İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Makbule Güney Başvurusu (B. No: 2014/1278)

1. Başvuru, başvurucunun babasının trafik kontrolü sonrasında

Başvuru No2014/1278Tarih16 Haziran 2016Okuma21 dk · 4.125 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Makbule Güney Başvurusu

Karar tarihi
16 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/1278
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.125 kelime·21 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, başvurucunun babasının trafik kontrolü sonrasında

yapılan takip sırasında polis memuru tarafından silahla vurularak öldürülmesi

olayında sanığa hak ettiği cezanın verilmediğinden bahisle etkili soruşturma ve

kovuşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2.Başvuru 22/1/2014 tarihinde Balıkesir

1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 21/4/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4.Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınakarar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 11/8/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 12/8/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 14/9/2015

tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7.Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 27/8/2006 tarihinde Balıkesir şehir merkezinde trafik

denetimi yapan polis memuru, sağ sol yaparak geldiğini görmesi üzerine 10 UF ... plakalı aracı alkollü araç

kullanıldığı şüphesiyle durdurmuştur. Araç sürücüsü olan başvurucunun babası

Halil Bulut'a aitehliyet ve araç ruhsatı incelenmiş, alkolmetre ile sürücünün alkollü olup olmadığı kontrol

edilmiş, sürücünün 159 promil alkollü olduğunun

anlaşılması üzerine ceza tutanağı düzenlenmiştir.

9. Bu sırada araçta bulunan arkadaşına

bir şey söylemesi gerektiğini ifade eden sürücü, aracına binerek olay yerinden

Bigadiç istikametine doğru hızla uzaklaşmaya başlamış; görevli iki trafik

polisi, ekip aracı ile kaçan şahsı takip etmeye başlamış; sürekli dur ikazı

yaptıkları hâlde dur ikazına aldırış etmeyen ve hızla kaçmakta olanHalil Bulut’un aracına doğru on üç el ateş etmişlerdir.

Olay

sonrasında yapılan teknik incelemelerde atılan mermilerden on birinin aracın

arka alt tampon kısmına isabet ettiği, bir merminin sağ kapı dirseğine isabet

ettiği, bir merminin ise arka cam sağ çerçevesi ortasına girip sürücüye isabet

ettiği anlaşılmıştır.

10. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 25/9/2006

tarihli ve 2006/180 sayılı iddianamesi ile polisin silahla ateş etmesi sonucu

yaralanan sürücünün olay yerinde öldüğü, olayda 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı

Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu'nun 16.

maddesinde sayılan silah kullanılmasını gerektirir bir durumun mevcut olmadığı,

sanığın önünde seyreden araca ateş etmesi durumunda isabet alıp ölebileceğini

öngörmesine rağmen ateş etmeye devam ederek sürücü Halil Bulut’un ölümüne yol

açtığı, bu şekilde olası kasıtla hareket ettiğinden 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 81/1 ve 21/2 maddeleri gereğince cezalandırılması

talep edilmiştir.

11. Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesinin 18/4/2008

tarihli ve E.2006/414, K.2008/136 sayılı kararıyla değişen suç vasfı nedeniyle

kastın aşılması sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan sanık polis

memuru 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş ve verilen ceza ertelenmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"DELİLLERİN TAKDİRİ VE GEREKÇE

...

Bursa Adli Tıp Kurumu

Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 19.09.2006 tarihli otopsi raporuna

göre; maktülün kanında ileri derecede ancak ölümü

tevdii etmeyen 193 mg/dl miktarında etanol tespit edildiği, başkaca toksit bir madde ile uyutucu/uyuşturucuya rastlanmadığı,

otopsi bulgularına göre kişinin vücuduna sırtta sağ skapuladan

göğüs boşluğuna girerekher iki akciğer ve kalp

yaralaması yapan ve sol meme iç yan alt kısmından çıkarak vücudu terk eden

ateşli silah mermi çekirdeği yaralamasının müstakilen

öldürücü nitelikte olduğu, kişinin ölümünün bu ateşli silah yaralama sonucu

akciğer ve kalp harabiyeti neticesinde gelişen iç

kanama ve hipovolemik şok sonucu meydana geldiğinin,

sırttan giren mermi çekirdeğinin giriş deliği elbiseli bölgeye denk geldiği içinkesin atış mesafesinin tayin edilemeyeceğinin, cesette

mermi çekirdeği elde edilemediğinin, silahla yaralama dışında başkaca travmatik bulguya rastlanmadığı, ölüm üzerinde harici etki

bulunmadığı tespit edilmiştir.

