İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/19341Tarih: 21 Kasım 2017

Özlem Terzioğlu Başvurusu (B. No: 2014/19341)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

ÖZLEM TERZİOĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/19341)

Karar Tarihi: 21/11/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kıdem tazminatı alacağı nedeniyle açılan davanın

aynı maddi olaya dayanılarak açılan başka bir davada verilen kararın aksi bir

sonuca ulaşılarak reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1977 doğumlu olup Uşak'ta ikamet etmektedir.

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

9. Başvurucu 22/7/1998 ile 1/8/2005 tarihleri arasında

İstanbul'da faaliyet gösteren H.T.L. Limited Şirketinde (H. Ltd. Şti.)

çalışmıştır. Başvurucu 1/8/2005 tarihinde hizmet akdini feshetmiştir.

10. Başvurucu kıdem tazminatının tahsili amacıyla H. Ltd. Şti.

aleyhine İstanbul Anadolu 3. İcra Müdürlüğünde icra takibi başlatmıştır. H.

Ltd. Şti.nin itirazıyla takibin durması üzerine

açılan itirazın iptali davası neticesinde İstanbul Anadolu 14. İş Mahkemesi

6/2/2008 tarihli kararıyla itirazın iptaline ve takibin devamına karar

vermiştir.

11. H. Ltd. Şti. ile merkezi Kocaeli'de

bulunan Ö.N.L.S. Limited Şirketi (Ö. Ltd. Şti.) arasında 16/10/2007 tarihli bir

protokol yapılmıştır. Bu protokole göre H. Ltd. Şti. "H" markasını,

faaliyet gösterdiği adresi ve faaliyet gösterdiği adresteki menkul malları Ö.

Ltd. Şti.ne devretmeyi taahhüt etmiştir.

12. 18/10/2007 tarihinde Kadıköy 7. Noterliğinde düzenlenen

marka devir sözleşmesi ile H. Ltd. Şti. "H" markasını Ö. Ltd. Şti.ne devretmiştir. Ayrıca Ö. Ltd. Şti. finansal kiralama

yoluyla adreste bulunan tıbbi cihazları devralmıştır. Ö. Ltd. Şti. 23/10/2007

tarihinde tescil ettirdiği Kızıltoprak Kadıköy

şubesinin adresi olarak H. Ltd. Şti.nin faaliyet

gösterdiği adresi göstermiştir.

13. H. Ltd. Şti. tarafından verilen bir gazete ilanında "[H.]

Tanı Laboratuarları yenilenen yönetim anlayışı, her

biri konusunda uzman hekim ve çalışanlarıyla hizmette maksimum kalite amaçlayan

[N.] bünyesine katılmış olmanın

onur ve gururunu yaşamaktadır." ibarelerine yer verilmiştir.

14. H. Ltd. Şti. 20/11/2007 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi'nde

tescil ve ilan edilen Ortaklar Kurulu kararıyla unvanını O. T. T. L. Limited

Şirketi olarak değiştirmiş ve faaliyetlerini bu unvan altında yürütmeye devam

etmiştir.

B. Başvurucu Tarafından

Ö. Ltd. Şti.ne Karşı Açılan Dava

15. Başvurucu 2/12/2013 tarihinde 7.541,11 TL kıdem tazminatı

alacağının faiziyle birlikte tazmini istemiyle Ö. Ltd. Şti.ne

karşı İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava

dilekçesinde Ö. Ltd. Şti.nin H. Ltd. Şti.ne ait işyerini devralması nedeniyle 22/5/2003 tarihli

ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 6. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca devirden

önce doğmuş bulunan kıdem tazminatı alacağından müteselsilen

sorumlu olduğu ileri sürülmüştür.

16. Davalı Ö. Ltd. Şti.nin

savunmasında Şirketlerinin sadece"H" markasını

devraldığı, işyerini devralmadığı belirtilmiş ve bu nedenle H. Ltd. Şti.ne ait kıdem tazminatı borcundan sorumlu tutulamayacağı

ifade edilmiştir.

17. Mahkeme 3/4/2014 tarihli kararıyla davayı husumet

yokluğundan reddetmiştir. Kararda; H. Ltd. Şti.nden

1/8/2005 tarihinde ayrılan başvurucunun, bu Şirketi 14/10/2007 tarihinde

devralan Ö. Ltd. Şti.nden işçilik alacaklarını talep

etmesinin mümkün olmadığı gerekçesine dayanılmıştır. Mahkemeye göre, davalı

Şirket ile başvurucu arasında işçi işveren ilişkisi bulunmamaktadır. Mahkeme

ayrıca davacı Şirketin başka bir unvan altında faaliyetlerini sürdüren H. Ltd.

