Alacak hakları sonsuza kadar dava edilemez; belirli süreler geçtikten sonra borçlu zamanaşımı def'ini ileri sürebilir. Sözleşmeden doğan taleplerde bu süreler ve tazminatın nasıl hesaplanacağı, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenir. Tüketici işlemlerinde 6502 sayılı Kanun, yargılama usulünde ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu tamamlayıcı rol oynar.
Zamanaşımı Süresinin Başlangıcı
Zamanaşımı, kural olarak alacağın muaccel olduğu, yani istenebilir hale geldiği anda işlemeye başlar. Genel sözleşme alacakları ile belirli periyodik edimler için farklı süreler öngörülmüştür. Sürenin doğru hesaplanabilmesi için borcun ne zaman muaccel olduğunun net biçimde belirlenmesi gerekir.
Süreyi Kesen ve Durduran Haller
- Borçlunun borcu ikrar etmesi veya kısmi ödeme yapması
- Alacaklının dava açması ya da icra takibi başlatması
- Kanunda öngörülen durma sebeplerinin varlığı
Zamanaşımının kesilmesi halinde süre yeniden işlemeye başlar; bu, alacaklı için önemli bir korunma imkanıdır. Bu nedenle borçlunun ikrar niteliğindeki yazışmalarının saklanması değerlidir.
Tazminatın Kalemlere Ayrılması
Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat, uğranılan fiili zarar ve yoksun kalınan kâr gibi kalemlere ayrılabilir. Her kalemin ayrı ayrı ve ölçülebilir biçimde ortaya konması, talebin belirsizlikten kaynaklanan reddini önler. Zararın miktarı tam belirlenemiyorsa, belirsiz alacak yaklaşımı gündeme gelebilir.
Def'i Olarak İleri Sürülme Zorunluluğu
Zamanaşımı hakim tarafından kendiliğinden dikkate alınmaz; borçlunun bunu bir def'i olarak ileri sürmesi gerekir. Bu def'i, yargılamanın belirli bir aşamasına kadar öne sürülebilir. Bu nedenle hem alacaklı hem borçlu bakımından sürecin usul takvimi yakından izlenmelidir.
Zamanaşımı ve tazminat hesabı, sözleşmenin türüne ve olgulara göre değişir; genel bir şablon yanıltıcı olabilir. Alacağınızın erimesini önlemek için erkenden hukuki değerlendirme almanız önerilir.