Maktülün 27.08.2006 tarih saat: 00.49’da alkolmetre

ile yapılan ölçüm sonucu; 159 promil alkollü olduğu

tespit edilmiştir.

Maktül hakkında alkollü araç kullanmak suçundan ceza tutanağı düzenlenmiştir.

Mahkememizce mahallinde keşif yapılmış ve

teknik bilirkişinin görüşüne başvurulmuştur. Keşif sırasında maktülün kullandığı araçta incelenmiştir.

Bilirkişinin

düzenlemiş olduğu 03.11.2006 tarihli rapor ve ekli krokiye göre; maktülün trafik kontrolü yapıldığı ve kaçmaya başladığı yer

ile vurulmak suretiyle durdurulduğu yer arasındaki mesafenin 18,5 km olduğu,

takip sırasında 2 kez durması için uyarı atışı yapıldığı, megafonla ve araç

farıyla durması yönünde ses ve ışıkla uyarıldığı, maktülün

tehlikeli şekilde araç kullandığı, kırmızı ışıkta geçtiği, olay mahalline 40

metre kala sanık tarafından durdurulmak için aracın arka tekerine doğru ateş

edildiği, ateşe başlandığı sırada aralarında 11,3 metre mesafe olduğu, araçta

13 adet mermi giriş deliğinin saptandığı, 10 nolu

merminin sağ arka kapı kelebek camının kaporta ile kesiştiği noktadan girip

çapraz yol izleyerek şoför koltuğu sağ arka üst kısmını delerek maktüle saplanıp çıkan mermi olduğu, 11 nolu

merminin sağ yolcu kapısının açık camından içeriye girip tavan dirseğini

sıyırarak ön camı patlatıp dışarıya çıktığı, diğer mermilerin aracın arka

tamponuna ve tekerine isabet ettikleri, 10 nolu

merminin ölüme sebebiyet verdiğini, olay sırasında her iki aracın seyir

halinde, atış yapanın ve maktülün de hareketli olması

sebebiyle sabit bir noktaya nişan alınmasının mümkün olmadığı, ateş edilen

mermilerin farklı bir noktaya da isabet edebileceğini beyan etmiştir.

Olayın meydana geliş şekli, bu mesafeden ateş

edilmesi durumunda her iki aracın ve içindeki kişilerinde hareketli olması

dikkate alınarak, mermilerde sekme olup olmayacağı hususunda İstanbul Adli Tıp

Kurumu Fizik İhtisas Dairesinden görüş sorulmuş ise de,ilgili İhtisas Dairesi 06 Haziran 2007 tarih ve 03

Ağustos 2007 tarihli raporlarında olayın mahallinde yapılacak keşif ve

delilleri bizzat incelemek suretiyle görüş bildirilmesinin uygun olacağı

belirtilmiş ve bu konuda rapor düzenlenmemiştir.

Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi Balistik

Şubesinin 04 Ekim 2006 tarihli raporuna göre ise; olay yerinden temin edilen 6

adet 9 mm çapındaki merminin sanığa ait olan tabancadan atılmış olduğu tespit

edilmiştir.

Toplanan deliller ve

tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde; Balıkesir Emniyet Müdürlüğü Trafik Şube