Şti.ni devralmadığı, sadece markasını ve tıbbi cihazlarını satın aldığı

kanaatini açıklamıştır. Mahkeme son olarak başvurucunun H. Ltd. Şti. aleyhine

başlattığı icra takibinin derdest bulunması ve alacağını H. Ltd. Şti.nden tahsil etmesinin mümkün olması nedeniyle davalı

Şirkete karşı dava açmasında hukuki yararının da bulunmadığını vurgulamıştır.

18. Başvurucu, kararı temyiz etmiştir. Temyiz dilekçesinde,

Mahkemenin ulaştığı kanaatin Yargıtayın önceki

kararlarına aykırı olduğu belirtilmiştir. Başvurucu; Yargıtay 22. Hukuk

Dairesinin 31/10/2013 tarihli ilamıyla, H. Ltd. Şti. ile Ö. Ltd. Şti.

arasındaki ilişkinin marka devrinden ibaret olmadığının, işyeri devri

mahiyetinde olduğunun ve her iki Şirket arasında fiilî ve hukuki bağın

bulunduğunun kabul edildiğini ifade etmiştir. Başvurucu, bu nedenle davalı

şirketin kıdem tazminatının ödenmesinde müteselsilen

sorumlu bulunduğunu vurgulamıştır.

19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi (Daire) 11/9/2014 tarihli

kararıyla, temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün

onanmasına karar vermiştir. Nihai karar 25/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 3/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

C. Başvurucu Tarafından

Emsal Gösterilen Dava

21. Başvurucu ile aynı işyerinde (13/7/1998 ile 15/6/2005

tarihleri arasında) H. Ltd. Şti.ne bağlı olarak

çalışan N.İ. 15/6/2005 tarihinde iş akdini feshetmiştir.

22. N.İ. tarafından 23/12/2008 tarihinde Ö. Ltd. Şti. aleyhine

Kadıköy 2. İş Mahkemesinde kıdem ve ihbar tazminatının tazmini istemiyle dava

açılmıştır.

23. Anılan Mahkemece 20/12/2011 tarihinde verilen kararla dava

husumet yokluğundan reddedilmiştir. Kararda her iki şirket arasındaki ilişkinin

marka devrinden ibaret olduğu, işyeri devrinin söz konusu olmadığı gerekçesine

dayanılmıştır.

24. Ancak Daire 18/12/2012 tarihli kararıyla ilk derece

mahkemesi kararını bozmuştur. Daire; her iki Şirket arasında akdedilen

16/10/2007 tarihli protokolde yer alan hükümlere, Ö. Ltd. Şti.nin

H. Ltd. Şti.ne ait adreste şube açmasına, H. Ltd. Şti.nin tıbbi cihazlarını finansal kiralama yoluyla

devralmış olmasına ve ayrıca gazete ilanında yer alan ifadelere işaret ederek

her iki Şirket arasında fiilî ve organik bir bağın bulunduğu sonucuna

ulaşmıştır. Daire sonuç olarak her iki Şirketin de başvurucunun kıdem tazminatı

alacağından müteselsilen sorumlu olduklarının altını

çizmiştir. Daire ayrıca, aynı maddi olaya ilişkin başka kararının da aynı yönde

olduğuna dikkat çekmiştir.

25. Bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi kıdem tazminatı

yönünden davayı kabul ederek Ö. Ltd. Şti. tarafından N.İ.ye 9.178,05 TL kıdem

tazminatının faiziyle birlikte ödenmesine hükmetmiştir.

26. İlk derece mahkemesi kararı Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin

31/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27. 4857 sayılı Kanun'un "İşyerinin

veya bir bölümünün devri" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili

bölümü şöyledir:

“... işyerinin bir bölümü hukukî bir işleme

dayalı olarak başka birine devredildiğinde, devir tarihinde ... [işyerinin] bir

bölümünde mevcut olan iş sözleşmeleri bütün hak ve borçları ile birlikte

devralana geçer.

...

Yukarıdaki hükümlere göre devir halinde,

devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan

devreden ve devralan işveren birlikte sorumludurlar....

...”

