İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özkan Şen Başvurusu (B. No: 2012/791)

1. Başvurucu, askerlik görevi sırasında meydana gelen mayın

Başvuru No2012/791Tarih7 Kasım 2013Okuma25 dk · 4.972 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özkan Şen Başvurusu

Karar tarihi
7 Kasım 2013
Başvuru Numarası
2012/791
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.972 kelime·25 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, askerlik görevi sırasında meydana gelen mayın

patlaması sonucunda yaralanması nedeniyle, ilgili idare hakkında açtığı tam

yargı davası sonucunda, reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden

vekâlet ücreti belirlendiğini, buna ilişkin düzenlemenin Anayasa’ya aykırı

olduğunu iddia ederek iptalini ve hükmedilen tazminat miktarının yeniden

değerlendirilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/11/2012 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 8/3/2013

tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 20/5/2013 tarihli

ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 28. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 22/5/2013

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 22/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 29/7/2013

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren

dilekçesini 6/8/2013 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Osmaniye İli Hasanbeyli

İlçe Jandarma Komutanlığında Jandarma Er olarak askerlik görevini ifa etmekte

iken, bölücü terör örgütü mensuplarınca yola yerleştirilen uzaktan kumandalı

patlayıcının 27/7/2010 tarihinde şoförlüğünü yaptığı

askeri aracın geçişi esnasında patlatılması sonucu yaralanmıştır.

9. Başvurucu, maruz kaldığı yaralanma neticesinde yapılan

ilk müdahalenin ardından Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Eğitim

Hastanesinde her iki kolundaki yumuşak doku kaybı nedeniyle “debridman-greftleme”

ameliyatı geçirmiş ve kendisine değişik sürelerle toplam 4,5 ay “hava değişimi” izni verilmiştir.

10. Son hava değişimi izni sonunda başvurucunun

sağ ön kol dorsal yüzde orta 1/3’lük bölümünde 10x6

cm boyutunda düzensiz sınırlı hiperpigmente greft dokusu ve son ön kol volar

yüzde proksimal 1/2’lik bölümünde 20x10 cm boyutunda

düzensiz sınırlı hiperpigmente vital

greft dokusu tespit edilerek anılan hastane

tarafından “askerliğe elverişlidir”

şeklinde ön rapor tanzim edilmiş ve 135 gün iş ve iş gücü kaybının olduğu

tespit edilmiştir. Başvurucu bu rapora itiraz etmiş ve İstanbul Gümüşsuyu

Asker Hastanesinde muayenesi yapılarak askerliğe elverişli olduğu yönünde rapor

düzenlenmiştir.

11. Jandarma Genel Komutanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun 18/4/2011 tarih ve 2011/82 sayılı kararı ile 3/11/1980 tarih

ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 3. maddesi

uyarınca başvurucuya 135 günlük iş gücü kaybı nedeniyle 11.771,20 TL tazminat

ödenmesine karar verilmiştir.

12. Başvurucu, meydana gelen olay nedeniyle uğradığı maddi ve

manevi zararların tazmini için İçişleri Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) 29/7/2011 tarihinde tam yargı

davası açmış, davalı idareden 200.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi

tazminat ve adli yardım taleplerinde bulunmuştur.

13. AYİM Nöbetçi Dairesinin 10/8/2011

tarih ve E.2011/140 sayılı kararı ile 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 56. ve 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu 465. maddeleri gereğince başvurucunun adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

14. Davaya bakan AYİM İkinci Dairesi, başvurucunun maddi

zararının tespit edilebilmesi için bilirkişi incelemesi yapılmasına karar

vermiştir. Bilirkişinin 12/4/2012 tarihli raporunda,

başvurucunun maddi zararının 5.311,00 TL olduğu bildirilmiştir.