Müdürlüğünde görevli olan polis memuru sanığın yanındaki arkadaşı Ömer Demir

ile birlikte Balıkesir şehir merkezi Doğumevi kavşağında mutad

trafik kontrollerini yaparken 10 UF 588 plakalı aracın kontrolsüz olarak

seyretmesi nedeniyle sürücüsünün alkollü olduğu şüphesi üzerine durdurulduğu,

sürücüye alkolmetre ile kontrol yapıldığı, cihazın

tespitine göre 159 promil alkollü olduğunun

anlaşıldığı, ayrıca Bursa Adli Tıp Grup Başkanlığının otopsi raporuna göre de

193 mg/dl kanda etanol bulunduğu, sürücü hakkında ceza tutanağı düzenlendiği,

aracın trafik muayenesinin geçmiş olduğu, sigorta poliçesinin de bulunmaması

nedeniyle de görevli polis memurları tarafından aracın bağlanmak istendiği, bu

durumu anlayan sürücünün trafik memurlarının dalgınlığından istifade ederek

araca binerek olay yerinden kaçmaya başladığı, tanık Hasan Bincan’ın

da aynı araçta yolcu olarak bulunduğu, tanık Hasan’ın uyarısına rağmen araç

sürücüsü Halil Bulut’un trafik kurallarına uymaksızın hızlı şekilde kırmızı

ışık uyarılarına da dikkat etmeden, zaman zaman tehlikeli şekilde şerit

değiştirerek seyredip kendisini takip eden polis memurlarından kaçmaya

çalıştığı, megafon ve far sinyali ile durması hususunda uyarı yapıldığı, ayrıca

2 kez de silahla havaya uyarı atışı yapıldığı, aracın durmayacağını düşünen

sanığın, maktülün kullandığı araca 11,30 metre

yaklaştığında durmasını sağlamak için arka tekerleğine doğru 13 kez ateş

ettiği, bu mermilerden 11 adedinin teker, tampon gibi aracın alt kısımlarına

isabet etmesine rağmen 2 adet merminin bu noktalara değil daha üst kısımlara

isabet ettiği, bilirkişinin 10 nolu mermi olarak

belirlediği merminin sürücünün oturduğu koltuktan girmek suretiyle sırtına

isabet edip kalp ve akciğer yaralanmasına yol açarak ölümüne sebebiyet verdiği

anlaşılmaktadır.

Bu kabul doğrultusunda, suçun

vasıflandırılması, eylemi gerçekleştirdiği konusunda tartışma olmayan sanığın

hareketinde hukuka uygunluk nedeninin bulunup bulunmadığının belirlenmesi

gerekmektedir.

Sanık hakkında olası kast altında adam

öldürmek suçundan cezalandırılması istemi ile dava açılmıştır. Olası kast TCK.nun 21/2.maddede “kişinin

suçun kanuni tanımındaki unsurlarının gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen

fiili işlemesi halinde olası kast vardır” şeklinde tanımlanmış olup, uygulama

ve öğretide yapılan kabule göre, sonucun öngörülmesine rağmen “olursa olsun”

anlayışı içinde hareket etmektir. Olası kastın varlığından bahsedilmek için

sonucunun da kabullenilmesi gerekmektedir. Bu açıdan değerlendirme

yapıldığında, sanığın ve bulunduğu aracın hareket halinde olması, maktülün aynı şekilde hareketli bir araç içinde bulunması

göz önünde bulundurulduğunda, yapılan atış sonucu merminin sekebileceği ve

istenilen yerden başka bir hedefe de isabet edebileceği öngörülebileceği

düşünülebilir. Ancak sanığın meydana gelen sonucu kabul ettiği ve bu amaçla

ateş ettiğini ispat etmek mümkün değildir.

Sanık, trafikte görevli polis memurudur. TCK.nun 24/1 maddesi gereğince

“kanun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilemez.” Bu düzenleme hukuka

uygunluk nedeni olarak Ceza Kanununda yer almıştır. Polis vazife ve selayet yasasının 16.maddesinde hangi koşullarda silah

kullanılabileceği açıklanmıştır. Suç tarihinde yürürlükte bulunan yasanın

16.maddesi gereğince ağır hapis gerektiren bir suçtan sanık veya mahkum olup da zabıta tarafından aranmakta olan şahsın

yakalanması sırasında kaçması veya dur emrine kulak asmaması halinde başka

türlü ele geçirilmesi kabul olmasa, yine Ağır Cezalık suçtan dolayı suçüstü

halinde yakalanmak istendiği sırada kaçar veya başka bir şekilde ele geçirilme

imkanı olmasa silah kullanma yetkisi doğmaktadır. Bu maddede 02.06.2007 tarih

5681 sayılı kanunun 4.maddesi gereğince yapılan değişiklik sonunda ise,

hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri

verilmiş olan kişilerin yada suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla veya sağlayacak ölçüde silah

kullanmaya yetki verilmektedir. Yasada değişiklik öncesi ve sonrası yapılan

düzenlemeden anlaşılacağı üzere, şüphelinin hakkında yakalama kararının

bulunması veya suçüstü halinde görülmesi, yakalanmak istenmesine rağmen

kaçması, dur ihtarına uymaması, ayrıca silahla uyarı atışı yapılması, buna

rağmen ele geçirilmesinin mümkün olmamasının yanında başka şekilde de

yakalanmasının mümkün olamaması durumunda silah kullanmak gerekebilecektir.

