Bir icra takibinde maaşına haciz konulan borçlu, çoğu zaman ilk bordroyu gördüğünde ne yapabileceğini bilmez. Bu rehber, İİK ve HMK çerçevesinde maaş haczine karşı borçlunun elindeki itiraz ve şikâyet imkânlarını, hangi durumda hangi yolun açık olduğunu anlatır.
İtiraz mı, Şikâyet mi?
Uygulamada en sık karıştırılan nokta budur. Takibin dayanağına, yani borcun kendisine karşı çıkılıyorsa bu bir itirazdir ve ödeme emrine bağlı süre içinde icra dairesine yapılır. Buna karşılık haczin miktarı, sıralaması ya da haczedilmezlik gibi usule ilişkin bir aykırılık ileri sürülüyorsa bu bir şikâyet olup icra mahkemesine yöneltilir. Yanlış merci seçmek, hakkın esastan incelenmeden reddine yol açabilir.
Maaşın Ne Kadarı Haczedilebilir?
İcra ve İflas Kanunu, maaş ve ücretlerin tamamının haczini engeller; ücretin ancak belli bir kısmı (dörtte biri) haczedilebilir, geri kalanı borçlunun geçimine bırakılır. Nafaka alacakları bu sınırın dışındadır ve öncelik taşır. Borçlu, kesintinin bu orandan fazla yapıldığını fark ederse haczedilmezlik şikâyeti yoluna gidebilir.
- Birden fazla haciz varsa kesinti sırasının doğru uygulanıp uygulanmadığı
- Nafaka haczinin diğer alacaklardan önce gelip gelmediği
- Asgari geçim tutarının borçluya bırakılıp bırakılmadığı
Muvafakat ve Feragatin Sınırı
Borçlunun haciz öncesinde verdiği geniş kapsamlı feragat beyanları her zaman geçerli sayılmaz. Haczedilmezlik korumasından, ancak somut haciz gerçekleştikten sonra ve bilinçli biçimde vazgeçilebilir. Bu nedenle işverene ibraz edilen eski taahhütlere dayanılarak yapılan fazla kesintiler tartışılabilir.
Süreyi Kaçırmamak İçin
Şikâyet ve itiraz yollarının tümü kısa, hak düşürücü sürelere bağlıdır. Tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı bu yüzden ilk kontrol edilmesi gereken noktadır; usulsüz tebligat, sürenin öğrenme tarihinden başlamasına imkân verebilir. İşverenin kesintiye başladığı ilk maaş bordrosu, çoğu zaman haczin fiilen öğrenildiği an olarak önem taşır.
Maaş haczi dosyaları borçlunun geçimini doğrudan etkilediğinden, kesinti başlar başlamaz dosyanın ve tebligatların incelenmesi yerinde olur. Her takibin kendine özgü koşulları bulunduğundan, atılacak adımın somut duruma göre bir hukukçuyla değerlendirilmesi önerilir.