İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nejat Sakaoğlu Başvurusu (B. No: 2013/9403)

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma davasında hükmedilen

Başvuru No2013/9403Tarih14 Ekim 2015Okuma20 dk · 3.996 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nejat Sakaoğlu Başvurusu

Karar tarihi
14 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/9403
R.G. Tarih – Sayı
3/12/2015-29551
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.996 kelime·20 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma davasında hükmedilen

tazminat bedelinin ödenmemesi ve kararın kesinleşme tarihinden itibaren

hükmedilen tazminata kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının

uygulanmaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 20/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/3/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve

olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlığın 22/6/2015 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve ekleri ile dava dosyasında yer aldığı

şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

6. Başvurucu, 5/4/2005 tarihinde Ankara 17. Asliye Hukuk

Mahkemesinde Ankara Valiliği (İdare) aleyhine açtığı kamulaştırmasız el atma

davasında, Ankara ili Çankaya ilçesi Topraklık mevkiinde bulunan ve kendisine

miras yolu ile intikal eden taşınmazın üzerine davalı İdare tarafından

ilköğretim okulu yapıldığını belirterek söz konusu taşınmazın İdare adına

tesciline karar verilmesini ve dava tarihinden itibaren yasal faizi ile

birlikte lehine 12.500 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

7. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi 15/12/2005 tarihli ve

E.2004/510, K.2005/425 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne, söz konusu

taşınmazın İdare adına tapuya tesciline; 3.033,66 TL'nin, dava tarihinden

itibaren değişik oranlarda yasal faiz uygulanarak davalı İdareden tahsil

edilmesine ve başvurucuya ödenmesine hükmetmiştir.

8. İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 29/5/2006 tarihli ve E.2006/3095, K.2006/6407 sayılı

ilamı ile dava konusu taşınmazın iştirak hâlinde mülkiyete tabi olduğunu, bu

nedenle diğer mirasçı paydaşların da davaya katılımının sağlanması gerektiğini,

katılım sağlanamadığı takdirde miras şirketine mümessil tayin edilmesi ve

böylelikle davaya devam edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasına

hükmetmiştir.

9. Bozma ilamına uyularak dosyanın tekrar incelenmesinin

ardından Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi 7/12/2006 tarihli ve E.2006/344,

K.2006/497 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne, söz konusu taşınmazın

İdare adına tapuya tesciline, 3.033,66 TL'nin başvurucuya ödenmesine, söz

konusu bedele dava tarihinden itibaren değişik oranlarda yasal faiz

uygulanmasına, başvurucunun fazlaya ilişkin talebinin reddine hükmetmiştir.

10. Temyiz incelemesi sonunda İlk Derece Mahkemesinin kararı,

Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 26/2/2007 tarihli ve E.2007/1044, K.2007/2170

sayılı ilamı ile onanmış; taraflarca karar düzeltme isteminde bulunulmaması

üzerine 2/4/2007 tarihinde kesinleşmiştir.

11. Başvurucu, kesinleşen Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi

kararına dayanarak 24/4/2007 tarihinde Ankara 23. İcra Müdürlüğü nezdinde icra

takibi başlatmış; borçlu İdareye 4/5/2007 tarihinde icra emri tebliğ edilmiş ve

icra takibi kesinleşmiştir.

12. Borçlu idare Ankara 23. İcra Müdürlüğüne gönderdiği

7/9/2007 tarihli yazı ile kamulaştırma faslında yeterli ödenek bulunmadığından

yeterli ödenek temin edildiğinde ilgili dosyaya ödemenin yapılacağını

bildirmiştir.

13. Başvurucu hâlen ödemenin yapılmadığını belirterek

20/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Başvurucu 6/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunduğu

dilekçe ile 6/2/2014 tarihinde borçlu İdare tarafından ödemenin yapıldığını

ancak borcun ödenmesinin yaklaşık yedi yıl sürdüğünü bu nedenle mağduriyetinin

söz konusu olduğunu ifade etmiştir.

B. İlgili Hukuk

15. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun

geçici 6. maddesinin 1., 8., 11. ve Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun

13/11/2014 tarihli ve E.2013/95, 2014/176 sayılı kararı ile iptal edilmeden

önceki 13. fıkraları şöyledir:

“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya

kamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983

tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir

ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara

kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası

olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan

talepler, bedel talep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde

hükümlerine göre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle

uzlaşma usulünün uygulanması dava şartıdır.

