İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nihat Baymiş Başvurusu (B. No: 2014/10373)

1. Başvuru, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi, ana

Başvuru No2014/10373Tarih30 Haziran 2016Okuma14 dk · 2.895 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nihat Baymiş Başvurusu

Karar tarihi
30 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/10373
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.895 kelime·14 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, delillerin eksik ve hatalı değerlendirilmesi, ana

dilde savunma yapma imkânı verilmemesi ve savunma yapmak için yeterli

kolaylıklardan faydalandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının;

gerekçeli kararın yaklaşık beş ay sonra tebliğ edilmesi nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. Birinci

Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 20/2/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

1/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 2/4/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucuve diğer sekiz şüpheli

hakkında PKK terör örgütünün talimatları doğrultusunda örgüt adına yasa dışı

olaylarda kullanmak amacıyla bomba ve molotof

yapımında kullanılan malzemeler ile terör örgütünün pankartlarını ve molotof bulundurdukları iddiasıyla 18/4/2011 tarihinde adli soruşturma başlatılmıştır.

10. Başvurucu 18/4/2011 tarihinde gözaltına alınmış, Diyarbakır

6. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli) Nöbetçi Hâkimliğinin

21/4/2011 tarihli ve 2011/37 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

11. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 21/6/2011 tarihli ve

E.2011/1222 sayılı iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye

olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak

bulundurma veya el değiştirme, terör örgütünün propagandasını yapma suçlarından

cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.

12. Başvurucu, hüküm celsesinde savunmasını tercüman yardımından

faydalanarak yapmış; son sözünde beraatini talep

etmiştir.

13. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi, 25/4/2013 tarihli

duruşmada hükmü açıklamış ve başvurucunun tehlikeli

maddeleri izinsiz bulundurma ve terör örgütüne üye olmamakla örgüt adına suç

işleme eylemlerinin örgüte silah sağlama suçunu

oluşturduğunu belirterek 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına

ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Terör örgütünün propagandasını

yapmak suçundan açılan kamu davasında ise kovuşturmanın

ertelenmesine karar verilmiştir.

14. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"(...) yasa dışı gösteriler sırasında

güvenlik güçleri ile şahıslara ve kamuya ait mallara yönelik olarak yapılacak

olan eylemlerde kullanacaklarının açık olduğu, molotof

kokteyli ve el yapımı bomba yapımında kullanılacak malzemelerin sanığın içinde

bulunduğu binada bulunduğu, ayrıca malzemelerin bulunduğu yerde elde edilen ve

malzemelerin taşınmasında kullanıldığı değerlendirilen poşetler ile suçta

kullanılan malzemeler üzerinde sanık Nihat BAYMİŞ'in [Başvurucu] parmak izinin tespit edildiği anlaşıldığından,

sanığın aksi yöndeki savunmalarına itibar edilmemiştir.

(...)

Söz konusu, kanun hükümleri dikkate alındığında;

örgüt üyesi olduğu tespit edilemeyen sanığın, terör örgütünün çağrıları

doğrultusunda bir gün sonra KCK duruşmasını protesto etmek için düzenlenecek

gösterilerde ve eylemlerde kullanılmak üzere molotof kokteylive el yapımı bomba imal etmek için olay yerine

geldiği, yapılan aramalarda, patlayıcı maddeler kapsamında kalan molotof kokteyli ve el yapımı bomba yapımında kullanılan

malzemelerin ele geçirilmek suretiyle terör örgütüne silah sağlamaya teşebbüs

ettikleri anlaşıldığından, sanığın 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 315/1

maddesi gereğince silah sağlama suçundan dolayı cezalandırılmalarına karar

vermek gerekmiştir.

(...)

Sanığın, malzemelerini temin etmek suretiyle

imal etmek istediği molotof kokteylive

el yapımı bomba yerleşik uygulamalardoğrultusunda Türk Ceza Kanununun 6/1-f ve 174/1 maddeleri kapsamında

tehlikeli madde ve silah niteliğindedir.

(...)