Olayımızda, başlangıçta suç teşkil edebilecek

bir hareket bulunmamaktadır. Şüphelinin alkollü araç kullanması kabahat nevinden görülmüş ve ceza tutanağı düzenlenmiştir. Kaldı ki

alkollü araç kullanmak suretiyle trafik düzeninin bozulduğu ve TCK.nun 179 maddedeki suçun

oluştuğu kabul edilse bile ruhsatı ve plaka numarası alınan, ceza tutanağı

düzenlenen şüphelinin silahla ateş etmeden de yakalanması mümkündür. Şüphelinin

bir süre daha takip edilip şehirlerarası karayolu güzergahında

bulunan diğer güvenlik görevlilerine haber verilip barikat kurulmak suretiyle

de engellenmesi olağan iken sanığın silah kullanma yetkisi doğduğu düşüncesiyle

ateş ettiği, ancak hukuka uygunluk nedeninin gerçekleşmediği, sanığın bu durumu

bilebilecek tecrübeye sahip olduğu, dolayısıyla ceza sorumluluğunun tamamen

kaldırılmasının söz konusu olmadığından sanık hakkında 30/3 maddesi

yollamasıyla 25/1 maddesi uygulanamayacaktır. TCK.nun 27/1 maddesinde ceza sorumluluğunu kaldıran

nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde fiilin taksirle işlenmesi

durumunda cezalandırılabiliyorsa taksirli suç sebebiyle cezalandırılabileceği

hükme bağlanmıştır.

Sanık, maktülü uzun süre takip etmiş, yolda seyir sırasında trafik

düzenini bozucu şekilde de seyir edilmesine rağmen yapılan uyarıları da dikkate

almaksızın seyreden sürücünün aracını durdurmak için arka tekerleklerine ateş

ettiği, kast olmaksızın mermilerden birisinin sekmesi sonucu ölüme sebebiyet

verdiği, bu nedenle olayda olası kastın gerçekleşmediği, yukarıda açıklandığı

şekilde hukuka uygunluk nedenlerinden olan kanunun emrini yerine getirme

hususunda kast olmaksızın sınır aşıldığı için sanığın taksirle suçtan

cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır.

Olayın meydana geliş şekline göre, dikkat ve

özen yükümlülüğüne aykırılık sonucu sanığın bir kişinin ölümüne sebebiyet

vermek suçundan cezalandırılması gerektiğinden, sanığın kusur durumu, olayın

gerçekleşme şekli göz önünde bulundurularak ceza alt sınırdan belirlenmiştir.

HÜKÜ M

Yukarıda açıklanan nedenlerle,

Sanığın olası kast ile bir kişiyi öldürmek

suçundan cezalandırılmasına yer olmayıp, sabit olan eylemi ceza sorumluluğunu

kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması sonucu bir kişinin

öldürülmesine sebebiyet vermek eyleminden dolayı taksirle adam öldürmek

suçundan cezalandırılması gerektiği için TCK.nun

27/1 maddesi yollamasıyla TCK.nun 85/1 maddesi

gereğince suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suçun işlendiği

zaman ve yer, suçun konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya

tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurun ağırlığı, failin güttüğü

amaç ve saiki göz önünde bulundurularak 3 YIL HAPİS

CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

TCK.nun 27/1 maddesi

gereğince sanığın cezasından 1/3 oranında indirim yapılarak 2 YIL HAPİS CEZASI

İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın suç sonrası ve yargılama sürecindeki

davranışları ile suçtan pişmanlık duyduğu anlaşıldığından TCK.nun 62/1 maddesi gereğince cezasından 1/6

oranında indirim yapılarak 1 YIL 8 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

Sanığın sosyal ekonomik durumuna göre hapis

cezasının adli para cezasına dönüştürülmesine YER OLMADIĞINA,

Zarar miktarı karşılanmadığından ve koşulları

oluşmadığından CMK.nun 231/5

maddesinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,

5237 sayılı TCK.nun 51/1 maddesi gereğince sanığın yargılama

sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda

Mahkememizde olumlu bir kanaat oluştuğundan kısa süreli hürriyeti bağlayıcı

cezasının ERTELENMESİNE, ... (karar verilmiştir). "