15. Başvurucu, AYİM İkinci Dairesine sunduğu 20/4/2012 tarihli dilekçesi ile 200.000,00 TL tutarındaki

maddi tazminat talebinin 180.000,00 TL’lik kısmından feragat ettiğini

bildirmiştir. Dilekçenin ilgili kısmı şöyledir:

“…

Konu düzeltme talebimizin, davada haksız

oluşumuzdan değil; dava açıldığı tarihte ıslah kuralları da dikkate alınarak

müvekkilin herhangi bir zarara uğramaması amacıyla …

feragat edilen miktar da dahil olmak üzere talepte bulunmak zorunda

kaldığımızı, bu nedenle … feragat

edilen tazminat miktarı doğrultusunda davalı idare lehine avukatlık ücretine

hükmedilmemesini;

…”

16. AYİM İkinci Dairesi, 16/5/2012

tarih ve E.2011/1166, K.2012/539 sayılı kararı ile tıbbi rapor ve bilirkişi

raporu doğrultusunda 5.311,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın,

27/7/2010 tarihinden ödeme tarihine kadar hesaplanacak % 9 oranındaki yasal

faizi ile birlikte, başvurucuya ödenmesine ve fazlaya ilişkin tazminat

taleplerinin reddine; ayrıca, başvurucunun feragat isteminin etkili olmadığı

gerekçesiyle dikkate alınmayarak 2/11/2011 tarihli Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe giren 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Genel Bütçe

Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin

Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (659 sayılı KHK) 6. ve 14.

maddeleri gereğince reddedilen tazminat talepleri üzerinden hesaplanan

18.531,34 TL avukatlık ücretinin başvurucudan alınarak davalı idareye

ödenmesine karar vermiştir.

17. Başvurucu bu karar aleyhine karar düzeltme yoluna

başvurmuş ve AYİM İkinci Dairesinin 17/10/2012 tarih

ve E.2012/576, K.2012/924 sayılı kararı ile başvurucunun talebi reddedilmiştir.

Bu şekilde başvuru yolları tüketilmiş, anılan ret kararı başvurucuya 5/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 26/11/2012 tarihinde,

Anayasa Mahkemesine süresi içerisinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 659 sayılı KHK’nin “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve

dağıtımı” kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil

adli ve idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk

birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk

müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların

idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen

dava ve işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden

idareler lehine vekalet ücreti takdir edilir.

(2) İdareler lehine karara bağlanan ve tahsil olunan vekalet

ücretleri, hukuk biriminin bağlı olduğu idarenin merkez teşkilatında bir emanet

hesabında toplanarak idare hukuk biriminde fiilen görev yapan personele

aşağıdaki usul ve sınırlar dahilinde ödenir.

a) Vekalet ücretinin; dava ve icra

dosyasını takip eden hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat

müdürü veya avukata %55’i, dağıtımın yapıldığı yıl içerisinde altı aydan fazla

süreyle hukuk biriminde fiilen görev yapmış olmak şartıyla, hukuk birimi amiri,

hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara %40’ı

(…) eşit olarak ödenir.

b) Ödenecek vekalet ücretinin

yıllık tutarı; hukuk birimi amiri, hukuk müşaviri, muhakemat

müdürü, avukatlar için (10.000) gösterge (…) rakamının, memur aylıklarına uygulanan

katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak aylık brüt tutarının oniki

katını geçemez.

c) Yapılacak dağıtım sonunda arta kalan tutar, hukuk

biriminde görev yapan ve (b) bendindeki tutarları dolduramayan hukuk birimi

amiri, hukuk müşaviri, muhakemat müdürü ve avukatlara

ödenir. Bu dağıtım sonunda arta kalan tutar üçüncü bütçe yılı sonunda ilgili

idarenin bütçesine gelir kaydedilir.

(3) Hizmet satın alınan avukatlara yapılacak ödemeler bu

madde kapsamı dışındadır.”

20. 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Hakları

ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun’un 1. maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına

eklenen cümle şöyledir:

“Ancak, tam yargı davalarında dava

dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin

nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak

üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde

cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/11/2012 tarih ve 2012/931 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu, terör eylemi sonucunda

maruz kaldığı maddi ve manevi zararların tazmini için açtığı dava sonucunda,

yetersiz miktarda bir tazminata hükmedildiğini, hükmedilen tazminatın

hesaplanmasında belgelendirilemeyen tedavi masraflarının, vücut bütünlüğüne

ilişkin zararının, 135 günlük iş gücü kaybının, ameliyat sonrasında oluşan güç

kaybının, tedavi sırasında kendisinin ve yakınlarının çektiği acı ve

sıkıntıların ve diğer manevi zararlarının dikkate alınmadığını ve AYİM

kararının bu nedenle hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek yeniden

değerlendirilmesini talep etmiştir.