Açıklanan sebeplerle; örgüt üyesi olduğu

tespit edilemeyen sanığın, terör örgütünün çağrıları doğrultusunda bir gün

sonra KCK duruşmasını protesto etmek için düzenlenecek gösterilerde ve

eylemlerde kullanılmak üzere molotof kokteyli ve el

yapımı bomba imal etmek için olay yerine geldiği, malzemeleri temin ettiği,

yapılan aramalarda, patlayıcı maddeler kapsamında kalan el yapımı bomba ve molotof kokteyli yapımında kullanılan malzemelerin ele

geçirilmesi suretiyle ve bu malzemeleri de 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 174.

maddesinde tanımlanan patlayıcı maddeler kapsamında kalan el yapımı bomba ve molotof yapımında kullanacağının anlaşılması karşısında;

5237 Sayılı Türk Ceza Kanununun 315/1 maddesi kapsamında kalan silah sağlamaya

teşebbüs suçunu işlediği sonuç ve kanaatine varılmıştır."

13. Kovuşturmanın ertelenmesi kararına yapılan itiraz 25/9/2013

tarihinde reddedilmiştir.

14. Hükmün başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay

9. Ceza Dairesinin 20/2/2014 tarihli ve E.2013/17824, K.2014/1992 sayılı ilamı

ile onanmasına karar verilmiştir.

15. Müddetname başvurucuya 27/5/2014

tarihine tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 315.

maddesi şöyledir:

“Yukarıdaki maddede tanımlanan örgütlerin

faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu

örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silâh temin eden,

nakleden veya depolayan kişi, on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”

17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

202. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek

ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla

duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir

(...)

(4) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.)

Ayrıca sanık;

a) İddianamenin okunması,

b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği

başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra

uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine

getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân,

yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye

kullanılamaz”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

18. Mahkemenin 30/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama

kararı olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, deliller eksik ve

hatalı olarak değerlendirilerek mahkûmiyetine karar verildiğini, farklı bir

cezaevine nakledilmesi nedeniyle müdafiiyle sağlıklı

olarak görüşme fırsatını elde edemediğini, birçok duruşmaya katılımının

sağlanmadığını, ana dilde savunma yapmasına izin verilmediğini, Mahkemenin

gerekçeli kararı yaklaşık beş ay sonra kendisine tebliğ etmesi nedeniyle bu

süre içinde tutukluluk incelemesinin yapılmadığını, kendisine haksız yere ceza

verildiğini, son duruşmanın sağlıklı yürütülmediğini, son sözünün sorulmadığını

ve hükmün yüzüne karşı okunmadığını belirterek Anayasa’nın 12., 19., 23. ve 38.

maddelerinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği, yerleşme ve seyahat

hürriyeti, adil yargılanma hakları ile suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat, yeniden yargılanma ve tahliye

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak, geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama

giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça

dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi

gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununiddialarının

kişi hürriyeti ve güvenliği ve adil yargılanma hakları kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir. Öte yandan, kovuşturmanın ertelenmesi kararına

yönelik başvuru yapılmadığından anılan karar yönünden değerlendirme

yapılmamıştır.

a. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

i. Yakalama ve Gözaltına

İlişkin İddialar

22. Başvurucu, hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama

kararı olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını ileri sürmüştür.

23. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre

23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk veya gözaltı

durumuna ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabul

edilmiştir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali

Öksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§

24-29). Bu ilkeler temelinde yapılan değerlendirmede başvurucunun gözaltı hâli,

tutuklama kararı verildiği 21/4/2011 tarihinde sona ermiş olduğundan başvurunun

bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Gerekçeli Kararın Geç Yazıldığına İlişkin

İhlal İddiaları

24. Başvurucu ayrıca gerekçeli kararının yaklaşık beş ay sonra

kendisine tebliğ edilmesi nedeniyle bu süre içinde tutukluluk incelemesinin

yapılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

25. Anayasa’nın 19. maddesininsekizinci

fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

26. Anyasa'nın bu hükmü uyarınca

hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada

kısıtlama sebebi bakımından bir ayrım yapılmadığından, başvuru hakkı kuvvetli

suç şüphesi ve tutuklama nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılma ile sınırlı

değildir. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özgürlükten

yoksun bırakılma hallerinde de bu güvence geçerlidir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,

6/3/2014, § 80).