…

Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu

madde uyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi

yönetim bütçesine dâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için

öngörülen ödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve

Sahil Güvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve

hizmet alımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi,

belediye ve il özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe

gelirleri toplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri

toplamının en az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşen

alacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,

ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garameten

ve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ile

alacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılı

Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararı

gereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yolları

da teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlem

yapılabilir.

…

… Bu madde uyarınca ödenecek olan bedelin

tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez...

…

4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe

girdiği tarihe kadar kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması

hiç yapılmamış olmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına

ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare

tarafından kamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce

malikleri lehine hükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra

vekalet ücretleri de, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre

bütçelerden ayrılacak paydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve

işlem yapılır. Bu alacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra

kapsamında kalan taşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci

fıkra hükümleri uygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan

taşınmazlar hakkında açılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”

16. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol

Kanunu'nun “Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmiş borçlar” kenar başlıklı 34.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Ödeme

emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar, bütçeye gider yazılarak

emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak, malın alındığı veya

hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar talep edilmeyen

emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen

tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.

Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm

ödemeleri karşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma

sırasına göre ödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu

idarelerine ödenmesi gereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve

benzeri tutarlara, tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi

halinde gecikme cezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi

talep edilen emanet hesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”

17. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

“Taşınmazına

kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi,

bu eylemli duruma razı olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da

bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek

dava açması halinde, taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet

hakkının devrine razı olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek

tahsiline karar verilir.”

18. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/11/2011 tarihli ve

E.2011/5396, K.2011/22096 sayılı kararında şöyle denilmektedir:

"… Kamulaştırmasız el atma davaları

uygulamada sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile

düzenlenmiş değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve

2002/112 E. 2003/33 K. sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir.

Uygulamada kamulaştırmasız el atma davaları; İBK, HGK ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla

yön bulmaktadır. Konunun Dairemizi ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda

hükmedilen tazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür

ve oranda olması gerektiği noktasındadır. Zira kamulaştırma yasası gecikme

faizini öngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK kararları ve Dairemizin

istikrar bulmuş içtihatlarında; "Kamulaştırma bedelinin arttırılması

ilamlarında uygulanan T.C Anayasasının 4709 Sayılı Yasanın 18.maddesi ile

değişik 46/son maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesin

hükme bağlanan arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları için

öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı" hükmünden farklı olarak,

"Kamulaştırmasız el atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem

olduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle

uygulanacak faizin 3095 Sayılı Yasada belirlenen yasal faiz olduğu

belirtilerek, uygulama bu güne kadar yasal faizin uygulanması şeklinde

sürdürüle gelmiştir. Ancak, Anayasa'nın 35. maddesi ile koruma altına alınmış

olan mülkiyet hakkının, hak sahibinin rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız el

atma nedeniyle ihlali halinde, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temel

haklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmesi gerektiği

düşüncesinden hareketle, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat

ödenmediği sürece, bir mülkten mahrum bırakılmanın genelde aşırı bir ihlal

teşkil edeceği, yasal faiz oranında gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığı

görüşü gerek öğretide gerekse uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır.

Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkının

ihlalinin, mahkemelerin, kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan kişiler lehine

hükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyon

arasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân

sağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adil

tatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.

Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisine

Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimde

kullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz.

Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35. maddesinde

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınırlama

olmakla, Dairemizce içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığı hukuki

sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız el atmaya ilişkin

ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasanın 46/son maddesinde

düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının

uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır." (Aynı yönde

diğer bir karar için bkz. Yargıtay 12. HD., 26/10/2011 tarihli, E.2011/5698,

K.2011/20397)

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 14/10/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 20/12/2013 tarihli ve 2013/9403 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, Ankara ili Çankaya ilçesi Topraklık mevkiinde

bulunan taşınmazı üzerine ilköğretim okulu yapılması nedeniyle açtığı

kamulaştırmasız el atma davasında hükmedilen tazminat bedelinin hâlen kendisine

ödenmediğini ayrıca mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren söz konusu tazminat

bedeline kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanması

gerektiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde

başvurucunun, tarafı olduğu kamulaştırmasız el atma davasında lehine hükmedilen

tazminat miktarının ödenmemesi ve mahkeme kararının kesinleşmesinden

itibaren söz konusu tazminat bedeline kamu alacakları için öngörülen en yüksek

faiz oranının uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Fakat başvurucu, Anayasa Mahkemesine sunduğu 6/7/2015

tarihli dilekçe ile borçlu İdarenin 6/2/2014 tarihinde yaptığı ödeme sonucu

alacağının ödendiğini beyan etmiştir. Bu nedenle başvurucunun lehine hükmedilen tazminat miktarının ödenmediği