23. Başvurucu öte yandan, hukuk

muhakemesi sisteminde yer alan ıslah müessesesinin, askeri idari yargılama

usulü için öngörülmediğini belirterek davanın açıldığı tarihte zarar miktarını

tespit etmenin olanaksız olması karşısında her hangi bir hak kaybına uğramamak

için tazminat taleplerini zorunlu olarak yüksek tuttuğunu, maddi durumunun iyi

olmaması nedeniyle yargılama sürecinde adli yardım talebinde bulunduğunu ve bu

talebinin kabul edildiğini, ancak dava açıldığı zaman yürürlükte olmayan bir

düzenlemeye dayanılarak, reddedilen miktar üzerinden nispi olarak hesaplanan

18.531,34 TL vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, böylece lehine

hükmedilen maddi ve manevi tazminatın neredeyse tamamının vekâlet ücreti olarak

idareye geri verildiğini, bunun dayanağı olan 659 sayılı KHK’nin 14. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğunu,

Anayasa’da tanımlanan “hak arama hürriyeti”nin

kullanılmasını engellediğini ileri sürmüş ve anılan kuralın iptalini talep

etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Hak Arama

Özgürlüğünün İhlal Edildiği İddiası

24. Başvurucu, haksız çıkan tarafa

nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik bir düzenlemenin olmadığı bir

dönemde dava açtığını ve o dönemde idari yargıda ıslah imkânı bulunmadığını

belirterek dava açarken o dönemin koşullarına göre dava konusu tazminat

miktarını belirlediğini, dava devam ederken yürürlüğe giren 659 sayılı KHK’daki

düzenleme nedeniyle öngörmediği bir şekilde vekâlet ücreti ödemeye mahkûm

edildiğini, bu durumun hak arama özgürlüğünü kısıtladığını iddia etmiştir. Başvurucunun bu iddiası, adil

yargılanma hakkının bir unsuru olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenecektir.

25. Bakanlık görüş yazısında, başvurunun bu yönünün kabul

edilebilirliği konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre,

Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi

için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da

güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu

ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

28. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

29. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“1. Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

30. Asker kişilerin, askeri idarenin eylem ve işlemlerinden

doğan kişisel zararlarının tazmini, Sözleşme’nin 6. maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükler” kavramı

içerisinde yer almakta olup bu tür uyuşmazlıkların Anayasa ve Sözleşme’de düzenlenen adil yargılanma hakkının koruma

alanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur.

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun bu

bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tazminat

Miktarının Adil Olmadığı İddiası

32. Başvurucu, lehine hükmedilen tazminat miktarının

belirlenmesinde, belgelendirilemeyen ulaşım, iaşe, ibate vb. masraflarının;

vücut bütünlüğüne ilişkin zararlarının, kalıcı sakatlık nedeniyle maruz kaldığı

güç kaybının ve olay nedeniyle maruz kaldığı elem ve ıstıraplarının dikkate

alınmaması nedeniyle AYİM kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek

yeniden değerlendirilmesini talep etmiştir.

33. Bakanlığın görüş yazısında yerel mahkemelerce olguların

veya hukukun değerlendirilmesindeki farklılıkların, Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından güvence altına alınan haklar ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusu yapılamayacağı,

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında,

bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece

kabul edilemezliğine karar verilebileceğinin belirtildiği, tazminat

miktarlarının usulüne uygun, adil olup olmadığı tartışılabilirse de, bu konunun

ilk derece mahkemelerinin yetkisinde olduğu, bu nedenle bu yöndeki şikâyetin

bireysel başvuruya konu olamayacağı bildirilmiştir.

34. Başvurucu, cevap dilekçesinde başvurunun bu yönüne

ilişkin olan ve yukarıda nakledilen Bakanlık görüşüne karşı herhangi bir

beyanda bulunmamış, Bakanlık görüşünün genelindeki aleyhe olan hususları kabul

etmediğini bildirmiştir.

35. Başvurucu başvuru dilekçesinde AYİM’in

hükmettiği tazminat miktarlarının maddi ve manevi zararlarını gidermediğini ve

bu nedenle hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesince yeniden

değerlendirilmesini talep etmiştir. Başvurucunun bu şikayeti

Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan vücut bütünlüğünün korunması

hakkı çerçevesinde incelenecektir.

36. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre,

Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi

için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da

güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu

ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

37. Somut başvuruya ilişkin ortak koruma alanının,

Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde tespit edilmesi

gerekmektedir.

38. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

39. Sözleşme’nin “Özel ve

aile hayatına saygı hakkı” kenar başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”

40. Anılan Anayasa ve Sözleşme hükümleri ile kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin

gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Bu

çerçevede devletin, egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan

kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş

olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri

tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir

şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan

zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin,

Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği

durumlarda, kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez.

41. Bu çerçevede, askerlik görevi sırasında terör eylemi

sonucunda yaralanan başvurucunun, bu olay nedeniyle kendisine yeterli ve adil

bir tazmin sağlanmadığı iddiası, Anayasa’nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 8.

maddesinin ortak koruma alanı kapsamında yer almaktadır.

42. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun bireysel başvuruların Anayasa

Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.

43. Somut olayda, bölücü terör örgütü militanları tarafından

döşenen mayının patlaması sonucu yaralanan ve bu nedenle 135 gün iş gücü

kaybına maruz kalan başvurucuya idare tarafından 2330 sayılı Kanun’un 3.

maddesi uyarınca 11.771,20 TL tazminat ödenmiştir.

44. Kendisine ödenen tazminatı yeterli görmeyen başvurucu,

idare aleyhine AYİM’de tam yargı davası açarak

karşılanmamış olan maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesini talep

etmiştir. Başvurucunun davasını inceleyen AYİM İkinci Dairesi başvurucunun

tazminat talebinin kısmen kabulüne karar vererek 5.311,00 TL maddi ve 20.000,00

TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısımları

şöyledir:

“ … bölücü terör örgütü mensuplarında

yerleştirilen uzaktan kumandalı mayının patlaması sonucu aralarında davacının

da bulunduğu (4) kişinin yaralandığı, olay neticesinde Osmaniye Devlet

Hastanesine sevk edilen davacının, buradan GATA’ya sevkedildiği,

yapılan tedavisini müteakip 17.08.2010 tarihinden geçeli olmak üzere 45 gün

hava değişimi verilerek taburcu edildiği, tedaviler sonucunda GATA tarafından

verilen 22.12.2010 gün ve … numaralı rapor ile davacı

hakkında ‘A/25 F.10 Askerliğe Elverişlidir’ kararlı rapor verildiği, J.Gn.K.lığı Nakdi Tazminat

Komisyonu tarafından verilen 18.04.2011 gün ve 2011/82 sayılı karar ile,

‘meydana gelen olayın, 2330 sayılı … Kanun kapsamında olduğu

ve aynı Kanunun 3’üncü maddesi uyarınca davacıya (135) gün iş gücü kaybı

karşılığı 11.771,20 TL nakdi tazminat ödenmesine’ karar verildiği, tarihli

dilekçe ile davalı idareye müracaat ederek tazminat talep ettiği, ancak bu

talebe 60 gün içinde cevap verilmeyerek zımnen reddedilmesi üzerine süresi

içinde 29.07.2011 tarihinde AYİM’de iş bu davanın

açıldığı anlaşılmıştır.

İdare hukuku ilkelerine ve T.C. Anayasasının

125’inci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları

ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak

kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği

Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına

bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu, hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru

ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin tazminle sorumlu

tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran işlem veya eylemin

idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararlı sonuçla işlem veya eylem

arasında doğrudan doğruya bir illiyet bağının bulunması, zarara yol açan

eylemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz sorumluluk ilkelerinin

uygulanmasına elverir nitelikte olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi

zorunludur. Maddi olguda bu koşullardan birinin yokluğu, idarenin tazmin

sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu nedenle ortada bir zarar yoksa veya meydana

gelen zarar idari eylem ya da işlemden doğmamış ise yahut zararla idari eylem

veya işlem arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa idarenin tazmin

sorumluluğundan söz edilemez.

Dava konusu olayda;

davacının mayın patlaması sonucunda yaralandığı, olayın meydana gelmesinde

davalı idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurundan bahsetme mümkün olmasa da,

olayın görev sırasında meydana gelmesi ve yürütülen hizmet ile ortaya çıkan

zararlı sonuç arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması nedeniyle, ortaya

çıkan zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılmasının, adalet,

eşitlik ve hakkaniyet kurallarına uygun düşeceğinden davacının zararının,

kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince karşılanması gerektiği sonuç ve kanaatine

ulaşılmıştır.

Davacının olay sebebiyle maruz kaldığı

sakatlık oranının belirlenmesi için Kurulumuzca sevk edildiği GATA

Komutanlığının 24.01.2012 gün ve … sayılı

tıbbi rapor ile; davacının %4 oranında meslekte kazanma gücünden kaybettiği

bildirilmiştir.