27. 5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi, soruşturma ve kovuşturma

evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanığın salıverilmesini isteyebileceği,

şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verileceği, dosya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki kararın Yargıtay ilgili Dairesi veya

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verileceği hükümlerini içermektedir.

28. Hüküm tarihinden itibaren uzun süre gerekçeli kararın

dosyaya konulmamış olması,başvurucuların,

mahkûmiyete bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararları temyiz mercii

önüne götürememesi sonucunu doğurur. Özgürlükten yoksun bırakılmaya ilişkin

kararın hukukiliğinin temyiz mercii önünde denetletme hakkının kullanamaması,

hukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerine uygun düşmez (Mehmet İlker Başbuğ, § 84)

29. Anayasa Mahkemesi, Mehmet

İlker Başbuğ (B. No: 2014/912, 6/3/2014) başvurusunda, hükmün

açıklanmasından itibaren geçen yedi ay sürede gerekçenin açıklanmaması

nedeniyle temyiz incelemesinin yapılamadığına ve salıverilme talebinin temyiz

merciince incelenemediğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna ve

Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar

vermiştir.

29. Başvurucunun durumu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası anlamında “suç şüphesine bağlı tutma” kapsamından çıkmış, ikinci fıkra

bağlamında “bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmaya” dönüşmüştür. Bu

aşamada ilgili mevzuat gereği, özgürlükten yoksun bırakmanın dayanağı olan

hükmün gerekçesi hükümle birlikte tümüyle tutanağa geçirilmemişse

açıklanmasından itibaren en geç on beş gün içinde dava dosyasına konması

gerekir. Ancak gerekçeli kararın geç yazılmasına karşı gidilebilecek bir

başvuru yolu bulunmamaktadır.

30. İddia edilen ihlalin başvuru yollarının mevcut olmadığı bir

devam eden durum oluşturması hâlinde otuz günlük süre, devam eden durumun

sonunda başlar, durum devam ettiği sürece işlemez (Iordache/Romanya, B. No: 6817/2, 14/10/2008, § 50; Varnava ve Diğerleri/Türkiye [BD], B. No:

16064/90, 18/9/2009, § 161; Etienne TETE/Fransa (k.k.),

B. No: 11123/84, 9/12/1987, § 2 (Hukuk)). Devam eden durum sona erdiğinde ise

başvuru süresine ilişkin kural uygulanmaya başlayacaktır. Dolayısıyla gerekçeli

kararın geç yazılması nedeniyle özgürlükten yoksun kılmanın hukukiliğinin

denetlettirilemediği yönündeki ihlal iddialarının en geç gerekçeli kararın

yazıldığının öğrenilmesinden itibaren otuz içinde bireysel başvuru konusu

yapılması gerekir.

31. Başvurucu, hüküm tarihinden itibaren beş ayı aşan bir

süredir gerekçeli kararın kendisine tebliğ edilememesi nedeniyle mahkûmiyete

bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararı, temyiz mercii önüne

götüremediğinden şikâyetçi olmuştur. Ancak bireysel başvuru doyasında

başvurucunun kararın geç yazılması üzerine mahkemeye müracaat ederek tahliye

talebinde bulunduğuna veya hüküm ile birlikte verilen "tutukluluk hâlinin

devamı" kararına itiraz ettiğine dair bir veri bulunmamaktadır.

32. İlk Derece Mahkemesi 25/4/2013 tarihinde nihai kararını

vermiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi’nden (UYAP)yapılan araştırmada

gerekçeli kararın 16/7/2013 tarihinde yazıldığı ve 21/8/2013 tarihinde

başvurucuya tebliğ edildiği görülmektedir. Başvurucu, en geç gerekçeli kararın

kendisine tebliğ edilmesinden itibaren otuz gün içerisinde bireysel başvuruda

bulunması gerekirken hükmün onanmasından itibaren bireysel başvuruda

bulunmuştur.

