İş hukukunda çok bilinen bir aylık süre, iş güvencesi kapsamındaki işe iade talebine özgüdür. Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, yıllık izin ve ücret alacakları bu süreye değil, kendi zamanaşımı sürelerine tabidir. Bu ayrımın bilinmemesi iki yönlü hataya yol açar: bir yandan hakkı olduğu hâlde başvurmaktan vazgeçen çalışanlar, diğer yandan zamanaşımını bir aylık süre sanarak geç harekete geçenler ortaya çıkar.
Her Kalem Kendi Takvimiyle İşler
Kıdem ve ihbar tazminatı için kanun koyucu belirli bir zamanaşımı süresi öngörmüştür ve bu süre fesih tarihinden işler. Ücret, fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacakları gibi dönemsel edimlerde ise zamanaşımı her alacağın doğduğu tarihten itibaren ayrı ayrı işler. Yıllık izin ücreti bakımından ise sürenin fesihle birlikte işlemeye başladığı kabul edilir. Bu nedenle uzun süreli çalışmalarda, dava tarihinden geriye doğru zamanaşımına uğramış dönemlerin baştan hesaplanması gerekir; aksi hâlde talep edilen tutarın önemli bir kısmı def'i üzerine düşer.
Arabuluculuk Son Tutanağından Sonra
İşçi ve işveren arasındaki alacak taleplerinde arabuluculuk dava şartıdır. Taraflar anlaşamazsa, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren kanunda öngörülen süre içinde dava açılması gerekir. Bu süre kaçırıldığında dava şartı yeniden yerine getirilmek zorunda kalınır ve geçen zaman zamanaşımı bakımından aleyhe işler. Tutanağın tarihi ile tarafın tutanağı eline aldığı tarih farklı olabileceğinden, süreç bittiğinde tutanağın gecikmeden temin edilmesi gerekir.
Dava Türü Seçiminin Zamanaşımına Etkisi
Alacağın miktarı hesaplanabilir durumdaysa tam eda davası, hesaplama işverendeki kayıtlara bağlıysa belirsiz alacak ya da kısmi dava tercih edilebilir. Bu tercih yalnızca harç yönünden değil, zamanaşımının hangi tutar için kesileceği yönünden de sonuç doğurur. Kısmi dava açıldığında zamanaşımı yalnızca dava edilen kısım için kesilir; sonradan yapılan artırımda kalan kısım için zamanaşımı def'i ileri sürülebilir. Bu nedenle dava türü, dosyadaki belge durumu değerlendirilerek baştan seçilmelidir.
Bordro ve İhtirazi Kayıt Meselesi
- İmzalı bordroda fazla çalışma tahakkuku varsa, aksinin ispatı sınırlı delillerle mümkün olur.
- Bordroya ihtirazi kayıt konularak imzalanması, sonraki talep hakkını korur.
- Banka ödemeleri ile bordro tutarları arasındaki farklar tablo hâlinde karşılaştırılmalıdır.
- Giriş çıkış kayıtları, mesai çizelgeleri ve kurumsal yazışmalar fesihten önce temin edilmelidir.
- İbraname niteliğindeki belgelerin tarihi ve içeriği ayrıca değerlendirilmelidir.
Fesihten Önce Yapılan Hazırlık
Uygulamada en çok kaybedilen delil, işten ayrılışla birlikte erişimi kesilen kurumsal kayıtlardır. Çalışma ilişkisi sürerken elde edilebilecek belgelerin hukuka uygun yollarla temini, sonraki aşamada ispat yükünü belirgin şekilde hafifletir. Ayrıca haklı fesih iddiasında bulunulacaksa, sebebin öğrenilmesinden itibaren işleyen kısa hak düşürücü süre ayrıca gözetilmelidir.
Buradaki bilgiler genel niteliktedir; çalışma süresi, fesih şekli ve alacak kalemleri hesabı değiştirir. Kendi dosyanızda zamanaşımı ve dava takvimini bordro ile fesih belgeleriniz üzerinden değerlendirtmeniz uygun olacaktır.