Davacının maddi zararının hesaplanması için

resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunup Mahkememize ibraz edilen 12

Nisan 2011 tarihli bilirkişi raporunda, nakdi tazminatın mahsubundan sonra

davacı Özkan ŞEN’in 5.311,00 TL maddi tazminat hak

edişinin bulunduğu bildirilmiştir.

…

Ayrıca davacı Özkan ŞEN’e

olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ıstırabı kısmen de olsa

karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, davacının askerlik

statüsü, paranın alım gücü ve işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygun

miktarda manevi tazminat verilmesine hükmedilmiştir.

…”

45. Görüldüğü üzere, başvurucu hakkında

düzenlenen tıbbi raporlar, iş gücü kaybı, sakatlık oranı, ilgili Kanun’a dayalı

olarak yapılan nakdi tazminat ödemesi, asgari ücret miktarı ve diğer faktörler

dikkate alınarak bilirkişi marifetiyle başvurucunun maddi zararı hesaplanmış ve

manevi zararı tespit edilerek buna ilişkin tazminat da Mahkemece takdir edilmiş

olup belirlenen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve başvurucunun

uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in

kararında herhangi bir keyfilik tespit edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin

tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda Mahkemenin takdir yetkisine

müdahalesi söz konusu olamaz.

46. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17.

maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkına yönelik bir ihlal olmadığının

açık olduğu anlaşıldığından, tazminat miktarının adil olmadığına dair

başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

47. Başvurucu, ıslah imkânının ve haksız çıkan tarafa nispi

vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik bir düzenlemenin olmadığı dönemde dava

açtığını ve dava açarken o dönemin şartlarına göre dava konusu miktarı

belirlediğini, dava devam ederken yürürlüğe giren 659 sayılı KHK’deki düzenleme

ile öngörmediği bir şekilde vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, bu

durumun hak arama özgürlüğünü kısıtladığını iddia etmiştir.

48. Bakanlık görüş yazısında ilk olarak, mahkemeye erişim hakkının belli şartlar

altında bir takım sınırlamalara tabi tutulabileceği, bu sınırlamaların orantılı

olup olmadığının, yargılama giderlerinin makullüğü, başvurucunun ödeme gücü,

davanın özel ayrıntıları ve sorumluluğun yüklendiği dava safhasına göre

değerlendirilmesinin gerektiği ifade edilmiştir. İkinci

olarak, yargılama giderlerinin karşılanmasında sorumluluğun büsbütün

başvurucuya yüklenmesinin devletin adil yargılanma kapsamındaki hakları

güvenceye alma noktasındaki pozitif yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiği,

ancak “kaybeden öder” kuralı

muhtemel davacıları mahkeme önüne abartılı talepler getirmekten vazgeçirdiği için

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), bu durumun mahkemeye erişim hakkını

engelleyici bir kısıtlama olabileceğini fakat bu tür bir düzenlemenin tek

başına Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile çelişmeyeceğini

belirttiği ifade edilmiştir. Son olarak AİHM’e göre

başvuranın basit usuli kabahatine yüklenen usuli yaptırımın, kendisine yapılan kötü muameleden ötürü

aldığı tazminat miktarını haksız yere düşürdüğü, bu durumun, başvuranın

mahkemeye erişim hakkının özüne zarar veren bir kısıtlama olarak görüldüğü,

başvuru konusu olayın çözümlenmesinde 659 sayılı KHK’nin mahkemeye erişim

hakkına bir müdahale oluşturup oluşturmadığı, oluşturmakta ise bunun ölçülü

olup olmadığı ve kişiye aşırı yük yükleyip yüklemediği ve şikâyet konusu

işlemin hak arama hürriyetini ihlal ettiği yönündeki başvurucu iddialarının

değerlendirilmesinde yukarıda belirtilen hususların da Anayasa Mahkemesince göz

önünde bulundurulması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.

49. Başvurucu, 5/8/2013 tarihli

cevap dilekçesinde, başvuru dilekçesindeki görüşlerini tekrarlayarak Bakanlık

görüşünün, aleyhte olan yönlerini kabul etmediğini bildirmiştir.

