Sözleşmeye aykırılıktan doğan tazminat taleplerinde dosyanın kaderini çoğu zaman hesap tekniği değil, zamanın nasıl yönetildiği belirler. Alacağın hangi tarihte muaccel olduğu, hangi kalemin ne zaman istenebilir hâle geldiği ve davanın hangi mahkemeye açıldığı; hesaplama kadar, hatta ondan önce çözülmesi gereken sorulardır. Bu rehber, zamanaşımı ile tazminat hesabının kesiştiği noktaya odaklanır.
Zamanaşımı ile Hak Düşürücü Süreyi Karıştırmamak
Türk Borçlar Kanunu sisteminde zamanaşımı, borcu sona erdirmez; karşı taraf ileri sürerse alacağın dava yoluyla elde edilmesini engeller. Hak düşürücü süre ise hakkın kendisini ortadan kaldırır ve hâkim tarafından kendiliğinden gözetilir. Ayıplı ifa, sözleşmeden dönme ya da seçimlik hakların kullanılmasında bu ayrım pratik sonuç doğurur: ilkinde def'i beklenirken, ikincisinde davanın esasa girilmeden reddi gündeme gelir. Dosya açılırken her talep kalemi için hangi rejimin geçerli olduğu ayrı ayrı işaretlenmelidir.
Sürenin Başlangıcı: Hangi Tarih Esas Alınacak?
Uygulamadaki tartışmaların çoğu, sürenin işlemeye başladığı ana ilişkindir. Aşağıdaki tarihlerin tek bir tabloda toplanması, sonradan yapılacak savunmayı da güçlendirir:
- Sözleşmenin kurulduğu ve ifa zamanının kararlaştırıldığı tarih.
- Borcun muaccel hâle geldiği, yani istenebilir olduğu an.
- Ayıbın ya da aykırılığın fark edildiği ve karşı tarafa bildirildiği tarih.
- İhtarname, protesto veya kısmî ödeme gibi süreyi etkileyen işlemler.
- Dava ya da icra takibiyle sürenin kesildiği an.
Görevli Mahkeme Tazminat Kaleminden Bağımsız Değildir
Aynı sözleşmeden doğan talep, tarafların sıfatına göre farklı mahkemelerin önüne gider. İlişki tüketici işlemi niteliğindeyse TKHK uyarınca tüketici mahkemesi, iki tacir arasındaki ticari iş söz konusuysa asliye ticaret mahkemesi, bunların dışında kalan hâllerde asliye hukuk mahkemesi devreye girer. Görev kuralı kamu düzenindendir; yargılamanın ileri aşamasında verilecek görevsizlik kararı, emek ve zaman kaybının ötesinde süre bakımından da tehlikelidir.
Yetki Sözleşmesine Güvenmeden Önce
Ticari nitelikteki ilişkilerde taraflar yetkili mahkemeyi kararlaştırabilir; ancak bu imkân her ilişki için geçerli değildir ve tüketici işlemlerinde sınırlıdır. Sözleşme metnindeki yetki hükmüne dayanarak açılan dava, yetki itirazıyla karşılaşırsa dosya başka şehre gider ve takvim yeniden kurulur. Bu nedenle dava öncesinde yetki hükmünün geçerliliği ayrıca değerlendirilmelidir.
Hesap Kalemlerini Süreye Göre Ayırmak
Tazminat talebi genellikle tek bir kalemden oluşmaz: müspet zarar, menfi zarar, gecikme faizi ve yan giderler farklı başlangıç tarihlerine bağlanabilir. Dönemsel edimlerde her dönem için ayrı bir sürenin işlediği gözden kaçarsa, geçmişe dönük istemin bir bölümü zamanaşımı def'iyle eriyebilir. Bu riski azaltmanın yolu, dilekçede kalemleri tarih aralıklarıyla ayrıştırmak ve belirsiz alacak ile kısmî dava tercihinin sonuçlarını baştan değerlendirmektir.
Yukarıdaki çerçeve genel bilgilendirme amacı taşır. Sözleşmenin türü, tarafların sıfatı ve yazışmaların içeriği süre hesabını değiştirebileceğinden, dosyanın somut belgeleri üzerinden hukuki değerlendirme alınması önerilir.