33. Açıklanan nedenlerle 11/6/2014 tarihinde yapılan bireysel

başvuruda süre aşımı olduğu

sonucuna varılmıştır.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

i. Tercümandan Yararlanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, ana dilde savunma hakkı tanınmaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

36. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e)

bendindeki konuya ilişkin düzenleme şu şekildedir:

“3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki

asgarî haklara sahiptir:

…

e) Mahkemede kullanılan dili anlamadığı veya

konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz olarak yararlanmak.”

37. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e)

bendi, hakkında suç isnadı bulunan kişinin, mahkemede kullanılan dili

anlamadığı veya konuşamadığı takdirde bir tercümanın yardımından ücretsiz

olarak yararlanma hakkını güvence altına almaktadır. Bu hak yalnızca hakkında

suç isnadında bulunulan kişilere tanınmış bir haktır ve bu haktan

faydalanabilmek için sanığın ödeme gücü olup olmamasının bir önemi

bulunmamaktadır (Ali İlhan Bayar,

B. No: 2013/725, 19/11/2014, § 51).

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e) bendinin ancak mahkemede konuşulan dili

bilmeyenlerin kullanabileceği bir hak getirdiğini; mahkemenin dilini “anlayan”

ve “konuşan” bir sanığın, başka bir dilde örneğin mensubu olduğu etnik dilde

savunma yapabilmesi için tercümandan yararlanma talebinde ısrar edemeyeceğini

belirtmektedir (Lagerblom/İsveç, B. No: 26891/95,

14/1/2003, §§ 61-64).

39. 5271 sayılı Kanun’un 202. maddesine 24/1/2013 tarihinde

ilave edilen (4) numaralı fıkra ile Sözleşme ve AİHM içtihatlarında ortaya

konan ölçütlerin ilerisine geçilerek tercüman hakkı genişletilmiştir. Yeni

kurala göre, sanıkların “İddianamenin

okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını,

kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde” yapabileceği

hükmü getirilmiştir. Böylece “meramını

anlatabilecek ölçüde Türkçe bilen” sanığa da sözlü savunmasını başka

dilde yapabilme imkânı getirilmiştir. Ancak bu şekilde bir talebin karşılanması

için tercüman ücretinin yatırılması gerekir.

40. Somut olayda ise başvurucu 29/9/2011 tarihli ilk duruşmada

Kürtçe savunma yapmayı talep etmiş ancak soruşturma evresinde ifadesini Türkçe

verdiği, aldığı eğitim ve sosyal konumu itibarıyla Türkçe bildiği gerekçesiyle

tercümandan yararlanma isteği reddedilmiştir. Başvurucunun, eğitim durumu

itibarıyla Türkçe bilmesi, soruşturma evresinde Türkçe ifade vermesi karşısında

yargılama aşamasında dile getirdiği ana dilde savunma yapma talebinin İlk

Derece Mahkemesince Anayasa’ya uygun olarak reddedildiği açıktır. Bu durumda

mahkemenin dilini “anlayan” ve “konuşan” başvurucunun mensubu olduğu etnik

dilde savunma yapabilmesi için tercümandan yararlanma talebinin reddedilmesinin

savunma hakkını kısıtlamadığı dolayısıyla adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki başvurucu hüküm

celsesinde tercüman eşliğinde Kürtçe savunma yapmıştır.

41. Açıklanan nedenlerle tercümandan yararlanma hakkına yönelik

bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Savunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İlişkin İddia

42. Başvurucu, farklı bir cezaevine nakledilmesi nedeniyle müdafiiyle sağlıklı olarak görüşme fırsatını elde

edemediğini, birçok duruşmaya katılımının sağlanmadığını, son duruşmanın

sağlıklı yürütülmediğini, son sözünün sorulmadığını ve hükmün yüzüne karşı

okunmadığını belirterek savunma hakkının ihlal edildiğine ileri sürmüştür.

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir.

44. AİHM “hakkaniyete uygun yargılama” kavramından hareket

ederek adil yargılamanın zımni gereklerini saptamıştır. Bu gereklerden en

önemlisi Anayasa’nın 36. maddesinde de açıkça ifade edilmiş olan “savunma hakkı”dır. Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence

altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. Bu sebeple AİHM’e göre hakkaniyete uygun bir yargılamanın

gerçekleştirilmesi için yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin

savunma hakkının yeterli ve tam olarak kullanılması ile uyumlu olması (Ludi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §§

47) ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması

gerekmektedir (Artico/İtalya, B. No: 6694/74, 13/5/1980, § 33).