50. Başvurucu lehine hükmedilen tazminat tutarının neredeyse

tamamının nispi vekâlet ücreti olarak başvurucudan tahsiline karar verilmesi ve

bu şekilde başvurucunun mahkemeye başvurmasının ve dava sonucunda lehine

tazminata hükmedilmesinin önemli ölçüde anlamını yitirmiş olması, ihlal

iddiasının özünü oluşturmaktadır.

51. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde, mahkemeye erişim hakkına açıkça yer verilmemişse de maddenin (1)

numaralı fıkrasındaki “herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, … bir mahkeme tarafından davasının … görülmesini istemek

hakkı...” ifadeleri çerçevesinde ve hakkın doğası gereği mahkemeye

erişim hakkını da kapsadığının kabulü gerekir.

52. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir.

53. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâlet

ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesi

için kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olması

gerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011

tarihinde yayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu

davaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup, davanın reddi halinde idare lehine

vekalet ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksiz başvuruların

önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul

edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara

belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği söylenemez. Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde

başvurucuya yüklenecek olan vekâlet ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir

(B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39).

54. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan

vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu,

belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da

mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede,

davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı,

mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir.

55. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı 29/7/2011 tarihi itibarıyla 1602 sayılı Kanun’da, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu

miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesine veya dava sonucunda haksız

çıkan davacının, her halükarda davalı idare lehine reddedilen miktar üzerinden

nispi vekâlet ücreti ödenmesini öngören bir düzenleme bulunmamaktadır.

56. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi

ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması

da 1602 sayılı Kanun gereği 2/11/2011 tarihi öncesinde

mümkün olmadığından, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminat taleplerine

ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır.

57. Başvurucu da bu şartlar altında düzenlediği 29/7/2011 tarihli dilekçe ile idare aleyhine tam yargı

davası açarak 200.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuştur. AYİM önündeki davalarda haksız çıkan davacı aleyhine ve davalı

idare lehine vekalet ücreti ödenmesine ilişkin 659 sayılı KHK’nin 14.

maddesindeki düzenleme, 2/11/2011 tarihinde yürürlüğe

girmiş ve bu düzenlemeyi dikkate alan AYİM de başvurucu lehine toplam 25.311,00

TL tazminata hükmettikten sonra başvurucunun, reddedilen fazlaya ilişkin

tazminat talepleri üzerinden davalı idareye 18.531,34 TL vekalet ücreti

ödemesine karar vermiştir. Görüldüğü üzere başvurucu, hak kazandığı 25.311,00

TL tazminatın ancak 6.779,66 TL’lık kısmına

kavuşabilmiştir. Bu nedenle AYİM’in tazminata ilişkin

bu kararının etkili bir sonuç doğurmadığı, başvurucunun tazminat alacağının

önemli bir kısmından mahrum kaldığı ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğunda kuşku yoktur.

58. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasanın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan

sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu

açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere

aykırı olamaz (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adil

yargılanma hakkın sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun

hiçbir surette mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını

taşımadığını, hakkın niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin bir

takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu kabul

etmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte,

meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı

olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya

çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor

külfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57).

59. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

60. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesi ile

tahkim usulüne tabi olanlar dâhil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde

idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat

müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve

duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar

tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde, ilgili mevzuata göre

hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekâlet ücretinin takdir

edileceği düzenlenmiştir. Bu süreçte, düzenleme öncesi hukuki duruma göre dava açan

kişiler, reddedilen dava konusu miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödeme

zorunluluğu ile karşı karşıya kalmışlardır. Söz konusu düzenleme öncesinde AYİM’de açılan tam yargı davalarında belli koşullarda

reddedilen kısım üzerinden nispi vekalet ücretine

hükmedilmesi mümkün ise de sözü edilen düzenleme ile kaybedilen her dava

açısından idare lehine vekalet ücretine hükmedilmesi kural haline

getirilmiştir.

61. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

62. Ancak, yukarıda da ifade edildiği üzere, bu

sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı

ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının

gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak

şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması

gereklidir.

63. 659 sayılı KHK’nin genel gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“…

İdarelerin taraf oldukları uyuşmazlıkların;

tarafların hak ve menfaatlerinin eşit ve dengeli olarak değerlendirilerek, adil

ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesi, idarelerin taraf oldukları davaların;

usul ekonomisine uygun olarak, imkanlar ölçüsünde

idarelerin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar

tarafından takibi, davaların takibinde, mahkeme kararlarının hukuka uygun

olarak, adil, süratli ve en az masrafla verilebilmesine yardımcı olunması

ilkeleri getirilmektedir.

