüklenen ödevlerden ibaret olduğunu belirlemektedir.

59. Devletin mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde sosyal

güvenliği sağlayacak tedbirleri kurma yükümlülüğü, kamu kaynakları yanında

sistemden yararlanacak bireylerin katkılarını da gerektirir. Sosyal güvenlik sistemine

yapılan bu malitransferlerin doğru ve etkin bir şekilde yönetiminde kamu

yararının bulunduğu kuşkusuzdur. Öte yandan devletin pozitif yükümlülüğü

kapsamında çalışma hayatına müdahale ederek istihdam seviyesinin

yükseltilmesini ve işsizliği azaltılmasını sağlayacak tedbirleri alabileceğinde

de şüphe bulunmamaktadır. Genç nüfusun kamuda istihdamının artırılmasını

sağlamak için sosyal güvenlik hakkı kazanmış kişilerin yeniden kamu sektöründe

çalışmaya karar vermeleri durumunda sosyal güvenlik hakkı kapsamında yapılan

ödemelerden çalıştıkları süre boyunca yararlanamayacaklarının öngörülmesi

sınırlı kamu kaynaklarının etkin bir biçimde yönetiminin ve kullanımının bir

tezahürüdür. Bu yolla devlet, çalışma hayatını geliştirme ve çalışanlar ile

işsizleri koruma yükümlülüğü ile sosyal güvenlik sisteminin etkin bir biçimde

işlemesini sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğü arasında bir dengelemeye

gitmekte, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek sınırlı mali

kaynakların toplumun huzur ve refahını sağlayacak şekilde kullanılmasını

sağlamak için bir tedbir almakta ve nihayet kamu yararının gerçekleştirilmesini

hedeflemektedir. Bu durumda, başvuruya konu müdahalenin kamu yararına dayalı

meşru bir amacı içerdiği anlaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

60. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

61. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi gereği,

kişilerin mülkiyet haklarına getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmaması ve

ulaşılmak istenen kamu yararı ile bireyin sınırlandırılan hakkı arasında adil

bir dengenin kurulması gerekir. Bu adil denge, mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleyle bireye, şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfetin yüklenmesi

durumunda bozulmuş olur. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa

Mahkemesi, bir taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer

taraftan müdahalenin niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin

davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate

alacaktır.

62. Diğer taraftan "iyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı

kapsamında bir konu söz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda

uygun yöntemle ve her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir

(Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım,

B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 68).

63. Kamu idarelerinin de zaman zaman hatalı işlem yapmaları

olağan kabul edilmelidir. İdarelerin bu hatalı işlemlerinden dönmeleri ve doğru

işlem tesis etmeleri görevlerinin gereğidir. Bununla birlikte hatalı işlemin

düzeltilmesinde muhatabı olan kişi üzerinde aşırı bir yüke sebep olunmamalıdır.

İdarenin hatalı işleminden kaynaklanan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

ölçülü olup olmadığının tespitinde; hatalı işlemde idarenin payı, idarenin

hatalı işlem karşısındaki tutumu, işlemin fark edilmesinde geçen süre, hatalı

işlemin düzeltilmesinde takip edilen yöntem ile hatanın sorumluluğunu

paylaştırma ve muhataba ceza uygulanması gibi hususların değerlendirilmesi

gerekmektedir (Kırca Mühendislik İnş. Turz.

Tic. ve San. A.Ş., B. No: 2014/6241, 29/9/2016, § 75).

64. Bütün bu değerlendirmeler çerçevesinde hatalı idari işlemin

oluşmasında idarenin kendisinin de payının bulunduğu durumlarda farklı bir

ölçülülük yaklaşımının benimsenmesi ve başvurucu üzerinde aşırı ve orantısız

bir yüke sebep olunup olunmadığının tespit edilmesi gerekir (Tevfik Baltacı, B. No: 2013/8074,

9/3/2016, § 76). Özellikle hatanın önemli ölçüde idarelerden kaynaklandığı

durumlarda muhatap üzerindeki yük konusunda daha hassas olunması gerekir.