12.Başvurucu ve diğer katılanların temyizi üzerine anılan

Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/2/2013

tarihli ve E.2009/8911, K.2013/906 sayılı ilamıyla onanmış ve karar aynı

tarihte kesinleşmiştir. Onama ilamının gerekçesi şöyledir:

"1-Oluşa, dosya içeriğine ve gösterilen gerekçeye göre: mahkemenin

sanığın eylemini, "TCK.nun

27/1 maddesi yollamasıyla taksirle öldürme" suçu olarak nitelendirmesinde

bir isabetsizlik görülmediğinden, sanığın bilinçli taksirle öldürme suçundan

cezalandırılması gerektiğine yönelen tebliğnamedeki

bozma düşüncesi benimsenmemiştir.

2-Toplanan deliller karar yerinde incelenip,

sanık Kadir'in suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun

şekilde suç niteliği tayin, takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği

takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen

dosyaya göre verilen hükümde isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafiinin TCK.nun

24/1 ve CMK.nun 231. maddelerinin uygulanması

gerektiğine, katılanlar Halime ve Makbule vekilinin eksik incelemeye, suç

niteliğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün tebliğnamedeki düşünce aykırı olarak (ONANMASINA),

12/02/2013 gününde oybirliğiile karar verildi."

13. Başvurucu, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini, 23/12/2013 tarihinde Mahkemeye başvurmasıyla bu tarihte

kararı öğrendiğini beyan etmiş ve başvuru ekinde 23/12/2013 tarihli belge

örneği alma tutanağınısunmuştur. Başvurucu22/1/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Mahkemenin E.2006/414 sayılı dosyasının UYAP üzerinden

incelenmesi neticesinde Cumhuriyet Başsavcılığının 16/4/2013

tarihinde ilgili polis memuru hakkında ceza fişi düzenlediği, anılan ceza

fişinde kesinleşme tarihi olarak 12/2/2013 tarihine yer verildiği görülmüştür.

15. Yine 16/4/2013 tarihinde Mahkeme

tarafından Yargıtay ilamına ilişkin bilgilere yer verilerek kesinleşme şerhi

düzenlenmiştir.

B. İlgili Hukuk

16. 5237 sayılı Kanun'un 21. maddesinin (2)numaralı fıkrası, 22., 81., 85. maddeleri ve 87. maddesinin (4) numaralı

fıkrası.

IV.İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 16/6/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu, Balıkesir Ağır Ceza

Mahkemesinin hukuk kurallarını ve delilleri eksik ve hatalı değerlendirmesi

sonucu babasının polis memuru tarafından vurularak öldürülmesine rağmen sanığa

hak ettiği cezanın verilmeyerek etkili soruşturma ve kovuşturma yapılmaması

nedeniyle Anayasa'nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan yaşam hakkı ile adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle

başvurucu tarafından Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma ve etkili başvuru hakları ile bağlantı kurularak ileri sürülen

iddiaların Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

B. Değerlendirme

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. Haklı bir mazereti nedeniyle süresi

içinde başvuramayanlar, mazeretin kalktığı tarihten itibaren onbeş gün içinde ve mazeretlerini belgeleyen delillerle birlikte

başvurabilirler…"

21. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) "Başvuru süresi ve mazeret"

kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

22. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de otuz günlük süre

kuralıdır. Sürenin, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gerekir (Deniz Baykal, B. No: 2013/7521, 4/12/2013, § 32).

23. Bireysel başvurunun süre koşuluna bağlanmasıyla

başvuruculara, bireysel başvuruda bulunmak için imkân yanında hukuki belirlilik

de sağlanmaktadır. Dolayısıyla dava açma ya da kanun yollarına başvuru için

belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde

kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim

hakkına aykırı değildir (Remzi Durmaz,

B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27).

24. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten; başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmektedir. Anılan düzenlemelerde başvuru yolu öngörülen

durumlarda bireysel başvuru süresinin başlangıcına ilişkin olarak "başvuru

yollarının tüketildiği" tarihten söz edilmekte ise de haberdar olunmayan

bir hususta başvuru yapılamayacağı dikkate alınarak bu ibarenin "nihai

kararın gerekçesinin öğrenildiği" tarih olarak anlaşılması gerekir. Bu

öğrenme somut olayın özelliklerine göre farklı şekillerde gerçekleşebilir (A.C. ve diğerleri, [GK], B. No: 2013/1827,

25/2/2016, § 25)

25. Bireysel başvuru süresi bakımından "nihai kararın

gerekçesinin tebliği", öğrenme şekillerinden biridir (Mehmet Ali Kurtuldu, B. No: 2013/5504, 28/5/2014, § 27). Ancak öğrenme, gerekçeli kararın tebliği

ile sınırlı olarak gerçekleşmez; başka şekillerde de öğrenme söz konusu

olabilir. Bu kapsamda nihai kararın gerekçesinin "dosyadan suret

alınması" gibi hâllerde de öğrenilmesi mümkündür. Başvurucunun, nihai

kararın gerekçesini"öğrendiğini beyan ettiği

tarih" de bireysel başvuru süresinin başlangıcı olarak ele alınabilir (İlyas Türedi, B. No: 2013/1267, 13/6/2013, §§ 21, 22).

26. Diğer yandan nihai kararın gerekçesi öğrenilmemiş olmakla

birlikte sonucunun öğrenildiği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir

durumda sonucu öğrenilen nihai kararın gerekçesine derece mahkemesinden kesin

olarak erişilebilmesi mümkün ise bireysel başvuru süresinin sonucun öğrenildiği

tarihten itibaren başlatılması gerekir. Bu kapsamda bir ceza mahkûmiyetine

ilişkin nihai kararın sonucunun infaz aşamasında "yakalama", "müddetname veya çağrı kağıdının ya da ödeme emrinin

tebliği" suretiyle öğrenildiği durumlarda başvurucu, nihai kararın

sonucundan haberdar olmakta ve nihai karar gerekçesini kesin olarak öğrenme

olanağına sahip bulunmaktadır (Aydın Selçuk,

B. No: 2014/3194, 20/11/2014, § 24; Özgür Çapkın, B. No: 2014/2546,

30/12/2014, § 24; Halil Aslan, B.

No: 2014/3038, 10/12/2014, § 38).

27. Nihai kararın gerekçesinin bir şekilde öğrenilemediği veya

nihai kararın sonucunun öğrenilip gerekçesinin kesin olarak öğrenilme imkânının

elde edilemediği hâllerde başvuru süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağının

da belirlenmesi gerekir. Aksi hâlde sınırsız bir başvuru süresi söz konusu

olabilecektir. Bu kapsamda bireysel başvuru süresinin başlangıç tarihinin

tespitinde başvurucuların özen yükümlükleri ile mahkemeye erişim haklarının

aşırı sınırlanmaması hususları birlikte dikkate alınmalıdır (A.C. ve diğerleri, § 28).

28. Başvurucuların bireysel başvuruda bulunmak üzere dava ve

başvurularını takip etmek için gerekli özeni gösterme yükümlülükleri vardır. Bu

yükümlülük kapsamında ilk derece mahkemesine ulaşan nihai kararın gerekçesini

öğrenme konusunda gerekli özeni gösterme sorumluluğu başvuruculara aittir.

Diğer bir ifadeyle başvurucular veya vekillerinin ilk derece mahkemesine ulaşan

kararın bir örneğini almak için özenli davrandıklarını kanıtlamaları gerekir (A.C. ve diğerleri, § 29; benzer yöndeki

AİHM kararları için bkz. Ölmez/Türkiye

(k.k.), B. No: 39464/98, 1/2/2005;

Refik Alpaya ve

İbrahim Dağılma/Türkiye (k.k.), B. No:

34384/08, 12/3/2013, § 16).

29. Mevzuatta Yargıtay ceza dairelerinin kararlarının taraflara

tebliğine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Ceza yargılamasında nihai

kararın tebliğ edilmediği durumlarda kararın derece mahkemesine ulaşmasından ve

böylece gerekçesinin erişilebilir olmasından sonra özen yükümlülüğü kapsamında

makul bir süre içinde bireysel başvuru yapmak isteyen ilgililerden karara

erişmeleri ve karar gerekçesini öğrenmeleri beklenir. Bu kapsamda erişilebilir

olan nihai kararın en geç üç ay içinde ilgilileri tarafından bilindiği ve

gerekçesinin öğrenildiği kabul edilmelidir. Aksi tespit edilmediği sürece

bireysel başvuru için Kanun'da öngörülen otuz günlük başvuru süresi

başlayacaktır (A.C. ve diğerleri,

§ 30).

