Borç ilişkilerinde alacaklının hakkı sonsuza kadar dava edilebilir değildir. Zamanaşımı, belirli süre geçtikten sonra borçluya ödemekten kaçınma imkanı verir; sözleşmenin nasıl okunacağı ise çoğu zaman uyuşmazlığın asıl konusudur. Bu rehber ikisini birlikte ele alır.
Zamanaşımı Bir Def'i, Bir İtiraz Değil
Türk Borçlar Kanunu'na göre zamanaşımı hakimin kendiliğinden dikkate alamayacağı bir def'idir; borçlunun bunu ileri sürmesi gerekir. Süre henüz cevap dilekçesi aşamasında öne sürülmezse hakkın kaybedilmesi ihtimali doğar. Bu nedenle davalı için ilk iş, alacağın türüne göre sürenin dolup dolmadığını hesaplamaktır.
Sürenin İşlemeye Başladığı An
Zamanaşımı kural olarak alacağın muaccel olduğu, yani istenebilir hale geldiği anda işlemeye başlar. Taksitli borçlarda her taksit ayrı değerlendirilebilir. Sürenin dava açılması, icra takibi veya borcun ikrarı gibi hallerde kesilebileceği unutulmamalıdır; kesilme, süreyi baştan başlatır.
Sözleşme Nasıl Yorumlanır
Taraflar arasında metnin anlamı tartışmalıysa, sözcüklerin yanlış kullanılmış olabileceği kabul edilerek gerçek ve ortak iradenin araştırılması esastır. Yorumda sözleşmenin bütünü, tarafların önceki yazışmaları ve dürüstlük kuralı birlikte değerlendirilir. Tek bir cümleyi bağlamından kopararak okumak, çoğu zaman hatalı sonuç verir.
İki Konunun Kesişimi
- Sözleşmede kararlaştırılan sürelerin kanuni zamanaşımını kısaltıp kısaltamayacağı
- Yorumla ulaşılan borç türünün, uygulanacak zamanaşımı süresini değiştirmesi
- Faiz ve asıl alacak için sürelerin ayrı işleyebilmesi
Delil ve İspat Yükü
Tüketici işlemlerini de kapsayabilen bu uyuşmazlıklarda yazılı sözleşme, fatura, ödeme dekontu ve yazışmalar belirleyicidir. İspat yükünün kimde olduğu, hem zamanaşımının kesildiği iddiasında hem de sözleşmenin anlamında sonucu doğrudan etkiler.
Buradaki açıklamalar genel niteliktedir. Sürenin uzunluğu alacağın türüne göre değişir ve yanlış hesap hak kaybına yol açabilir; sözleşmenizi bir hukukçuyla birlikte değerlendirmeniz önerilir.