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

65. Başvuru konusu olayda başvurucuya 1/11/1998 tarihinde

yaşlılık aylığı bağlanmıştır. Başvurucu, yaşlılık aylığı almaya başladıktan

sonra tekrar çalışmaya başlamış ve 27/11/2001 tarihinden itibaren Üniversitede

öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmiştir. SGK tarafından, yaşlılık

aylığı bağlandığı tarihten sonra tekrar çalışmaya başladığı dönemde de

başvurucuya yaşlılık aylığı ödenmesi sürdürülmüştür. Başvurucunun Üniversitede

çalıştığının SGK tarafından 14/9/2009 tarihinde tespiti üzerine, 2009 yılı

Kasım ayından itibaren yaşlılık aylığı ödemeleri durdurulmuştur. Ayrıca,

düzenlemenin yürürlüğe girdiği 1/1/2005 ile başvurucunun çalıştığının SGK'ca

tespit edildiği 19/10/2009 tarihleri arasında yapılan toplam 36.711,96 TL

yaşlılık aylığı ile 8.381,03 TL yasal faizin tahsili amacıyla başvurucuya borç

bildirimi belgesi gönderilmiştir. Başvurucu bu işlemin iptali ve borçlu

olmadığının tespiti istemiyle dava açmış ancak yargılama sonucunda Mahkemenin

22/10/2013 tarihli kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Başvurucu

tarafından temyiz edilen hüküm Dairece 23/1/2014 tarihinde vekâlet ücreti

yönünden düzeltilmek suretiyle onanmıştır.

66. Başvurucu 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırma

talebinde bulunmuştur. Bu yapılandırma çerçevesinde ana parasının 44.927,43 TL

olduğu belirtilen toplam 51.666,54 TL tutarındaki borcun 18 eşit taksitte ve

taksitlerin her biri 2.870,36 TL olmak üzere başvurucunun aylığından kesilmesi

öngörülmüştür.

67. Öncelikle başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesi

suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olayda yaşlılık aylığı almakta olan

başvurucunun kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile kanunda

belirtilen yerlerde yeniden çalışmaya başlaması nedeniyle yaşlılık aylığı

kesilmiştir. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek sosyal güvenlik yardımı bütünüyle ortadan kaldırılmamakta

ve emeklilik statüsü zarar görmemektedir. Müdahaleyle sadece belirtilen

yerlerde çalışıldığı ve karşılığında gelir elde edildiği sürece yaşlılık

aylığının kesilmesi öngörülmektedir. Bu durumda, başvurucunun elde ettiği

sosyal güvenlik hakkı çerçevesinde sosyal riskler karşısında asgari yaşam

düzeyinin sağlanması amacı ortadan kalkmamaktadır. Buna göre Anayasa

Mahkemesinin yukarıda değinilen kararında da ifade edildiği üzere (bkz. § 27)

başvurucu, yaşlılık dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal güvenlik

sisteminin sağladığı yaşlılık aylığından, belirtilen kurumlarda çalışarak daha

iyibir yaşam elde etme düşüncesiyle kendi isteği ile vazgeçmektedir.

68. Ayrıca müdahalenin dayandığı kanun hükmünün, kamu ve özel

sektör ayrımı yapılmaksızın yaşlılık veya emeklilik aylığı alanların tamamını

kapsadığı ve bu düzenlemenin öngörülemez ve keyfî bir nitelik de taşımadığı

açıktır. Ayrıca müdahalenin özellikle gençlerin işsizliği sorununa çözüm bulma

ve istihdamın sağlanması şeklindeki meşru amacının dayandığı kamu yararının

ağırlığı da dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla başvurucunun yeniden çalışmaya

başlaması nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi yönündeki müdahalenin,

içerdiği meşru amacın dayandığı kamu yararı ile karşılaştırıldığında,

başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağandışı bir külfet yüklemediği

değerlendirilmiştir.