30. Somut olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi 12/2/2013

tarihli ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin kararının onanmasına karar vermiştir.

31. Başvurucu, bireysel başvuru dilekçesinde başvuruya konu

nihai kararın kendisine tebliğ edilmediğini ve bu kararı öğrenme tarihinin Derece

Mahkemesine başvurduğu 23/12/2013 tarihi olduğunu

ifade etmiştir.

32. Başvuru evrakında ve dava dosyasındaki belgelerde, başvuru

konusu nihai kararın (Yargıtayın ilamının), ilk

derece mahkemesi olan Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesine ne zaman ulaştığına

dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Nihai karara konu Balıkesir 1.Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2006/414 sayılı dosyasının UYAP üzerinden incelenmesi

neticesinde -Yargıtay ilamının söz konusu Mahkemedeki kayıt tarihi kesin olarak

belirlenememiş ise de- Mahkemenin 16/4/2013 tarihinde

söz konusu karara ilişkin kesinleşme şerhi ve ceza fişi düzenlediği

görüldüğünden Yargıtay ilamının en geç bu tarihte Mahkemeye ulaştığının kabul

edilmesi gerekmektedir.

33. Başvurucu açısından 16/4/2013

tarihi itibarıyla İlk Derece Mahkemesinin dosyasına girmiş olan nihai kararın

başvurucunun özen yükümlülüğü kapsamında bu tarihten itibaren en geç üç ay

içinde karara erişilmesi ve karar gerekçesinin öğrenilmesinin gerçekleştiğinin

kabul edilmesi gerekmektedir. Başvuru tarihinin 22/1/2014

olduğu dikkate alındığında başvurunun süresi içinde yapılmış olduğunun kabul

edilmesi mümkün değildir.

34. Açıklanan nedenlerle başvurunun süre aşımı nedeniyle reddi gerekir.

Alparslan ALTAN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

16/6/2016 tarihinde, Alparslan ALTAN ve

Muammer TOPAL'ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Başvuru, başvurucunun babasının

27.8.2006 tarihinde Balıkesir şehir merkezinde trafik kontrolü sonrasında

yapılan takip sırasında polis memuru tarafından silahla vurularak öldürülmesi

olayı ile ilgili soruşturmanın etkili olarak yürütülmemesi ve sanık polis

memuru hakkında taksirle adam öldürme suçundan ceza verildikten sonra cezanın

da ertelenmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

2. Çoğunluk görüşüyle, Yargıtay ilamının

16.4.2013 tarihinde mahkemesine ulaştığı kabul edilerek başvurucunun özen

yükümlülüğü kapsamında bu tarihten itibaren en geç üç ay içinde karara erişmesi

gerektiği ve bu tarih itibariyla karar gerekçesini

öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiğinden bahisle başvurunun süresinde olmadığı

ve bu nedenle süre aşımından dolayı başvurunun reddine karar verilmiştir.

3. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı, dokunulmaz

ve vazgeçilmez temel bir hak olup Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde devlete pozitif ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 50).

4. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin

boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu

kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesini

gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri,

B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük

sadece bir kamu görevlisinin eylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm

olayları açısından geçerli değildir. Devletin -doğal olmayan her ölüm olayında

kendisi, öldürmeme ya da yaşamı koruma yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da-

gerçekleşen ölümün sebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik

etkili bir soruşturma yapmamış olması, soruşturma yükümlülüğünün ihlalini

doğurabilir. Zira bu tür olaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam

hakkını korumak için ihdas edilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde

uygulanmasının güvencesini oluşturmaktadır (Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §§ 25,

26).

5. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı yaşam hakkını koruyan

mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm

olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin, başvuruculara

üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği; tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56,

benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kolevi/Bulgaristan, B. No: 1108/02, 5/11/2009,

§ 192).

6. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adına

soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek,

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir.

Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması

imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski

taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 57). Bu kapsamda yetkililerce tanıklarının ifadelerinin alınması, bilirkişi

incelemeleri ve gerektiğinde eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân

verecek otopsinin yapılması gibi söz konusu olaylarla ilgili kanıtların elde

edilmesi için soruşturma konusu olayın gerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerin

alınması; ölümün gerçekleşme sebebinin objektif analizinin yapılması,

soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların

kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması ve soruşturma

sonucunda verilen kararın, yaşam hakkına yönelik bir müdahale varsa bu

müdahalenin, Anayasa’nın aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir

müdahale olup olmadığına yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, § 99; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:

2013/9461, 15/12/2015, § 73).

7. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

8. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilme

ve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Elbette ki bazı özel

durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya

da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılan

kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri, yaşanan olayların daha

sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olan

bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya da

kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik bir

öneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.

No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka, § 29).

9. Başvuru konusu olayda Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının

25.9.2006 tarihli ve 2006/180 sayılı iddianamesi ile polis memuru sanık

hakkında olası kastla adam öldürme suçundan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununun 81/1 ve 21/2. maddeleri ile cezalandırılması talebiyle kamu davası

açılmış, Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesinin 18/4/2008

tarihli ve E.2006/414, K.2008/136 sayılı kararıyla değişen suç vasfı nedeniyle

kastın aşılması sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan sanık

polis memuru 1 yıl 8 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş ve verilen ceza

ertelenmiştir. Başvurucu ve diğer katılanların temyizi üzerine anılan Mahkeme

kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/2/2013 tarihli

ve E.2009/8911, K.2013/906 sayılı ilamıyla onanmış ve karar aynı tarihte

kesinleşmiştir. Başvurucu, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini, 23/12/2013 tarihinde Mahkemeye başvurmasıyla bu tarihte

kararı öğrendiğini beyan etmiş ve başvuru ekinde 23/12/2013 tarihli belge

örneği alma tutanağını sunarak 22/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

10. Belirtilen durum karşısında

kendisine tebligat yapılmayan başvurucunun ilk derece mahkemesi tarafından

18.4.2008 tarihinde karara bağlanmasına rağmen Yargıtay tarafından bundan makul

bir süre olarak görülemeyecek bir sürede yaklaşık 5 yıl sonra ancak

sonuçlandırılan davada onama kararını öğrendiğini beyan ettiği tarih esas

alındığında, süresinde yapıldığı açık olan ve yaşam hakkını ilgilendiren

başvuruda davaya katılan durumunda bulunan başvurucuya üç ay içerisinde karara erişmesi

ve karar gerekçesini öğrenmesi şeklinde kanunlarda olmayan bir özen

yükümlülüğünün yüklenmesi, somut olayın özelliklerini gözardı

eden ve başvuru hakkını aşırı biçimde kısıtlayan dar bir yorum niteliğindedir. Devletin pozitif yükümlülüklerinin

bulunduğu yaşam hakkına ilişkin bir alanda başvurucuyu Yargıtayda

geçen 5 yıl boyunca üçer aylık sürelerle mahkemeye giderek dosyanın dönüp

dönmediğini araştırma yükümlülüğü altında bırakmak yaşam hakkının ve bireysel

başvuru hakkının niteliğiyle bağdaşmaz.

11. Bu nedenle başvurunun süresi içerisinde yapıldığı ve kabul

edilebilir bulunması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun başvurunun

süre aşımı nedeniyle reddine yönelik kararına katılmadım.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Cüneyt

DURMAZ

Başvurucu

:

Makbule

GÜNEY

Üye Alparslan ALTAN Üye Muammer TOPAL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/1278, 16 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. "Delillerin Takdiri Ve Gerekçe
  8. Hükü M
  9. B. İlgili Hukuk
  10. Iv.inceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle
  13. B. Değerlendirme
  14. A. Başvurunun süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük
  17. Yıldırım
  18. Kömürcü
  19. Altan
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. Durmaz
  23. Güney
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/1278
Tarih
16 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Nihat Baymiş Başvurusu (B. No: 2014/10373)
  • Ebubekir Keskin Başvurusu (B. No: 2014/2430)
  • Hikmet Aslan Başvurusu (B. No: 2014/11036)
  • Tuncay Yazıcı Başvurusu (B. No: 2014/735)
  • Cevat Günbeği Başvurusu (B. No: 2014/6387)
  • Yılmaz Benek Başvurusu (B. No: 2014/2087)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.