…

Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin

taraf olduğu adli davaların başka bir idarenin bünyesinde takibinden

kaynaklanan zaman ve kırtasiye israfının önüne geçilmesi, davaların kural

olarak her idarenin bünyesindeki görevliler tarafından takibi sayesinde gerekli

koordinasyon ve işbirliğinin daha iyi sağlanması, davaların takibinde konusuna

göre uzmanlaşma sağlanarak verimin artırılması öngörülmektedir.

… Bu kapsamda; genel bütçe kapsamındaki kamu

idareleri ile özel bütçeli idarelerin tamamına kendi dava ve icra işlerini,

kendi bünyelerinde istihdam edecekleri hukuk müşavirleri ve avukatları

aracılığıyla takip etme imkanı getirilmektedir. Belli

idarelerin birbirlerinden avukatlık hizmeti alabilmelerine imkan

sağlanmakta ayrıca idarelere, dava ve icra işlemlerinde serbest avukatlardan ve

avukatlık ortaklıklarından, hizmet satın alma imkanı getirilmektedir.

..”

64. 659 sayılı KHK’nin 14. maddesinin gerekçesi şu

şekildedir:

“Madde ile,

idarelerin taraf olduğu her türlü dava ve icra takibi sonrasında takibin idare

lehine sonuçlanması halinde idare lehine vekalet ücreti takdir edilmesi yönünde

düzenleme yapılmaktadır. Yapılan düzenlemeyle; artık idarelerin davaları ve

icra işlemlerini avukatla takip edip etmediğine bakılmaksızın, davaların

idarelerin lehine sonuçlanması halinde vekalet

ücretine hükmedilmesi öngörülmekte böylece bu konuda davalarını avukatla takip

etmeyen idareler aleyhine oluşan aleyhe ve tarafların eşitliğine uygun düşmeyen

durum ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca madde ile,

tahsil edilen vekalet ücretlerinin dağıtımına dair usul de yeniden düzenlenerek

netleştirilmektedir.”

65. Belirtilen düzenlemenin, yukarıda nakledilen gerekçelerde

de ifade edilen hukuk hizmetlerinde etkililik ve uzmanlaşma ile kamu yararının

sağlanmasına yönelen amacı dikkate alındığında müdahalenin meşru bir amacının

olmadığı söylenemez. Bu çerçevede, talep konusunun reddedilen kısmının belirli

bir oranının karşı tarafa vekâlet ücreti olarak ödenmesi yükümlülüğü öngörülmesi

tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlal eden bir müdahale olarak

nitelendirilemez.

66. Ancak somut olayın koşulları bir

bütün halinde değerlendirildiğinde, başvurucunun maddi durumunun elverişsiz

olması nedeniyle lehine adli yardım kararı verildiği, ayrıca dava açıldığı

sırada ıslah imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla

talebini yüksek tuttuğu, bilirkişi raporlarının tamamlanmasından sonra fazlaya

ilişkin taleplerinden feragat etmesine rağmen bunun mahkemece kabul edilmediği

ve hak kazandığı tazminatın yaklaşık 3/4’ünü vekâlet ücreti adı altında davalı

idareye geri ödemek zorunda bırakıldığı ve açılan tazminat davasının bu şekilde

başvurucu açısından anlamsız hale geldiği dikkate alındığında yapılan

müdahalenin ölçülü olduğu söylenemez

67. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

69. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya takdiren 8.000,00 TL manevi

tazminat ödenmesine, karar verilmesi gerekir.

70. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Tazminat miktarının adil olmadığı yönündeki başvurunun, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine dair

başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale nedeniyle başvurucuya

8.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : Özkan ŞEN Vekili : Av. Adem DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/791, 7 Kasım 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. D. Mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahale nedeniyle başvurucuya
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/791
Tarih
7 Kasım 2013

İlgili Kararlar

  • Lokman Sapan Başvurusu (B. No: 2013/723)
  • Ş.ç. Başvurusu (B. No: 2012/1061)
  • Taner Kurban Başvurusu (B. No: 2013/1582)
  • Selahattin Akyıl Başvurusu (B. No: 2012/1198)
  • İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi Başvurusu (B. No: 2013/1430)
  • Firas Aslan ve Hebat Aslan Başvurusu (B. No: 2012/1158)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.