İçeriğe geç
AC

Hacizde Borçlunun Hakları: İtiraz ile Şikâyeti Ayırmak ve Taahhüt Riski

5 Nisan 2026 Finans Hukuku 2 dk okuma 81 görüntülenme Son güncelleme: 8 Ağustos 2026

İcra takibiyle karşılaşan borçlunun ilk hatası, çoğu zaman doğru olan itirazı yanlış mercie yöneltmesidir. Haciz aşamasında hangi hakkın nereye ve hangi süre içinde ileri sürüleceği, dosyanın sonucunu belirler.

İtiraz mı, Şikâyet mi?

İİK sisteminde bu iki kavram farklı işlevler taşır. Borcun bulunmadığı, ödendiği ya da zamanaşımına uğradığı iddiası bir itirazdır ve ödeme emrinin tebliğinden itibaren kısa bir süre içinde icra dairesine bildirilir. Takip işlemlerinin usule aykırı yapıldığı iddiası ise şikâyet konusudur ve icra mahkemesine yöneltilir. Süresinde yapılmayan itiraz takibi kesinleştirir; bu aşamadan sonra borca ilişkin savunma ancak ayrı bir dava ile ileri sürülebilir.

Haczedilemezlik İddiasının İspatı

Kanun, borçlunun ve ailesinin yaşamını sürdürmesi için gerekli olan bazı mal ve hakların haczedilmesini sınırlar. Bu iddiayı ileri sürerken şu belgeler hazırlanmalıdır:

  • Malın mesleğin icrası için zorunlu olduğunu gösteren kayıtlar
  • Hane halkına ilişkin nüfus kaydı ve bakmakla yükümlü olunan kişiler
  • Maaş haczinde ücret bordrosu ve kesinti oranını gösteren yazı
  • Malın üçüncü kişiye ait olduğu iddiası varsa fatura, tapu veya sözleşme

Usulsüz Tebligat İddiası

Borçlunun takipten geç haberdar olduğu dosyalarda ilk incelenmesi gereken, tebliğ evrakının kendisidir. Tebliğin kime, hangi adreste ve hangi şerhle yapıldığı, adres kayıt sistemindeki bilgiyle uyuşup uyuşmadığı kontrol edilmelidir. Usulsüzlük ileri sürülürken öğrenme tarihinin de açıkça bildirilmesi gerekir; aksi hâlde inceleme yapılmadan talep reddedilebilir.

Taksitle Ödeme Taahhüdü: Rahatlama mı, Yeni Risk mi?

Haciz aşamasında sıklıkla karşılaşılan çözüm, icra dairesinde taksitle ödeme taahhüdünde bulunulmasıdır. Bu yol satış baskısını geçici olarak kaldırır; ancak taahhüdün ihlali ayrı ve ağır bir yaptırım riski doğurur. Bu nedenle taahhüt verilirken taksit tutarı gerçek ödeme kapasitesine göre belirlenmeli, alacaklının kabulünün tutanağa geçtiğinden emin olunmalıdır. Anlaşma yolu ile HMK çerçevesinde açılacak bir menfi tespit davası arasındaki tercih, borcun gerçekten var olup olmadığına göre yapılmalıdır; borcu tartışmalı bir dosyada verilen taahhüt, itiraz imkânını fiilen ortadan kaldırabilir.

Buradaki bilgiler genel niteliktedir. Takip türü, tebliğ tarihi ve haczedilen malın durumu izlenecek yolu değiştirdiğinden, süreler çok kısa olduğu için ödeme emrini aldıktan hemen sonra hukuki değerlendirme alınması önerilir.

Kaynaklar ve referanslar

Telif bildirimi Bu içerik ve tüm bağlantılı soru-cevap metinleri 5846 sayılı FSEK kapsamında korunmaktadır. İzinsiz kopyalama, çoğaltma, yayımlama, yeniden işleme, toplu veri çekimi veya ticari kullanım yasaktır; ihlal halinde hukuki ve cezai yollara başvurulur.

Hukuki destek arıyorsanız

Bu konuda profesyonel hukuki destek için Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu olarak yanınızdayız.

Görüşme Planla