B. Uluslararası Hukuk

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin

birinci fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

“Herkes, medeni hak ve yükümlülükleri hakkında karar verilmesi için ...

bir yargı merciinde ... adil ... bir şekilde yargılanma hakkına sahiptir.

"

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri olan hukuki belirliliğin Sözleşme'nin bütün maddelerinde

mündemiç olduğunu belirtmektedir. (Iordan Iordanov/Bulgaristan, B. No:

23530/02, 2/7/2009, § 47). AİHM'e göre hukuk

devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik

ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kişilerin

mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme

kararlarının sürüp gitmesi yargı sistemine itimadı azaltarak yargısal bir belirsizliğe

yol açabilir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.

No: 13279/05, 20/10/2011, § 57). Ancak bireylerin makul güvenlerinin korunması

ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak

bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §

74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).

AİHM, içtihat farklılıklarının farklı coğrafi bölgelerde yetkili birden fazla

yargısal otoritenin var olduğu yargısal sistemlerde doğal olduğunu

vurgulamaktadır (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

B. No: 23530/02, 2/7/2009, § 47; Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye, § 51). Hatta içtihat farklılığı aynı mahkeme

içinde de söz konusu olabilir. Bu durum kendi başına Sözleşme'ye

aykırılık teşkil etmez (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

Fakat AİHM, yüksek mahkemelerin bu yargısal otoriteler arasındaki içtihat

farklılıklarını giderme rolünün bulunduğunu ifade etmektedir (Iordan Iordanov/Bulgaristan,

§ 47).

30. AİHM -açık keyfîliğin bulunması

hâli hariç- ulusal mahkemelerin iç hukuk kurallarına ilişkin yorumlarını

sorgulama rolünün bulunmadığını belirtmektedir. AİHM; aynı şekilde ulusal

mahkemelerce açıkça verilen farklı kararları -açıkça benzer olan davalara

ilişkin olsa bile- kıyaslama gibi bir işlevinin bulunmadığını, ulusal mahkemelerin

hukuk kurallarını yorumlama hususundaki bağımsızlığına saygı gösterilmesi

gerektiğini ifade etmektedir (Nejdet Şahin ve

Perihan Şahin/Türkiye, § 50).

31. AİHM; dinamik ve evrimsel bir yaklaşımın sürdürülememesinin

hukukun gelişimini ve hukukta reformu engelleyeceğinin, bu nedenle içtihat

değişikliğinin tek başına etkin adalet yönetimine aykırı olmadığının altını

çizmektedir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 36815/03, 14/1/2010, § 38). AİHM'e göre, mahkeme

içtihatlarındaki değişim yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta

olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması

anlamına gelir (S.S. Balıklıçeşme

Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No:

3573/05 ... 17293/05, 30/11/2010, § 28). Ancak yerleşmiş yargısal pratiğin de

içtihat değişikliğinin gerekçelendirildiği kararda dikkate alınması gerekir (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, §

38). Bu bağlamda aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm

kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama

getirilmesi gerekmektedir (Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.

No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).

32. AİHM, hukuki belirlilik şartının ve meşru beklentilerin

korunması gereğinin yerleşik içtihadın sürdürülmesini içermediğinin altını

çizmekte ancak iyi temellere oturmuş yerleşik içtihadın varlığının yüksek

mahkemeye içtihattan ayrılmayı haklılaştıran daha

sağlam gerekçeler açıklama görevi yüklediğini ifade etmektedir. AİHM'e göre yüksek mahkemenin yerleşik içtihattan farklı

karar verilmesinin sebebi hakkında başvurucuya detaylı açıklama yapma

sorumluluğu bulunmaktadır (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, §

38).

33. AİHM birçok kararında "esaslı ve uzun süreli içtihat farklılıkları"nın adil yargılanma hakkını ihlal

ettiğine hükmetmiştir. AİHM, esaslı ve uzun süreli içtihat farklılığının

varlığının tespitinde yargısal pratikteki istikrarsızlığı giderecek

mekanizmaların bulunup bulunmadığının ve gerekmesi durumunda bu mekanizmaların

etkili bir şekilde işletilip işletilmediğinin önem taşıdığına işaret etmektedir

(Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

AİHM, yargısal uygulamalardaki istikrarsızlığın yol açtığı hukuki

belirsizliklerin ve kararlar arasındaki farklılığı giderecek mekanizmaların

bulunmamasının adil yargılanma hakkını zedeleyeceğinin altını çizmektedir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 54). AİHM'e göre, devletin hukuk sistemini uyumsuz yargısal

kararlar verilmesini önleyecek şekilde biçimlendirme yükümlülüğü bulunmaktadır

(Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 21/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, çalıştığı işyerinin Ö. Ltd. Şti.ne

devredilmesi nedeniyle anılan Şirketin önceki dönemlere ilişkin kıdem tazminatı

alacağından H. Ltd. Şti. ile birlikte müteselsilen

sorumlu olduğunu belirtmektedir. Başvurucu, aynı işyerinde çalışan N.İ.