şikâyetinin değerlendirilmesine gerek görülmemiş, bununla birlikte Mahkeme kararının

kesinleşmesinden itibaren söz konusu tazminat bedeline kamu alacakları için

öngörülen en yüksek faiz oranının uygulanmadığı yönündeki şikâyeti mülkiyet

hakkının ihlali iddiası başlığı altında incelenmiştir. Ayrıca başvurucunun

lehine hükmedilen tazminat bedelinin geç ödenmesi nedeniyle mağduriyetinin söz

konusu olduğu şikâyeti ise adil yargılanma hakkının ihlali iddiası başlığı

altında değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

22. Başvurucu, lehine tazminata hükmedilen Mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren söz

konusu tazminat bedeline kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranının

uygulanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Anayasa'nın 46. maddesindeki düzenlemeye

göre kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformunun

uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin

gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve

turizm amacıyla kamulaştırılan toprak bedellerinin ödenmesi

taksitlendirilebilmektedir. Kanun’un taksitle ödemeyi öngörebileceği bu

hâllerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet

alacaklarına uygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtayın

istikrar kazanan içtihatlarına göre Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen faiz

oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir

(Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).

24. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle

görülen tazminat davaları ise niteliği itibarıyla haksız fiilden kaynaklanan davalar

olduğundan dava tarihi ile kararın kesinleşme tarihi arasında mahkemelerce

hükmolunan tazminata yasal faiz uygulanmaktadır. Yargıtayın

2011 yılına kadar içtihadı da Anayasa'nın 46. maddesinde düzenlenen devlet

alacaklarına uygulanan en yüksek faizin sadece kesinleşmiş kamulaştırma

alacaklarında uygulanacağı yönündedir (Mukadder

Sağlam ve diğerleri, B. No: 2013/2511, 22/1/2015, § 61).

25. Ülkemizdeki kamulaştırmasız el atma davalarında

devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanmaması AİHM tarafından

eleştirilmekle birlikte (Sarıca ve

Dilaver/Türkiye, No: 11765/05, 27/5/2010, § 49; Ergen ve diğerleri/Türkiye, No: 35364/05,

7/12/2010). Yargıtay da bu konudaki içtihadını 2011 yılından itibaren

değiştirmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, kamulaştırmasız el atma davası

sonunda hükmedilen tazminatın icra takibine konu edildiği ve ilamın

kesinleşmesinden itibaren alacağa hangi faiz oranının uygulanacağı hususunda

İcra Hukuk Mahkemesinden temyiz yolu ile önüne gelen bir uyuşmazlıkta, icra

takibi sürecinde tazminata hükmedilen mahkeme kararının kesinleşmesinden

itibaren alacağa kamu alacaklarına öngörülen en yüksek faizin uygulanması

talebinin yerinde olduğunu kabul etmiştir (bkz. § 19).

26. Bireysel başvuruya konu somut olayda da

Mahkeme tarafından hükmolunan kamulaştırmasız el atma tazminatına dava

tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmıştır.

Başvurucuların şikâyet ettiği husus ise dava tarihinden itibaren

uygulanan faiz değil, Mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren uygulanması

gereken faizdir.

27. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"... Başvuruda bulunabilmek için olağan

kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar

başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

29. Anayasa'nın

148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal

başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

30. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı

takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece

mahkemelerine başvurulmalıdır (Bayram Gök,

B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 17).

31. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte

bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının

öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme

kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin

bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, § 18).

32. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle hukuk sisteminde

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun, Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

33. Somut başvuruya konu olayda başvurucu,

lehine tazminata hükmedilen Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının Yargıtayca 26/2/2007 tarihinde onanmasının ardından Ankara

23. İcra Müdürlüğü nezdinde 24/4/2007 tarihinde icra takibi başlatmış;

alacağını ise 6/2/2014 tarihinde tahsil edebilmiştir. Ancak başvurucu, icra

takibi sürecinde alacağına, mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren kamu

alacaklarına öngörülen en yüksek faizin uygulanması yönünde talepte

bulunduğuna, talebinin reddedildiğine ya da bu konuda bir uyuşmazlık çıkartıp

bunu mahkemeler önüne taşıdığına dair Anayasa Mahkemesine herhangi bir

açıklamada bulunmamıştır. Oysa başvurucunun-Yargıtayın

2011 yılından itibaren değişen içtihadı göz önüne alındığında- bireysel

başvuruya konu ettiği bu şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari

ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtları zamanında bu makamlara sunması gerekmektedir.