69. Öte yandan başvurucunun yaşlılık aylığının kesilmesiyle

yetinilmemiş, ayrıca SGK tarafından 1/1/2005 tarihinden sonra yersiz olarak

ödendiği anlaşılan yaşlılık aylıklarının da kanuni faizi ile birlikte tahsili

yoluna gidilmiştir. Başvurucu bu işlemin de ölçülü olmadığını şikâyet

etmektedir. Dolayısıyla bu şikâyet yönünden de ölçülülük değerlendirmesi

yapılmalıdır.

70. Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağından başvurucunun,

5277 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) fıkrasının ikinci paragrafı ile 5335

sayılı Kanun'un 30. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra kendisine yapılan

ödemelerin hukuka aykırı olduğunu bilmesi gerekmektedir. Anılan düzenlemenin

yürürlüğe girdiği 1/1/2005 tarihinden sonra kendisine yaşlılık aylığı ödenmeye

devam edilmesi durumunda bunu idareye bildirmesi "iyi niyet"

ilkesinin bir gereğidir. Söz konusu düzenlemelere rağmen başvurucunun bu

tarihten sonra yapılan yaşlılık aylığı ödemelerini hiçbir uyarıda bulunmaksızın

kabul etmeye devam etmesi iyiniyetli bir bireyden beklenebilecek bir davranış

değildir. Dolayısıyla başvurucunun kusurlu bulunduğu açıktır (Uğur Ziyaretli, B. No: 2014/5724,

15/2/2017, § 71).

71. Kamu makamlarının tutumları yönünden ise ilk olarak bir kamu

kuruluşu olan Üniversitenin başvurucunun çalışmaya başladığını SGK'ya bildirme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Ayrıca iyi yönetişim ilkesi uyarınca SGK'nın da

başvurucunun 1/1/2005 tarihinde hâlen çalışmaya devam edip etmediğini araştırma

yükümlülüğü bulunmaktadır. Ancak SGK'nın bu yükümlülüğünün ifası hususunda

gerekli özeni göstermediği görülmektedir.

72. Görüldüğü üzere, başvurucunun kusurlu davranışının yanında,

idarelerin de gerek işleyişlerindeki aksaklıklarından gerekse ihmalkâr

tutumlarından kaynaklanan kusurlarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden sonucun ortaya çıkmasında idarenin hatalı

davranışlarının katkısının da bulunduğu söylenebilir (Uğur Ziyaretli, § 73).

73. Başvurucuya ödenen yaşlılık aylığının yersiz olduğunun

tespit edilmesinde geçen dört yıl on bir aylık süre oldukça uzundur. Bu süre

boyuncabaşvurucuya ödenmeye devam eden yaşlılık aylığının kesilmesini sağlamak

amacıyla başvurucunun görev yaptığı kurum ile SGK arasında herhangi bir

iletişimin kurulmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun durumunu tespit

etmek için derin bir araştırmaya ihtiyaç olmadığı da açıktır. Bu durum, idari

işlev gören ayrı hukuksal statülere bağlı değişik kurum ve kuruluşların bir

bütün oluşturduğunu ifade eden idarenin bütünlüğü ilkesi ile bağdaşmamaktadır (Uğur Ziyaretli, § 74).

74. 5510 sayılı Kanun'un 96. maddesinin (a) ve (b) bendinde SGK

tarafından fazla veya yersiz ödeme yapıldığının tespit edilmesi hâlinde bu

ödemelerin geri alınacağı düzenlenmiştir. Anılan maddenin (a) bendinde; yersiz

ödemenin kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğması durumunda,

hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede, ödeme

tarihinden itibaren hesaplanan kanuni faizi ile birlikte geri alınacağı hüküm

altına alınmıştır. Bununla birlikte maddenin (b) bendinde; fazla veya yersiz

ödemenin kurumun hatalı işleminden kaynaklanması hâlinde, hatalı işlemin tespit

tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamının

ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içerisinde ödenmesi

durumunda faizsiz olarak tahsil edileceğibelirtilmiş, bu sürenin geçmesinden sonra

yapılacak ödemeler bakımından ise yirmi dört aylık sürenin sonundan itibaren

hesaplanan kanuni faizi ile geri alınacağı ifade edilmiştir (bkz. § 28).

