Zamanaşımı, borcu sona erdirmez; borçluya ödemekten kaçınma imkânı veren bir savunma aracıdır. Bu ayrım pratikte belirleyicidir, çünkü mahkeme zamanaşımını kendiliğinden dikkate almaz. Zamanaşımı tartışmasının merkezinde ise tek bir soru vardır: süre hangi tarihte işlemeye başladı? Aşağıdaki çerçeve TBK, HMK ve TKHK ekseninde bu sorunun ispatını konu alır.
Def'in Ne Zaman İleri Sürülmesi Gerekir?
Zamanaşımı def'i, yargılamanın belirli bir aşamasına kadar ileri sürülmelidir. Cevap dilekçesinde hiç değinilmeyen bir def'in sonradan gündeme getirilmesi çoğu zaman mümkün olmaz. Bu nedenle cevap dilekçesi hazırlanırken, alacağın türü ve tabi olduğu süre en başta not edilmelidir. Farklı hukuki nitelendirmelerin farklı sürelere tabi olabileceği de göz önünde tutulmalıdır.
Sürenin Başlangıcını Gösteren Deliller
Kural olarak süre, alacağın muaccel olduğu andan itibaren işler. Muacceliyet anı ise sözleşmenin kurgusuna göre değişir:
- Vadesi belirli edimlerde vade tarihini gösteren sözleşme hükmü
- Vadesi belirsiz edimlerde ihtarın tebliğ tarihi
- Dönemsel edimlerde her bir dönemin ayrı ayrı hesaplanması
- Ayıptan doğan taleplerde ayıbın bildirildiği tarih
Bu belgelerin tarih bilgisi okunaklı ve tartışmasız olmalıdır. Tarihi tartışmalı bir ihtarname, çoğu zaman hiç gönderilmemiş gibi sonuç doğurur.
Kesilme ve Durma Hâllerinin Kaydı
Borçlunun borcu ikrar etmesi, kısmi ödeme yapması, faiz ödemesi ya da alacaklının dava veya takip yoluna başvurması sürenin işleyişini etkiler. Alacaklı tarafında bu kayıtların tutulması, borçlu tarafında ise ikrar sayılabilecek yazışmalardan kaçınılması gerekir. Uygulamada, iyi niyetle gönderilen bir "ödemeyi ay sonunda yapacağım" mesajı, savunmanın tamamını etkisiz hale getirebilir.
Sulh Görüşmeleri Süreyi Durdurur mu?
Tarafların çözüm arayışında olması, tek başına zamanaşımını durdurmaz. Görüşmeler uzarken sürenin dolması, uygulamada en sık karşılaşılan hak kaybı biçimlerindendir. Görüşmeler sürerken sürenin son günü yaklaşıyorsa, ya yazılı bir zamanaşımından feragat düzenlemesi yapılmalı ya da dava veya takip başlatılarak görüşmeler paralel sürdürülmelidir. Uzlaşma ile dava arasındaki tercih, çoğu dosyada takvimin baskısı altında değil, takvim kontrol altına alındıktan sonra yapılmalıdır.
Bu metin genel bilgilendirme amaçlıdır. Alacağın niteliği, sözleşmenin türü ve tarafların tacir olup olmaması süreyi doğrudan etkilediğinden, def'i ileri sürmeden veya bir ödeme taahhüdü vermeden önce hukuki görüş alınması yerinde olur.