34. Açıklanan nedenlerle

bireysel başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddialarının, başvuru yolları usulüne uygun şekilde

tüketilmeden başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

35. Başvurucunun yargı

kararı ile lehine hükmedilen tazminat bedelinin geç ödendiği şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun bu kısmının kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

36. Başvurucu, açtığı tazminat davasında kamulaştırmasız el

atma nedeniyle lehine hükmedilen tazminatı icra yoluyla takip ettiğini ancak

ödemenin geç yapıldığını belirterek (bkz. § 14) adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

37. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

38. Anayasa’nın 138. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme

organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve

idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine

getirilmesini geciktiremez.”

39. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve

işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”

40. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

41. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında

ilgili hükmü, Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak

suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerekse AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

42. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama

özgürlüğü, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını

ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte

aynı zamanda toplumsal barışı güçlendiren; bireyin, adaleti bulma, hakkı olanı

elde etme, haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil

yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia

ve savunmada bulunma hakkını değil; yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi

de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası; herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilmesini, bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkını güvence altına almıştır.

Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, bir temel hak

niteliği taşımanın ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Bu

bağlamda yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma

zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının

geciktirilemeyeceğini ifade eden Anayasa’nın 138. maddesinin adil yargılanma

hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Mustafa Demirtaş, B. No: 2013/2002,

30/12/2014, § 51).

44. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye

erişim hakkından yola çıkarak yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını

adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul etmektedir. AİHM’e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme

haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini

tamamlayan ve yargılamanın sonuç vermesini sağlayan bir unsurdur. Karar

uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40). Bu çerçevede

AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının lehine karar verilen tarafın

zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini ve yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesinin 6.

madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olduğunu

vurgulamaktadır (Burdov/Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, § 34).

45. Davaya taraf olan kişinin etkin korunması ve hukuka

uygunluğun sağlanması, idarenin kendisi hakkında verilebilecek nihai yargı

kararlarına uymasını gerektirmektedir. İdareler yargı kararını uygulamayı

reddediyor, ihmal ediyor ya da onu uygulamayı geciktiriyorsa bu durumda davada

taraf olan kişinin davanın aşamaları süresince yararlandığı Sözleşme’nin 6.

maddesinde öngörülen teminatlar, her türlü varlık nedenini kaybedecektir. AİHM,

bu yorumuyla bir yargı yerine ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın

tanınmasını değil, aynı zamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına

yönelik meşru bir beklentiyi de koruduğunu kabul etmektedir (Arman Mazman, B.

No: 2013/1752, 26/6/2014, § 60).

46. Anayasa’nın 138. maddesinde mahkeme kararlarına uyma, bu

kararları değiştirmeksizin yerine getirme hususunda yasama ve yürütme organları

ile idare makamları lehine herhangi bir istisna kuralına yer verilmemiştir.

Yargı kararlarının ilgili kamu otoritelerince zamanında yerine getirilmediği

bir devlette, bireylerin yargı kararıyla kendilerine sağlanan hak ve

özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla

devlet, yargı kararlarının zamanında yerine getirilmesini sağlayarak bireyler

aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve bu yolla bireylerin kamu

otoritelerine ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını korumakla

yükümlüdür. Bu sebeple hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu bir devlette,

bireylerin kamu otoritesi ve hukuk sistemine olan güven ve saygılarını koruma

adına vazgeçilemez bir görev ifa eden yargı kararlarının zamanında yerine

getirilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabul edilemez (Arman Mazman, § 61).

47. 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin on birinci

fıkrası, 9/10/1956 ile 4/11/1983 tarihleri arasındaki kamulaştırmasız el

atmalar nedeniyle mahkemelerce hükmedilen tazminatların tahsili amacıyla

idarelerin mal, hak ve alacaklarının haczedilemeyeceği hükmünü içermektedir.

