Aleyhine icra takibi başlatılan borçlunun elindeki en etkili araç, süresinde yapılacak itirazdır. Uygulamada süreç, ödeme emrinin tebliğiyle başlayan kısa bir takvim üzerinde ilerler ve her adımın kendine özgü bir yükümlülüğü vardır. İİK, takibin türüne göre itirazın sonucunu ve borçlunun mal beyanı görevini ayrı ayrı belirler.
İlk Adım: Ödeme Emrini Doğru Okumak
Ödeme emri elinize ulaştığında önce takibin türü, alacağın dayanağı ve süreler kontrol edilmelidir. Tebliğ tarihi, itiraz ve mal beyanı sürelerinin başlangıcı olduğundan bu tarih net biçimde saptanmalıdır. Tebligatın gecikmesi ya da usule aykırı yapılması, borçlunun süreyi kaçırmasına yol açan en sık nedenlerdendir; bu durumda tebligatın geçerliliği ayrıca tartışılabilir.
İkinci Adım: İtirazın Kapsamını Belirlemek
İlamsız takipte, süresi içinde icra dairesine yapılan itiraz takibi kendiliğinden durdurur. Ancak neye itiraz edildiği açıkça yazılmalıdır:
- Borcun tamamına mı yoksa bir kısmına mı
- Faiz oranına ya da işlemiş faize
- İcra dairesinin yetkisine
Kısmi itirazda, kabul edilen tutar için takip yürümeye devam eder.
Üçüncü Adım: Duran Takip Karşısında Alacaklının Yolu
İtirazla duran takibi sürdürmek isteyen alacaklının önünde iki seçenek vardır: elinde belirli nitelikte belge varsa icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemek; belgeye dayanamıyorsa genel mahkemede itirazın iptali davası açmak. Borçlunun savunması da buna göre şekillenir.
Dördüncü Adım: Mal Beyanı Yükümlülüğü
Takip kesinleştiğinde borçlu, yasal süre içinde mal beyanında bulunmak zorundadır. Beyanda taşınır, taşınmaz, alacaklar ve geçim kaynağı gösterilir. Beyanın hiç verilmemesi veya gerçeğe aykırı düzenlenmesi ayrı sorumluluklar doğurabilir; var olmayan bir malı bildirmek de risklidir.
Her takip, dayandığı belgeye ve tebligatın durumuna göre farklı bir savunma gerektirir. Özellikle süreyi kaçırdığınızı düşündüğünüz bir dosyada, tebligatın geçerliliğini bir hukukçuyla teyit etmeniz önemlidir.