tarafından aynı sebeple açılan davada Yargıtayın

işyeri devrinin varlığını tespit ederek Ö. Ltd. Şti.nin

kıdem tazminatının ödenmemesinden sorumluluğunun bulunduğu sonucuna ulaştığı

hâlde bu davada aksi yönde verilen mahkeme kararının onanmış olmasından

yakınmaktadır.

B. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

38. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. 3/10/2001

tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Bazı Maddelerinin

Değiştirilmesi Hakkında Kanun'un Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına

"adil yargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin

gerekçesine göre "değişiklikle Türkiye

Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip

olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de

düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu

anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban, B.

No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).

39. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukuk

devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesinde

Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm

maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönünde

bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

40. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukuk

güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 ve

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir. (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

41. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birden

fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğini

tespit etmektir(Mehmet Arif Madenci,

B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).

42. İlgili mevzuatın ilk defa yorumlanmasında yetki ve görevleri

açısından farklı durumlarda bulunan mahkemeler arasında farklılıklar oluşması

doğaldır. Diğer bir deyişle değişik yargı kademelerinde görev alan hâkimlerin

tamamının ilk defa uygulanan bir kuralı aynı şekilde yorumlamaları mümkün

olmayabilir. Ancak böylesi bir durumda mahkemelerin uygulamaları arasındaki

uyumu ve içtihat birliğini sağlamaya yönelik mekanizmalar önem taşımaktadır (İslam Şahin, B. No: 2014/7280, 21/1/2016,

§ 54; Uğur Çelik, B. No:

2015/20244, 15/6/2016, § 53). Yüksek mahkemelerin temel fonksiyonlarından biri

de yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm

getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında

olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamanı

gerektirdiği açıktır (Türkan Bal [GK],

B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 56).

43. Bir kanun hükmüne ilişkin içtihadın henüz yerleşik hâle

gelmediği bir aşamada o hükmün yargı organlarınca farklı biçimlerde

yorumlanabilmesi hukukun doğası gereğidir. Zira hukukta nesnelliğin

sağlanabilmesi açısından hukuk kurallarının belli ölçüde soyut kavramlar

içermesi kaçınılmazdır. Nesnel hukuk kurallarının maddi alemde gerçekleşen

olaylarla birebir örtüşmesi ve bunlara uygulanması ise her zaman mümkün olamayabilmektedir. Öte yandan hukuk kurallarının

kapsamının tespitinde kural koyucu ne kadar titiz davranırsa davransın kuralın

yürürlüğe girmesinden ve uygulanmaya başlamasından sonra öngörülemeyen bazı

yeni durumların ortaya çıkması da mümkündür. Bu gibi hâllerde kuralın yetkili

otoritelerce ve özellikle yargı organlarınca yorumlanması zorunlu hâle

gelmektedir. Kuralı yorumlayan otoritelerin birden fazla olması, bazı hâllerde

kuralın birden fazla yorumunu önlenemez kılmaktadır. Dolayısıyla hukuk

kurallarının bu niteliği dikkate alındığında bir kanun hükmünün yargı organlarınca

farklı biçimde yorumlanabilmesi ve kurala ilişkin farklı içtihatların varlığı,

tek başına kuralın belirsiz ve öngörülemez olduğu yargısına ulaşmayı haklı

kılmaz. Bununla birlikte birden fazla içtihadın varlığı, hukuk kurallarının

temel bir özelliği olan bireyin davranışını yönlendirebilme gücünü zayıflatacak

bir boyuta ulaşmışsa kamu düzeninin bozulduğundan söz edilebilir. Bu durumda

bireylerin hangi içtihada göre davranışlarını yönlendirecekleri

belirsizleşeceğinden öngörülebilirlik ortadan kalkar (Mehmet Arif Madenci, § 84).

44. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini ve

mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini

yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamaları

beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin

edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları bir kararın

belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından ele

alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçları

ortaya çıkartır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters

düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerin

yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir

(Türkan Bal, § 64).

45. Uyuşmazlığın çözümünde etkili olan maddi vakıaların

değerlendirilmesi, yorumlanması ve nitelendirilmesi derece mahkemelerinin

takdirindedir. Maddi vakıalar, uyuşmazlıkta uygulanacak hukuk kurallarından

farklı olarak sadece somut bir olayı ilgilendirdiğinden ancak somut olayın

koşulları çerçevesinde yorumlanabilir ve anlamlandırılabilir. Somut olayın tek

bir uyuşmazlığa konu edildiği durumlarda maddi vakıalara ilişkin olarak

mahkemeler arasında görüş ayrılığı oluşması mümkün değildir. Buna mukabil aynı

olay çerçevesinde birden fazla uyuşmazlığın birden fazla mahkemede görüldüğü

hâllerde farklı mahkemelerin aynı olay kapsamındaki bir maddi vakıayı farklı

değerlendirmesi ve yorumlaması mümkündür. Maddi vakıanın farklı yorumlanmasına

bağlı olarak aynı olaya ilişkin uyuşmazlıklarda farklı sonuçlara ulaşılması ve

birbiriyle çelişen kararlar verilmesi olasıdır. Bu durumda da aynı maddi

vakıanın farklı değerlendirilmesine bağlı olarak adil yargılanma hakkının ihlal

edilmesi söz konusu olabilir.

46. Mahkemelerin maddi olgularla ilgili değerlendirme ve

nitelemeleri ile mutlak bir şekilde bağlı olmaları söz konusu olmayıp bunları

değiştirmeleri de mümkündür. Ancak maddi olgularla ilgili değerlendirmelerin

aynı olay kapsamındaki diğer uyuşmazlıklar yönünden kuvvetli delil teşkil

edebileceği gözetildiğinde mahkemelerin daha önce ulaştıklarından farklı bir

sonuca ulaşmaları durumunda bunun gerekçesini ikna edici bir şekilde ortaya

koymaları beklenir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

47. 4857 sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrasında

işyerinin bir bölümü hukuki bir işleme dayalı olarak başka birine

devredildiğinde devir tarihinde işyerinin bir bölümünde mevcut olan iş

sözleşmelerinin bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçmesi

öngörülmüş, üçüncü fıkrasında da devir hâlinde devirden önce doğmuş olan ve

devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden ve devralan işverenin

birlikte sorumlu oldukları kurala bağlanmıştır. Buna göre şube devri durumunda

o şubede çalışan işçilerin iş sözleşmelerinden doğan kıdem tazminatı

alacağından devreden ve devralan işveren birlikte müteselsilen

sorumlu olurlar.

48. Somut olayda H. Ltd. Şti. ile olan iş akdini 1/8/2005

tarihinde fesheden başvurucu, çalıştığı şubenin işveren (H. Ltd. Şti.)

tarafından 16/10/2007 tarihinde Ö. Ltd. Şti.ne

devredildiği ve bu nedenle devralan işverenin de kıdem tazminatı alacağından müteselsilen sorumlu olduğu gerekçesiyle Ö. Ltd. Şti.

aleyhine alacak davası açmıştır. Ancak Mahkeme, H. Ltd. Şti. ile Ö. Ltd. Şti.

arasındaki ilişkinin şube devri mahiyetinde olmayıp marka devrinden ibaret

olduğu gerekçesiyle Ö. Ltd. Şti.nin sorumluluğunun

bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme kararı onanarak Mahkemenin ulaştığı bu

kanaat Daire tarafından da benimsenmiştir.

49. Başvurucu, bu kararın Yargıtayın

aynı şubede çalışan başka bir işçi tarafından açılan davada verdiği kararda

ulaştığı sonuç ile çeliştiğini öne sürmektedir.

50. Olayda başvurucu ile aynı işyerinde çalışan ve 15/6/2005

tarihinde iş akdini fesheden N. İ. isimli şahsın Ö. Ltd. Şti. aleyhine Kadıköy

2. İş Mahkemesinde kıdem ve ihbar tazminatının tazmini istemiyle açtığı dava;

her iki Şirket arasındaki ilişkinin marka devrinden ibaret olduğu, şube

devrinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle husumet yokluğundan reddedilmiştir.