75. Somut olayda idarece hatalı olarak ödendiği tespit edilen

anapara tutarının iadesinin talep edilebileceği hususunda kuşku

bulunmamaktadır. Aksi durumun başvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol

açabileceği ve sosyal adaletle bağdaşmayacağı açıktır. Buna karşın alacağın

başvurucudan tahsilindeki yöntem önem arz etmektedir. Olayda, başvurucuya

ödenen 36.711,96 TL yaşlılık aylıklarının yanında önce 8.381,03 TL kanuni

faizin talep edildiği, 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmanın ardından

ise belirtilen anapara dışında 14.954,58 TL tutarında bir ödemenin talep

edildiği görülmektedir. Davalı idarelerin de kusurunun bulunduğu gözetildiğinde

başvurucunun, anaparanın yanında 14.954,58 TL tutarındaki faiz yükünün tamamını

ödemekle yükümlü kılınması, başvurucunun kusurlu davranışıyla orantısız bir

külfet yüklenmesi sonucunu doğurmaktadır. Hâlbuki 5510 sayılı Kanun'un 96.

maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde bu ölçülülüğü sağlayabilecek bir

düzenlemenin mevcut olduğu görülmektedir. Anılan maddeye göre fazla veya yersiz

olarak yapılan ödemelerin kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanması durumunda,

hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede

yapılan ödemeler toplamının; ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi

dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmi dört aylık sürenin dolduğu

tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak

olan kanunî faizi ile birlikte geri alınacağı düzenlenmiştir.

76. Sonuç olarak başvurucunun yeniden çalışmaya başlaması

nedeniyle yaşlılık aylığının kesilmesi yönündeki müdahalenin, içerdiği meşru

amacın dayandığı kamu yararı ile karşılaştırıldığında ölçülü olduğu

değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, başvurucuya yersiz olarak fazladan

ödendiği anlaşılan yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte tahsil

edilmesinin, özellikle kamu makamlarının kusurunun ağırlığı da gözetildiğinde,

başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, bu sebeple

söz konusu müdahaleyle kamunun yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu

sonucuna ulaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer diğer başvurularda da

aynı sonuca varmıştır (Uğur Ziyaretli,

§§ 40-79; Tevfik Baltacı, §§

36-80).

77. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

78. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde

dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

79. Başvurucu yaşlılık aylığının yeniden bağlanması ve SGK'ya

olan borcunun kaldırılması, ayrıca ödediği taksitlerin iade edilmesi talebinde

bulunmuştur.

80. İnceleme sonucunda idarenin hatalı işlemi üzerine yersiz

ödendiği tespit edilen alacak tutarının, idarenin kusuru bulunduğu hâlde kanunî

faiziyle birlikte tamamıyla başvurucudan tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.

81. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan,

yapılacak yeniden yargılamada başvurucu ile idarenin kusur durumları ve 5510

sayılı Kanun'un 96. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki düzenleme de

gözetilerek yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Mersin 2. İş

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Mersin

2. İş Mahkemesine (E.2013/357, K.2013/625) GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

5/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Kuddis

BÜYÜKAKILLI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/3941, 5 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. Vı-sonuç
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Kaleli
  19. Dursun
  20. Gökcan
  21. Hakyemez
  22. Büyükakıllı
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/3941
Tarih
5 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Cavide Sevinç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10703)
  • Ercan Alanur Başvurusu (B. No: 2014/6869)
  • Muhammed Tanaşi Başvurusu (B. No: 2014/17534)
  • İ.y.ö. Başvurusu (B. No: 2015/18407)
  • Ali Hıdır Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17510)
  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2014/12925)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.