45. Somut olayda tutanağa göre soruşturma evresindeki ifadesi

öncesinde başvurucuya 5271 sayılı Kanun kapsamındaki hakları hatırlatılmış;

başvurucu, avukat yardımından faydalanmak istediğini belirtmiş; başvurucuya

zorunlu müdafi atanmıştır. Başvurucu bu evrede müdafii

eşliğinde ifade vermiştir. Başvurucuya, duruşma öncesinde iddianame tebliğ

edilmiş; yargılamanın 9/9/2011 tarihli ilk celsesinde de iddianame ve ekleri

okunmuştur. Başvurucu müdafii aynı celsede ayrıntılı

savunma yapmıştır. Başvurucu, yargılama boyunca sadece bir duruşmaya

katılmamıştır. Yoklukta yapılan bu duruşmada ise başvurucunun da hazır

bulunduğu önceki celsede sunulan esas hakkındaki mütalaa yeniden okunmuştur.

Başvurucu hüküm celsesine sesli ve görüntülü bilişim sistemi aracılığıyla

katılmış, kendisine esas hakkındaki savunmasını yapma fırsatı sunulmuştur.

Başvurucu, savunmasını müdafiinin yapacağını beyan

etmiş; son sözünde tahliye ve beraat kararları verilmesini talep etmiştir. Başvurucu

müdafii ise esas hakkında savunma yapmıştır.

46. Anayasa Mahkemesi, Erol Aydeğer (B. No: 2013/4784, 7/3/2014) kararında

“savunma hakkı”yla ilgili ilkeleri belirlemiştir. Bu

ilkeler temelinde yapılan değerlendirme neticesinde somut olayda başvurucunun,

suçlamanın nedenleri ve niteliği hakkında bilgilendirildiği; duruşmaların hemen

hemen hepsinde hazır bulunmasının sağlandığı, savunmasını hazırlaması için

gerekli zaman ve kolaylıklardan faydalandırıldığı, bir müdafiin

yardımından faydalanmak suretiyle savunma hakkını kullandığı, Cezaevi

idaresinin tutumu nedeniyle müdafiiyle görüşemediğine

ilişkin bir iddia da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Öte yandan dava dosyası ve

yargılama süreci bir bütün olarak incelendiğinde başvurucunun savunma

haklarından yararlandırılmadığını gösteren bir bulguya da rastlanılmamıştır.

47. Açıklanan nedenlerle savunma hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Yargılamanın Sonucuna

İlişkin İddialar

48. Başvurucu; deliller eksik ve hatalı değerlendirilerek

mahkûmiyetine karar verildiğini, mesleği gereği bulundurduğu eşyaların aramada

tespit edilen delillerin arasında sayılmadığını, yemek taşıdığı poşet üzerinde

ele geçirilen parmak izinin aleyhinde delil olarak kullanıldığı ve kendisine

haksız yere ceza verildiğini ileri sürmüştür.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve

sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

50. Başvurucu tarafından ileri sürülen ihlal iddialarının

yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu

anlaşılmaktadır.

51. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların zaman bakımından

yetkisizlik ve süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

30/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu : Nihat BAYMİŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/10373, 30 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucununiddialarının
  12. B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali
  13. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  14. Tamamen Muaf Tutulmasına
  15. Necipoğlu
  16. Gökcan
  17. Yıldırım
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/10373
Tarih
30 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Ebubekir Keskin Başvurusu (B. No: 2014/2430)
  • Hikmet Aslan Başvurusu (B. No: 2014/11036)
  • Tuncay Yazıcı Başvurusu (B. No: 2014/735)
  • Cevat Günbeği Başvurusu (B. No: 2014/6387)
  • Yılmaz Benek Başvurusu (B. No: 2014/2087)
  • Rıdvan Çelik Başvurusu (B. No: 2014/12574)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.