Ancak Daire 18/12/2012 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını

bozmuştur. Daire her iki Şirket arasında akdedilen 16/10/2007 tarihli

protokolde yer alan hükümlere, Ö. Ltd. Şti.nin H.

Ltd. Şti.ne ait adreste şube açmasına ve H. Ltd. Şti.nin tıbbi cihazlarını finansal kiralama yoluyla

devralmış olmasına, ayrıca gazete ilanında yer alan ifadelere işaret ederek her

iki Şirket arasında fiilî ve organik bir bağın bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

Daire sonuç olarak her iki Şirketin de başvurucunun kıdem tazminatı alacağından

müteselsilen sorumlu olduklarının altını çizmiştir.

Daire ayrıca aynı maddi olaya ilişkin başka kararının da aynı yönde olduğuna

dikkat çekmiştir. Bozma kararına uyan ilk derece mahkemesi kıdem tazminatı

yönünden davayı kabul ederek Ö. Ltd. Şti. tarafından N.İ.ye 9.178,05 TL kıdem

tazminatının faiziyle birlikte ödenmesine hükmetmiştir. İlk derece mahkemesi

kararı Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 31/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.

51. Görüldüğü üzere gerek başvurucu tarafından gerekse N.İ.

tarafından açılan davalarda Ö. Ltd. Şti.ne yöneltilen

sorumluluk isnadı aynı maddi vakıaya dayandırılmıştır. Her iki davada da H.

Ltd. Şti. ile Ö. Ltd. Şti. arasında 16/10/2007 tarihli protokolle başlayan

ilişkinin bir şube devri mahiyetinde olduğu ileri sürülmüştür. Ancak Daire,

N.İ. hakkındaki davada detaylı bir gerekçeyle iki Şirket arasında fiilî ve

hukuku bir bağın bulunduğu ve dolayısıyla aralarındaki ilişkinin şube devri

mahiyetinde olduğu sonucuna ulaştığı hâlde başvurucuya ilişkin davada aksi

yöndeki Mahkeme kararını onamıştır.

52. Uyuşmazlığa ilişkin maddi vakıaları değerlendirmek,

yorumlamak ve nitelemek derece mahkemelerinin takdirinde olmakla birlikte bir maddi

vakıaya ilişkin olarak daha önce ulaştıkları kanaatten farklı bir sonuca

ulaşmaları durumunda ilk derece mahkemelerinin tatmin edici bir gerekçe ortaya

koymaları gerekir. Bu bağlamda Dairenin daha önceki kararında iki Şirket

arasında cereyan eden ilişkiyi (maddi vakıayı) şube devri olarak nitelediği

hâlde başvurucu tarafından açılan bu davada şube devrinin söz konusu olmadığı

kanaatine varan Mahkeme kararını onamış olması, Daireyi bu görüş değişikliği

için tatmin edici bir gerekçe açıklama yükümlülüğü altına sokmaktadır. Oysa

Dairenin onama kararında herhangi bir gerekçeye yer vermediği görülmektedir.

53. Sonuç olarak Dairenin aynı maddi vakıaya ilişkin olarak

önceki kararlarında ulaştığı kanaatin aksi yöndeki Mahkeme kararını herhangi

bir gerekçe açıklamadan onamasının, başvurucunun açtığı davanın görülmesi

bakımından hukuki belirsizliğe neden olduğu ve başvurucu açısından öngörülemez

bulunduğu sonucuna varılmıştır.

54. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

56. Başvurucu 7.541,11 TL kıdem tazminatının yasal faiziyle

birlikte ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

57. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

58. Adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 16. İş

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

59. Yargılamanın yenilenmesine hükmedilmiş olması nedeniyle

maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 16. İş Mahkemesine (E.2013/1314) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğininYargıtay 9.

Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Ayhan KILIÇ

Başvurucu

:

Özlem

TERZİOĞLU

Vekili

:

Av. Serhat

Taylan TERZİOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/19341, 21 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/19341
  • Tarih: 21 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Kenan Tokmak Başvurusu (B. No: 2014/12679)
  • İdris Karaca Başvurusu (B. No: 2014/11759)
  • Aynur Gülmez Başvurusu (B. No: 2014/1960)
  • İbrahim Aksoy Başvurusu (B. No: 2014/14516)
  • Gönül Neşvat Başvurusu (B. No: 2014/3648)
  • İhsan Taş Başvurusu (B. No: 2014/11255)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.