Aynı olay bazen hem sözleşmeye aykırılık hem haksız fiil olarak nitelenebilir. Bu tercih akademik bir tartışma değildir: zamanaşımı, ispat yükü ve talep edilebilecek kalemler doğrudan bu nitelendirmeye bağlıdır. Bu rehber TBK, HMK ve TKHK ekseninde sözleşme yorumu ile haksız fiil arasındaki tercihi ve delil eksikliğinin bu tercihi nasıl zorunlu kıldığını ele alır.
Nitelendirme Neyi Değiştirir
- Sözleşmesel sorumlulukta borçlunun kusursuzluğunu ispat etmesi beklenir
- Haksız fiilde kural olarak zarar görenin kusuru ortaya koyması gerekir
- Zamanaşımı süreleri iki temelde farklı işler
- Manevi tazminat ve kar kaybı taleplerinin dayanağı değişir
Sözleşmenin Gerçek İradeye Göre Okunması
Sözleşme yorumunda esas olan, tarafların kullandığı sözcükler değil gerçek ve ortak iradedir. Bu iradenin ne olduğu ise metnin dışındaki kayıtlarda görünür: teklif yazışmaları, revize edilen taslaklar, toplantı notları ve fiili uygulamanın kendisi. Yıllarca aynı biçimde uygulanan bir hüküm, sonradan farklı yorumlanmak istendiğinde bu fiili uygulama belirleyici olur.
Yazılı Delil Kuralı ve Yazışmaların Değeri
Belirli bir değerin üzerindeki hukuki işlemlerin senetle ispatı kuralı, sözlü anlaşmalara dayanan taleplerin en zayıf noktasıdır. Ancak karşı tarafın kendi yazısıyla oluşturduğu ve iddiayı destekleyen kayıtlar bu kuralın işleyişini değiştirebilir. Bu nedenle elektronik posta trafiği, mesajlaşma kayıtları ve teslim tutanakları, dava öncesinde eksiksiz derlenmelidir.
Zararın Kendisi de İspat Konusudur
Sorumluluk kabul edilse dahi, zararın miktarı gösterilemediğinde talep tam karşılık bulmaz. Onarım faturaları, ikame hizmet bedelleri, iptal edilen siparişlerin kayıtları ve gelir kaybını gösteren mali tablolar hesaplamanın dayanağıdır. Tüketici işlemlerinde ise TKHK kapsamındaki seçimlik hakların hangisinin kullanıldığının bildirim anında netleştirilmesi gerekir.
Değerlendirme
Talebin hukuki temeli, dilekçenin en başında yapılan ve sonuca kadar etkisini sürdüren bir tercihtir. Somut olayda hangi temelin daha güçlü olduğu eldeki belgelere göre değişebileceğinden, dava öncesinde delil envanterinin çıkarılıp hukuki nitelendirmenin buna göre yapılması yerinde olur.