Kanun'da bu amaçla idarelerin bütçelerinden belli bir pay ayrılması ve

ödemelerin bu paylar üzerinden yapılması, ayrılan payın hükmedilen tazminat

miktarını karşılamaması hâlinde ödemelerin gelecek yıllara aktarılarak taksitle

ve garameten yapılması öngörülmüştür. Taksitlendirme

hâlinde kanuni faiz ödenmesi de kurala bağlanmıştır (AYM, E.2010/83,

K.2012/169, 1/11/2012). Ancak bireyin mülkiyet hakkına hukuka aykırı olarak

müdahale eden idarenin, kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacakları

veya tazminatları ödememekte ısrar etmesi hâlinde adil yargılanma hakkı

kapsamında yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkı ihlal edilmiş olur. Bu

nedenle 2942 sayılı Kanun’a eklenen geçici 6. maddenin on birinci fıkrası

kesinleşen mahkeme kararlarıyla hükmedilen alacak veya tazminatları ödememe

sebebi olamaz (Arman Mazman,

§ 68)

48. Yargı kararlarının yerine getirilmesinde yaşanan

gecikmelerin-başvurucuların adil yargılanma haklarına bir müdahale olduğu kabul

edilmekle beraber- hangi süreye ulaştığında hak ihlali sayılacağının; davanın

konusu, bir alacağın veya tazminatın ödenmesiyse alacak veya tazminatın

mahiyeti, başvurucunun kararın icrasındaki menfaati, yargı kararının icrasının

başvurucu için önemi, ödeme ile sorumlu idarenin bütçe imkânları ve ödeme

konusundaki tutumu, alacak veya tazminatın ödemenin gecikmesi nedeniyle değer

kaybedip kaybetmediği, davanın kararın icra safhasıyla beraber toplam süresi

ile kararın icrasında geçen süre gibi koşullara göre incelenmesi gerekir (Arman Mazman, B.

No: 2013/1752, 26/6/2014, § 66).

49. Başvurucu da yapılan ödemenin maddi

kayıplarını telafi etmediği yönünde bir iddiada bulunmamakta, kararın

icrasından sonra şikâyetini kararın geç icra edilmesi nedeniyle hakkının ihlal

edildiği şeklinde sürdürerek maddi tazminat talep etmektedir.

50. Başvuru konusu olayda İdare, okul yapmak üzere

başvurucuya ait taşınmaza kamulaştırmasız el atmış olduğundan tazminat ödemek

durumunda kalacağını bilecek durumdadır. İdarenin kesinleşmiş mahkeme kararıyla

ödemek zorunda olduğu borcu konusunda ise başvurucuya bir ödeme planı vermediği

anlaşılmaktadır. Ödenmesi gereken borç, ödenmesini aşırı derecede zorlaştıracak

bir miktar değildir. Buna karşın İdare ödemeyi, yargı kararının 2/4/2007

tarihinde kesinleşmesinden yaklaşık yedi yıl sonra 6/2/2014 tarihinde

yapmıştır.

51. Sonuç olarak yukarıda sayılan hususlar göz önünde

bulundurulduğunda başvuruya konu olayda kamulaştırmasız el atılan taşınmaz

nedeniyle tazminat ödenmesi yönünde kesinleşmiş yargı kararının üzerinden

yaklaşık yedi yıl geçtikten sonra tazminat bedelinin ödenmiş olmasının,

başvurucunun yargı kararlarının yerine getirilmesi hakkını ihlal ettiğine

kanaatine ulaşılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

53. Başvurucu, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğinin tespit edilmesini, 7.686,23 TL maddi tazminata hükmedilmesini ve bu

tazminata bireysel başvuru tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen

en yüksek faiz oranının uygulanmasını talep etmiştir.

54. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi

yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

55. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

56. Başvuru konusu

olayda başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Bununla birlikte başvuruya konu olan ve Mahkeme kararı ile

kesinleşmiş tazminat miktarının başvurucuya ödendiği dikkate alındığında

başvurucunun manevi tazminat talebi bulunmaması nedeniyle ihlalin tespiti

dışında sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yönelik başka bir giderim yolu

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetinin başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargı kararının yerine getirilmemesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR olduğuna,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

14/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : İsmail Emrah PERDECİOĞLU Başvurucu : Nejat SAKAOĞLU Vekilleri : Av. Mehmet Rıfat İNAL Av. Hayrettin KAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9403, 14 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. K.2011/20397)
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/9403
Tarih
14 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Kenan Halis Kızıldağ Başvurusu (B. No: 2013/1390)
  • Çağrı Tur Sey. Taş. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/8880)
  • Fikri Yazan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6796)
  • Burak Levent Kaya Başvurusu (B. No: 2013/100)
  • Abdulvahap Kavak Başvurusu (B. No: 2013/7477)
  • Kenan Sayın Başvurusu (B. No: 2013/5376)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.